imkansız ile cümle

imkansız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Ben onun imkansız olduğunu bilirim.Я знаю, що це неможливо.
Nietzsche, uzun süreli çalışmayı imkansız kılan, uzun ve acılı hastalık atakları yaşamaya devam etti.Nietzsche ovšem stále zápasil s vracejícími se bolestivými záchvaty, které znemožňovaly delší práci.
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Jediný způsob, jak se můžeme dostat za hranice možného, je ponořit se do nemožného.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Když o něčem prohlásí, že to možné není, zajisté se mýlí.
İmkansızlıklar nedeniyle Kolombiya'da ağır yenilgiler aldı ve Jamaika'ya gitmek zorunda kaldı.Pokusil se porazit Španěly ve Venezuele, ale byl donucen se stáhnout do Kolumbie a pak na Jamajku.
Mali imkansızlıklar yüzünden proje uzun süre hayata geçirilemedi.Kvůli finanční krizi nežila rodina na Újezdě dlouho.
Yine de uzun süre havada kalmaları imkânsızdır.Není možno jej dlouho ponechat na slunci.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Kartu není možné zkopírovat.
Çete üyeleri, birkaç tane NBA oyuncusunun yeteneğini çaldığı için, yenilmeleri imkansızdır.Kvůli ztrátě pověsti, mnoho skvělých hráčů z NBA odmítlo účast v reprezentaci.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Neúspěch je tu téměř nemožný.
Kuşatmacı Haçlı ordusunu levazım ve ıaşesi imkansız hale geldi ve kuşatmacı Haçlı ordusunda açlık başladı.Obléhání skončilo katastrofou a křižáci trpěli strašným hladem.
Ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle 1 sene sonra ayrılmak zorunda kaldı.Provoz ale musel o rok později z finančních důvodů ukončit.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Ovšem jejich vztah je poznamenán vypravěčovou žárlivostí.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Bethe dokázal, že to není možné.
Bunun imkansız olduğu ancak günümüz şartlarında anlaşılacaktı.Dosáhnout více, však bylo za daných okolností nemožné.
Sono bu sonucu ''imkansız'' olarak değerlendirdi.Prohlásil dokonce, že jeho výsledky byly „nemožné“.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Filmele de acest gen nu sunt deloc greu de realizat, dar sunt aproape imposibil de realizat cum trebuie.”
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Când afirmă că ceva e imposibil, foarte probabil că se înșeală.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Dar întoarcerea e imposibilă.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Dacă nu sunt reparate în timp util, ele devin neutilizabile.
“Ama bu imkansız.” dedim.M-am încredințat însă că aceasta e imposibil”.
Mümkünatın hudutlarını keşfetmenin tek yolu, imkânsız alana taarruza geçmektir.Singura cale de a descoperi limitele posibilului este de a te aventura dincolo de ele, în imposibil.
Hitler, imkânsız bir görev olan Tuna Nehri'ni geri alma konusunda direndi.Germanii au mai contraatacat o dată, Hitler insistând pe sarcina imposibilă de recucerire a Dunării.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Realizează că este gelos pe tânărul din tablou.
Bu yüzden çıplak tekilliklerin olması imkansızdı.Din acest motiv, atacurile de precizie erau imposibile.
İmkansız Poetika.Poezii inedite.
Hayır, imkânsız !Nu se poate!
Bazı durumlarda kanserli dokuyu cerrahi müdahale ile çıkartmak imkânsız olabilir.În unele cazuri, eliminarea chisturilor se realizează prin intervenție chirurgicală.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Tactica de învăluire era imposibilă.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Sicran le explică imposibilitatea acestui demers.
Bir ayda işi tamamen bitirmek imkansız.Este absolut imposibil să termin treaba într-o lună.
Anladığım kadarıyla, öylesine bir plan imkansızdır.Din câte văd eu, un asemenea plan este imposibil.
Onun teoriyi anlamasını sağlamak imkansızdır.Este imposibil să îl fac să înțeleagă teoria.
Sen imkansızı yapmamı rica ediyorsun.Îmi ceri să fac imposibilul.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Arcképét felvázolni szinte lehetetlen.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Hogy sikere lesz-e, nem tudom – őszintén szólva nem nagyon érdekel; végül kiknek nem tetszik majd?
Böylelikle 16 parçadan oluşan büyük bir grubu geçindirmek, finanse etmek imkânsız bir hale geldi.Megnézzük, hogy van-e elég tizenhatos ahhoz, hogy egy nagyobb egységet képezzen.
Kadın: Bu, imkânsız.Ez viszont lehetetlen.
Akorları değiştirmek başlarda imkansız görünüyordu.Kezdetben változtatások nélkül üzemeltek.
Hayır, imkânsız !Lehetetlen. .
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.Emellett digitális aláírásra is képes.
Werther’in bu acıya dayanması ise imkânsızdır.Werther csalódására azonban ez a szerelem beteljesületlen marad.
“Ama bu imkansız.” dedim."Az nem lehet..."
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Ez azt jelenti, hogy a teljes kipusztítás szinte lehetetlen.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Ámbár tudják, hogy szerelmük lehetetlen.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Több tényező is van, ami miatt ez nem lehetséges.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Robert Weinberg szerint ez lehetetlen.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.A folyamat leállítása lehetetlen volt.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Mindkét ország kormányának tudnia kell, hogy az ellenállás reménytelen.
Araştırmacılar kurbanların gerçek sayısının kaç olduğunun bilinmesinin imkansız olduğunu söyledi.A kutatók nem értenek egyet abban, hogy e családnak hány faja is volt valójában.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Közben szerelmi élete is felélénkül.
Bu tarz sistemlerde büyük ölçekli vektör yok oluşu, neredeyse imkansızdır.Ekkora gőznyomás észlelése csaknem lehetetlen.
Lucia bunun imkânsız olduğunu söyler.Maléter lassan látta be, hogy ez lehetetlen.
Kaybolmak tamamen imkânsızdır, sadece yürüyerek Peak Tram İstasyonu'na ulaşılabilir.A vízesést csak gyalogosan lehet megközelíteni egy közúti forgalom elől elzárt útszakaszon keresztül.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Sehän on loistava tilaisuus paeta vankilasta.
Kadın: Bu, imkânsız.Se on mahdotonta.
Hayır, imkânsız !Ei onnistu!
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Tyrell kertoo sen olevan mahdotonta.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Tämä tekee liikkeelle lähtemisen lähes mahdottomaksi.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Kuningas sanoi olevansa valmis vastarinnan lopettamiseen.

İlgili Sayfalar