imkansız ile cümle

imkansız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Pratik olarak kusursuz bir dengeyi sağlamak hemen hemen imkânsızdır.فمن المستحيل - من الناحية النظرية- أن يكون أداء النظام الحقيقي أفضل من المثالي.
“Ama bu imkansız.” dedim."هذا ممكن."
Bir şeyin imkansız olduğunu kanıtlamanın çeşitli yolları vardır.هناك العديد من الطرق لإداء اختبار تحيز عدم الاستجابة.
Öldürücü madde, kurtarıcı tedavi uygulanması imkânsız olan hastaya doğrudan verilir.عندما تكون موافقة المريض غير متوفرة يسمى القتل الرحيم غير الطوعي.
Tom'un sınavı geçmesi imkansız.مستحيل ان يتجاوز توم الامتحان
Böyle filmler yapmak hiç de zor değil; ama iyi yapmak neredeyse imkansız," dedi.Filmes como este não são apenas difíceis de fazer, mas quase impossível de fazer bem."
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Quando ele diz que algo é impossível, ele está muito provavelmente errado.
“Ama bu imkansız.” dedim.“Não é possível”, pensei.
Kablosuz transfer kabloların bağlantısının uygunsuz, tehlikeli ve imkânsız olduğu durumlarda kullanışlıdır.Transmissão sem fio é útil em casos onde interconectar fios metálicos é inconveniente, perigoso ou impossível.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.King percebeu que vingança não era a resposta.
Oradaki kuvvetlere silah ve cephane yollamak imkansız gibiydi.Isso significava que era impossível reabastecer as tropas com armas e munição.
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Tyrell diz-lhe que é impossível.
Bu manipülasyonlar sömürü tehdidini hafifletebilir, ancak imkansız hale getiremezler.Essas manipulações podem mitigar a ameaça de exploração, mas não pode fazê-la se tornar impossível.
Çünkü bu imkânsız.Porque era impossível.
Kadın: Bu, imkânsız.Isso é impossível.
Eğer zamanda yolculuk saati mümkün hale getirirse, zamanda yolculuğun kendisi imkânsız olur.Acreditando na possibilidade de poder viajar no tempo, Dr.
Eğer su geçirmez hale getirilirse, kullanmak imkansız hale gelir.Mas se for atirada para dentro de água, a sua trajetória torna-se imprevisível.
Ama onlarınki imkânsız bir aşk gibidir.Dez anos depois, este parece ser um amor impossível.
Bunun hakkında konuşmak bile imkansız.É impossível dizer qualquer coisa sobre ela.
Şu anda bu yerde cami olmasa bile, kahisnel vahiy gelmeden Tapınağın tekrar inşası imkansızdır.O pouco que resta dele torna impossível a reconstrução do templo.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Era a personificação da lei.
Bu sebeple de her türlü anlaşma imkânsız hale geldi.A relação deles torna-se impossível.
Biliyorum, bunu başarmak neredeyse imkânsız, kim umursar ki?Não quero saber quem começou, mas é bom pararem de se encostar.
Türü ehlileştirmek imkansız ve tehlikelidir.Este modo de viajar é ilegal e extremamente perigoso.
İmkansızı başarmıştır tanrıça; iktidarı için, halkı için...Nas casas, que Deus permitiu elevar a honra; para a celebração, neles, de Seu nome.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Trata-se de uma dimensão de onde é impossível se escapar.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.Het 'terugdraaien' is dus bijna onmogelijk geworden.
Bunların durdurulması neredeyse imkânsız gibidir.Ontsnappen werd zo vrijwel onmogelijk.
The Impossible Voyage (Türkçe: İmkansız Yolculuk), 1904 yılı Fransa yapımı sessiz film.Le voyage à travers l'impossible is een Franse stomme film uit 1904.
“Ama bu imkansız.” dedim.Het is onmogelijk."
Hayır, imkânsız !Dat kan niet!
