imkansız ile cümle
imkansız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Kopyalanması neredeyse imkansız.Kaiverrettujen muotojen jäljittely on melkein mahdotonta.
Örneğin, Walt Disney, 1956 yılında makul imkansızı konuştu.Friedrich Jungheinrich keksi vuonna 1956 työntömastotrukin.
"İmkânsız Nasıl Mümkün Oldu?Se osoittautui mahdottomaksi.
Haftalık olarak yayımlanan Küçük Mecmua, maddi imkânsızlıklardan ötürü zamanla aksadı.Kerran viikossa ilmestynyt pienilevikkinen lehti lopetettiin taloudellisesti kannattamattomana.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Miesseurassa hän oli maineestaan mustasukkainen.
Ortak kültürel unsurlarının bunların hangisinden geldiğini belirlemek neredeyse imkansızdır.On yhä vaikeampi erottaa mitkä kulttuurivaikutteet on peräisin mistäkin..
Bunu yapmak neredeyse imkansız.On lähes mahdotonta tehdä näin.
Orada yaşamayı imkansız bulacaksın.Tulet huomaamaan, että siellä on mahdotonta elää.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Ταινίες σαν αυτή δεν είναι απλώς δύσκολο να γίνει, αλλά σχεδόν αδύνατο να γίνει καλά».
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Η Λουτσία του λέει ότι αυτό είναι αδύνατο.
Sihirbazlar imkansız olan şeyi yapmıyorlar, sadece yapıyormuş gibi görünmelerini sağlıyorlar.Δεν κάνουν κάτι αδύνατο, αλλά απλά φαίνεται πως το καταφέρνουν.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Η είσοδος είναι αδύνατη.
Kadın: Bu, imkânsız.Εδώ είναι αδύνατο.
Bu teknolojilerin günümüz için imkânsız olmasına rağmen gelecekte mümkün olabileceği anlatılır.Ωστόσο, με τα τεχνολογικά δεδομένα της εποχής μας, δεν φαίνεται προς το παρόν εφικτό κάτι τέτοιο.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Τέτοιου είδους συνακροάσεις είναι σχεδόν αδύνατον να ανιχνευθούν.
Her üç problemin de genel olarak imkansız olduğu artık kanıtlanmıştır.Οτιδήποτε πάνω από τρία επίπεδα, ωστόσο, αποδείχθηκε να είναι φυσικά ανέφικτο.
Bu nedenle kokunun objektif ve analitik olarak ölçülmesi imkânsızdır.Λόγω αυτού, μια αντικειμενική και αναλυτική μέτρηση της οσμής είναι αδύνατη.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Με αυτό τον τρόπο οι λεπίδες ουσιαστικά ήταν αδύνατο να αποκολληθούν.
"Ama bu imkansız." diye devam etti Sam."Δεν έβγαινε σωστό," λέει η Lee.
Bir ay içinde İngilizce öğrenmek imkansızdır.Δεν είναι δυνατόν να μάθεις την αγγλική γλώσσα σε έναν μήνα.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Når han fastslår at noget er umuligt, tager han med stor sandsynlighed fejl.
Bob'un kendisi ölçüm yapana kadar, nasıl bir sonuç elde edileceğini tahmin etmek imkansızdır.Det er først, når hun har fået at vide hvad Bob har målt, at der kan konstateres en korrelation.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Det er ganske umuligt for mig at sige noget derom.
Kadın: Bu, imkânsız.Men det er umuligt.
“Ama bu imkansız.” dedim."Intet er umuligt", sagde han.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Men flere faktorer har gjort dette usandsynligt.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Derfor er det i praksis umuligt at betale al gæld tilbage.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Et kærlighedsdrama om den umulige kærlighed mellem et søskendepar.
Ordunun ikmali imkânsız hâle geldi.Før virkede hærens handlinger mere tilfældig.
O benim dağa tek başıma tırmanmamın imkansız olduğunu düşünüyor.Han tror det er umuligt for mig at bestige bjerget alene.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Når han fastslår at noe er umulig, tar han med stor sannsynlighet feil.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Dette er nesten umulig å dra av.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Kniping var derfor umulig i blysats.
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Konsekvensen vurderes til å være «ubetydelig».
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.Det er umulig å si noe om akkurat nå.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Både kongen og regjeringen innså at fortsatt motstand var nytteløst.
Bununla birlikte bu misyon, görevi başarıya ulaşmasını neredeyse imkansız görüyordu.Etter denne kampen så det nesten umulig ut å nå EM.
Yani düzenin dışına çıkmak imkânsızdır.Det er umulig å rive seg løs.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Hoff mente derinot at dette var en umulighet.
Bozgun çok açıktı; böylece Boemondo'nun tasarladığı büyük doğu Haçlılar prensliği imkansız hale geldi.Det umuliggjorde det store østlige fyrstedømmet som Bohemond hadde drømt om.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Charteret er blitt beskrevet som organisasjonens grunnlov.
1985 yılında maddî imkânsızlıklardan dolayı kapandı.I 1985 ble det slutt på kommersiell selfangst.
Her kademede eğitim gittikçe zorlaşıp imkânsız hale geliyordu.Kravene fra foreningen ble stadig vanskeligere å imøtekomme.
Birisinin aynı anda hem Hristiyan hem de Yahudi olması imkânsızdır."Tidak mungkin seseorang menjadi Kristen dan Yahudi bersamaan."
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Film seperti ini tidak hanya sulit dibuat, tetapi hampir tidak mungkin."
"Akıl" ın bilimsel bilgisi çok metafizik olarak kabul edildi, bu nedenle ulaşılması imkansızdı.Pengetahuan ilmiah dari "pikiran" dianggap terlalu metafisik, maka mustahil untuk dicapai.
Hitler, imkânsız bir görev olan Tuna Nehri'ni geri alma konusunda direndi.Hitler memaksakan suatu tugas yang tidak mungkin untuk menduduki kembali sungai Danube.
Daha genel olarak, bilginin ya da enerjinin c'den daha hızlı hareket etmesi imkansızdır.Lebih umum, biasanya tidak mungkin untuk informasi atau energi untuk melakukan perjalanan lebih cepat dari c.
Genç Dryas'ın soğuk ve kurak dönemlerinde, herhangi bir yere kalıcı olarak yerleşmek imkânsızdı.Selama periode Younger Dryas yang dingin dan kering, tempat tinggal permanen di suatu lokasi adalah mustahil.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Jadi mustahil untuk memakai dayung.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Namun Abraham mengatakan hal itu tidak mungkin terjadi.
Artık barıştırılmaları imkânsızdı.Segala kemungkinan damai tertutup sekarang.
Ancak Japonların böyle bir şeye kalkışmalarının imkânsız olduğu sanılıyordu.Mereka beranggapan Jepang mustahil dapat membangun pesawat seperti itu.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Ia terkenal untuk Hukum Abeggnya.
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Trulli lantas menyebut hasil tersebut sebagai hasil yang "tidak dapat dipercaya".
Fakat burası daha önce hiç rastlamadığı bir yapıdadır ve içerisinde ilerlemek neredeyse imkansızdır.Suatu prestasi yang belum pernah terjadi sebelumnya dan sangat sulit terulang kembali hingga sekarang ini.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Normalnya pemandangan seperti ini hampir mustahil dijumpai.
Kış zamanında, Akdeniz’den tekne geçimi imkansız olduğunda destek eksik kalıyordu.Jika angin barat laut bertiup kencang pada musim dingin, kapal-kapal tidak dapat berlabuh ke dalam dermaga.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Utang tanpa jaminan hampir sulit diperoleh.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Adalah skandal memiliki skandal.