İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Položil jsem svůj život v boji proti bezvěrcům."
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Položil som svoj život v boji proti neveriacim."
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Saya telah menyerahkan hidup saya melawan para kafir.
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Έδωσα τη ζωή μου, πολεμώντας τους άπιστους.
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Отдадох живота си в борбата срещу неверниците."
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Я поклав своє життя у боротьбі проти невірних".
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"Я положил жизнь в бою с нечестивыми".
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"מסרתי את חיי במלחמה נגד הכופרים."
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"لقد وهبت حياتي لقتال الكفار."
İmansızlarla savaşta hayatımı verdim"すると神様は僕の意図を読み取り
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Ale o zaslíbení Božím nepochyboval z nedověry, nýbrž posilnil se věrou, dav chválu Bohu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.a nepochyboval o zasľúbení Božom v nevere, ale bol posilnený vo viere dajúc slávu Bohu
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Az Istennek ígéretében sem kételkedett hitetlenséggel, hanem erõs volt a hitben, dicsõséget adván az Istennek,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.glede na obljubo Božjo pa ni dvomil v nejeveri, temuč ojačil se je v veri, in davši čast Bogu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Han tvivlade icke på Guds löfte i otro, utan blev fastmer starkare i sin tro; ty han ärade Gud
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Hij klemde zich vast aan de belofte van God. Zijn vertrouwen bleef sterk en hij gaf God alle eer.
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.믿음이 없어 하나님의 약속을 의심치 않고 믿음에 견고하여져서 하나님께 영광을 돌리며
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.men om Guds Forjættelse tvivlede han ikke i Vantro, derimod blev han styrket i Troen, idet han gav Gud Ære
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.mutta Jumalan lupausta hän ei epäuskossa epäillyt, vaan vahvistui uskossa, antaen kunnian Jumalalle,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.O obietnicy tedy Bożej nie wątpił z niedowiarstwa; ale się umocnił wiarą i dał chwałę Bogu,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.på Guds løfte tvilte han ikke i vantro, men blev sterk i sin tro, idet han gav Gud æren
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Per la promessa di Dio non esitò con incredulità, ma si rafforzò nella fede e diede gloria a Dio
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.В обітуваннї ж Божім не сумнив ся невіруваннєм, а покріпшав вірою, давши славу Богові,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.не поколебался в обетовании Божием неверием, но пребыл тверд в вере, воздав славу Богу
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.Това пък, че му се вмени за правда, не се написа само за него,
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.ולא חלק לבו בהבטחת האלהים כחסר האמונה כי אם התחזק באמונתו ויתן כבוד לאלהים׃
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.ولا بعدم ايمان ارتاب في وعد الله بل تقوّى بالايمان معطيا مجدا للّه.
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.並 且 仰 望 神 的 應 許 、 總 沒 有 因 不 信 、 心 裡 起 疑 惑 . 反 倒 因 信 、 心 裡 得 堅 固 、 將 榮 耀 歸 給 神
İmansızlık edip Tanrının vaadinden kuşkulanmadı; tersine, imanı güçlendi ve Tanrıyı yüceltti.並且 仰望 神 的 應許 、 總沒 有 因 不 信 、 心裡起 疑惑 . 反倒 因 信 、 心裡 得 堅固 、 將榮耀歸 給神
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.A neučinil tam mnoho divov, pre ich neveru.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.E não fez ali muitos milagres, por causa da incredulidade deles.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.E non fece molti miracoli a causa della loro incredulità
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Et il ne fit pas beaucoup de miracles dans ce lieu, à cause de leur incrédulité.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Hij deed daar niet veel wonderen, omdat zij geen vertrouwen in Hem hadden.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.I neučinil tu mnoho divů, pro nevěru jejich.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.I nie uczynił tam wiele cudów dla niedowiarstwa ich.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.In ni storil ondi mnogo čudežev zavoljo njih nevere.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Ja heidän epäuskonsa tähden hän ei tehnyt siellä monta voimallista tekoa.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.저희의 믿지 않음을 인하여 거기서 많은 능력을 행치 아니하시니라
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Maka itu Yesus tidak mengerjakan banyak keajaiban di situ sebab mereka tidak percaya
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Nem is tõn ott sok csodát, az õ hitetlenségök miatt.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Och för deras otros skull gjorde han där icke många kraftgärningar.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Ở đó , Ngài không làm nhiều phép lạ , vì chúng không có lòng tin .
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Ở đó, Ngài không làm nhiều phép lạ, vì chúng không có lòng tin.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Og han gjorde ikke mange kraftige Gerninger der for deres Vantros Skyld.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Og han gjorde ikke mange kraftige gjerninger der, for deres vantros skyld.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Şi n'a făcut multe minuni în locul acela, din pricina necredinţei lor.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Und er tat daselbst nicht viel Zeichen um ihres Unglaubens willen.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Y no hizo allí muchos milagros a causa de la incredulidad de ellos
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.Και δεν εκαμεν εκει πολλα θαυματα δια την απιστιαν αυτων.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.И не извърши там много велики дела, поради неверието им.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.И не совершил там многих чудес по неверию их.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.І не зробив там многих чудес через недовірство їх.
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.ולא עשה שם גבורות רבות מפני חסר אמונתם׃
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.ولم يصنع هناك قوات كثيرة لعدم ايمانهم
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.耶 穌 因 為 他 們 不 信 、 就 在 那 裡 不 多 行 異 能 了
İmansızlıkları yüzünden İsa orada pek fazla mucize yapmadı.耶穌因為 他 們 不 信 、 就 在 那 裡 不 多 行異 能 了
Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, üstelik imansızlar önünde!Ale bratr s bratrem soudí se, a to před nevěřícími?
Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, üstelik imansızlar önünde!Ale brat s bratom sa súdi, a to pred neveriacimi!
Kardeş kardeşe karşı dava açıyor, üstelik imansızlar önünde!Ale się brat z bratem prawuje, i to przed niewiernymi?