Aynı kişi bir şeyin imkânsız olduğunu iddia ettiğinde ise, büyük olasılıkla yanılıyordur.Wanneer hij beweert dat iets onmogelijk is, heeft hij hoogstwaarschijnlijk ongelijk".
Arbogast Norman’ın annesini görmek ister, Norman bunun imkânsız olduğunu söyler, Arbogast kuşkulanır.Arbogast wil ook Normans moeder ondervragen, maar Norman weigert, omdat ze volgens hem ziek is.
İmkansız Poetika.Utrechtse gedichten.
Her ikisini dengelemenin "son derece zor, neredeyse imkansız" olduğunu ifade etmiştir.De balans tussen beide was echter wel "ongelofelijk moeilijk".
Fakat Rocco bunun imkansız olduğunu söyler.Volgens Rosen is dat niet mogelijk.
Fakat bunun kanunen imkânsızlığı kendisine anlatıldı.Deze omstandigheid is niet bij wet bepaald.
Öğlen uykusuna yatmak için gölgeli köşe bulabilmak imkânsizdir.De schildpad kan urenlang onderwater blijven tijdens de slaap.
Kral da direnişin imkânsız olduğunu anladı.Het stadsbestuur zag in dat weerstand bieden geen zin had.
Burası kaçması imkânsız bir hapishanedir.Ontsnappen was een onmogelijke zaak.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Dit exemplaar is bijna niet te vinden.
Gerçekten brick hale gelmiş cihazlarda tamir çok zordur ya da imkansızdır.Kraken en herkraken kon door antikraak moeilijk of praktisch onmogelijk gemaakt worden.
Onun huyunu anlayabilmek neredeyse imkânsızmış.Zijn emotie is niet moeilijk te begrijpen.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Kandaulus kan zijn jaloezie nauwelijks onderdrukken.
Kadın: Bu, imkânsız.Dat is onmogelijk.
Goro Butterfly'a laf anlamayı nerede imkânsız bulmaktadır.Dendrocoryne De betekenis van de botanische naam Tropilis is onduidelijk.
Bir defa tahta oturan şehzadeyi oradan atmak neredeyse imkansızdı.In een loopgraaf vuren was daardoor vrijwel onmogelijk.
150 yaşına kadar yaşamak neredeyse imkansız mı?Is het bijna onmogelijk om te blijven leven tot je 150 bent?
Her ne kadar onunla arkadaş kalmaya çalıştıysam da, bu imkânsız görünüyordu.Hoewel ik geprobeerd heb vrienden met haar te blijven, bleek dit onmogelijk.
İki şeyi aynı anda yapmak imkânsızdır.Het is onmogelijk twee dingen tegelijk te doen.
İmkansız gibi görünüyor.Het lijkt onmogelijk.
“Ama bu imkansız.” dedim.Lecz może byłoby to niemożliwe”.
Kıskanç erkek arkadaşına durumu anlatmak imkânsızdır.Nie udaje mu się jednak zmylić zazdrosnego męża.
Hayır, imkânsız !Nie da się!
Ancak iki su bendi, bundan sonrasına su taşıtlarıyla geçişi imkânsız kılmaktadır.伊豆能売) Następnie, podczas mycia wodą dolnych części ciała, zrodziło się dwóch bogów: Sokotsuwatatsumi (jap.
Anlatılanların imkânsız olduğunu düşünüyordu, annesi ve kardeşinin Doriath'da olduğunu duymuştu.Dowiedział się od Aeriny, że jego matka i siostra wyruszyły do Doriathu.
Belirli tip yanlışlıklardan meydana gelen hataları bir daha oluşmalarını imkansız kılarak yok ederler.Będą starać się aby nie powtórzyły się błędy popełnione w przeszłości.
Fakat aynı zamanda imkansız bir aşkın pençesine düşecektir.Znów pojawia się wątek niemożliwej miłości.
Geri ödeme hemen hemen imkânsızdır.A więc wielobóstwo jest zgoła niemożliwe.
Kopyalanması neredeyse imkansız.Odzyskanie kamer okazało się niemożliwe.

İlgili Sayfalar