imkansız ile cümle

imkansız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Çünkü Angband, Ered Engrin’in kuzey tarafındaydı ve oraya ulaşmak imkânsızdı.Na północny zachód od nich znajdowało się pasmo Ered Engrin.
Ordunun ikmali imkânsız hâle geldi.Żołnierze obu armii nie śpieszyli się.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.To jest jego niezbywalne prawo.
Eğer zamanda yolculuk saati mümkün hale getirirse, zamanda yolculuğun kendisi imkânsız olur.Z punktu widzenia podróżującego taka podróż byłaby natychmiastowa.
Bu da dijital imzaların kullanılmasını imkansız kılar.Niedopuszczalne jest także zastosowanie ich przed dyrektywami językowymi.
Ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle 1 sene sonra ayrılmak zorunda kaldı.W rok później zdezerterował w wyniku wyczerpania psychicznego.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Kobieta ma jednak inną miłość.
Bu yüzden imkansız harita bulunmamaktadır (Olasılık bulunduran haritalar bulunabilir).To znaczy, że nie wysyła on żadnych pakietów (które mogłyby zostać wykryte).
Deneysel fizikteki dersleri sırasında, en basit uygulama ekipmanını kullanmak bile neredeyse imkânsızdı.Najwłaściwszym było podczas pouczania zastosowanie stylu prostego.
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.När han påstår att något är omöjligt, har han troligtvis fel.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.Därmed gjordes alla kompromisser omöjliga.
Zuroff, Suriye'de iç savaş nedeniyle, Brunner'in mezarının tam yerinin bilmenin imkansız olduğunu söyledi.Enligt Zuroff har det syriska inbördeskriget gjort det omöjligt att exakt lokalisera Brunners gravplats.
“Ama bu imkansız.” dedim.("Det är omöjligt!")
Kadın: Bu, imkânsız.Det är omöjligt.
Yumurtlama olmayacağından da hamilelik imkânsızdır.Vad är sannolikheten att äpplet inte faller?
Kıyafetlere geldiği takdirde bu kokuyu tekrar kıyafetlerden yok etmek imkânsızdır.Får man detta sekret på kläderna kan det vara svårt att få bort lukten.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Flera saker uppdagas som visar att saker och ting inte är som de verkar.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Detta har de berättat om i boken Impossible Love.
Tommy Jarvis çocukken imkansız bir şeyi başarmıştı.Judy Garland hade redan som barn mycket talang.
Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkânsız değildir."I traditionell trosuppfattning är han heller inte möjlig att personifiera.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Det blir en stor skandal.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Nick klargör att detta är omöjligt.
"Ama bu imkansız." diye devam etti Sam.Det kommer bara inte att ske”, sa Ingo.
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Inspelningar är alltid svåra men vi klarade av det.")
Gerçekten brick hale gelmiş cihazlarda tamir çok zordur ya da imkansızdır.Evakuering och materialtransporter gjordes mycket svåra eller helt omöjliga.
"İmkansızı mümkün hale getiren adam" olarak bilinir.Han har blivit kallad "De omöjliga objektens fader".
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Att sova lugnt var nästan omöjligt.
Buna ek olarak, pek çok cinsel poz imkansızdır.Крім того, неможливі немала кількість сексуальних позицій.
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.Існують багато різних методів доказу неможливості чого-небудь.
Daha genel olarak, bilginin ya da enerjinin c'den daha hızlı hareket etmesi imkansızdır.Взагалі, інформація або енергія не може передаватися швидше, ніж c.
“Ama bu imkansız.” dedim.Це неможливо зробити".
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Якщо ж він стверджує, що щось неможливе, він скоріше за все помиляється.
Bu yüzden "çemberi karelemek" terimi, "imkansızı yapmak" anlamında kullanılır.Через це фраза «квадратура круга» часто використовується у сенсі «робити щось неможливе».
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Монтроз заявив, що це неможливо.
Genelde imkânsızı başaran adam olarak tanınır.Повний граф зазвичай позначається Kn.
Kadın: Bu, imkânsız.Це неможливо.
Bu imkansızdır demek skandal olur.Це мав би бути грандіозний скандал.
İkinci açıdan ise bu bir yargıç kararının temyiz yoluyla geri çevirilmesini imkansızlaştırır.У цей момент голос судді повертає її до дійсності.
Dizi kuramsal fizikçi Michio Kaku ve onun kitabı "İmkansız Fizik"i barındırıyor.Серії створюються фізиком Мітіо Каку, їх основою є його книга Physics of the Impossible.
Bu sebeple "İmkansızlıklar Dedektifi" diye de anılır.Також відомий під назвою «Дефективний детектив».
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Якщо на вигляд вона важка, значить виконати її абсолютно неможливо.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Усунути всі ці неузгодженості просто неможливо.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Але ця вимога Закону стосовно нього виконана не була.
Tommy Jarvis çocukken imkansız bir şeyi başarmıştı.Тому Хазал з дитинства не знала великих проблем.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Перерахунок на сучасну вартість практично неможливий.
İmkansız Poetika.Невідома поезія.
Ancak Sovyetlerin askerî zayıflığı nedeniyle açıktan yüzleşmek o dönem için imkânsızdı.Можливо, це було через його низку військових невдач на той час.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Можливо, йому це не до вподоби, але Тобі єдиний, хто може стримати її.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Тюрма, з якої неможливо втекти.
Ölmeleri imkansızdır.Знищити їх неможливо.
Malign tümörü oluşturan hücreler o kadar farklılaşmışlardır ki orijinlerinin ne olduğunu söylemek imkânsızdır.Деякі рослини так видозмінились, що важко навіть визначити їх предків.
Fakat yamakların uslanması imkansızdı.Звертатися до окремих пікселів було неможливо.
Ona hayatını geri verebilecek son bir iş; tabi eğer imkânsız “başlangıç”ı tamamlayabilirse.Це гарна можливість закінчити своє життя, чи, може, почати нове?
O imkansız değil.Це не неможливо.
Zor olacak ama imkansız değil.Це буде складно, але не неможливо.
Bu benim için imkansız.Для мене це неможливо.
Onun imkansız olduğunu biliyorum.Я знаю, що це неможливо.
Rusça öğrenmesi zor, kaybetmesi kolay ve unutması imkansız.Російську мову важко вивчити, легко загубити, - та неможливо забути.
Bunu tamir etmek imkansız.Це неможливо полагодити.
Bu imkansız değil.Це не неможливо.

İlgili Sayfalar