Tamamen dürüst olmak gerekirse, neden daha ileri gidemediğini bilmiyorum.J'espère que cela explique clairement pourquoi je ne peux plus continuer.
Bu taş temellerin bir savunma duvarına ait olduğu ileri sürülmektedir.Les érudits ont eu raison de dire que ce mur est une forteresse défensive.
Zamanla ona aşık olmuş ve ileride evlenmiştir.Pendant cette période, il est tombé amoureux et s’est marié.
Anaksimandros, hayvanların şekil değiştirebildiklerini ileri sürmüştür.Les Micmacs attribuaient à certains animaux la capacité de changer d'espèce.
Asla geri ya da ileri hareket yapmazlar.Jamais plus, jamais plus, jamais plus.
İngiliz ordusunun bu ileri hareketi daha sonra Yugoslav kuvvetleriyle bazı sürtüşmelere yol açmıştır.Des difficultés surgirent lorsque les Britanniques rencontrèrent les forces yougoslaves.
Böylece saatler bir saat ileri alınır ve Türkiye saati UTC+3 olur.Observant l'heure d'été, les Samoa avancent alors d'une heure et se retrouvent en UTC+14.
Söz konusu gri malların Troya II'nin gri malları ile benzerlik gösterdiği ileri sürülmektedir.Les rééditions de Zelda II sur les différentes consoles virtuelles sont plutôt bien accueillies.
Ve buna çözüm olarak inancı ileri sürdü.En réponse à cette question, la création vint à l'existence.
Bu genç adam iyi bir oyuncu ileride çok büyük bir basketbolcu olmak istiyor.Le jeune homme est un basketteur de talent qui doit jouer un match important.
Bazıları onun politik nedenlerle suikasta uğradığını ileri sürerler.Ses amis disent qu'il a été assassiné pour ses convictions politiques.
Keşif biraz daha ileri bir araştırmadan sonra 3 Kasım 2008’de duyuruldu.La nouvelle est confirmée plus d'un an après, le 3 octobre 2008.
Prospektif, ileriye dönük anlamını taşır.De profil, elles pointent vers l'avant.
Ama kitap daha ileri gidiyordu.L'ouvrage avançait.
Toplama işlemi ileri doğru sayma işlemidir.La réponse qu'il propose est celle du calcul effectif.
Hasta hayvanlar ileri dönemlerde kaşektik bir hal alırlar.Les animaux atteints peuvent développer, après un certain temps, un comportement maladif.
Recep ile Gül dost olur bu dostluk ileride aşka dönüşür.Il y retrouve Claire et bientôt leur ancienne amitié se transforme en amour.
Empedocles, hayvanların, önceki hayvanların organlarının birleşiminden oluştuklarını ileri sürmüştür.Bourdieu pense que ces dispositions sont à l’origine des pratiques futures des individus.
Ameliyatlarda, özellikle trepanasyon ameliyatlarında ileri oldukları görülmektedir.Ce phénomène se voit particulièrement dans les opérations de chirurgie esthétique.
Yukarı doğru kalkan kapı hafifçe ileri gider.À l'arrière, le pare-brise est légèrement arrondi vers le haut.
Fakat Zubrin, Mars'ın iki sebepten dolayı kâr getirici olacağını ileri sürer.Seul Toyota engagera deux voitures, pour des raisons économiques.
Bu görev daha ileri bir tarihte gerçekleşecek ve mürettebat sayısı azaltılacaktı.Cette formation peut cependant être plus longue dans le cas où la totalité de l'équipage doir être formé.
1577'de ise Martin Frobisher, bu boynuzun ileri uzandığını tanımlamıştır.Dès 1565, il est fait mention du Capitaine Martin Frobisher.
Yöneticiler aynı alanda ileri seviyede uzmanlaşmış kişilerdir.Elle est commune aux fonctionnaires appartenant au même grade.
Orhun alfabesinin kökeni konusunda değişik görüşler ileri sunulmuştur.Beaucoup de personnes se sont interrogées sur le sens réel des paroles de L'Aigle noir.
Heterozigot halde ise ileri yaşlarda ölüme neden olur.L'égalité entre héritiers se rétablit alors au décès.
İlk olarak Alman birlikleri, Moskova yönündeki ileri durumlarından nihai olarak geri sürüldüler.Premièrement, les troupes allemandes furent définitivement repoussées des abords de Moscou.
Dahası teorinin önemli felsefî sorunlar yarattığını ileri sürebiliriz?Avons-nous d'ailleurs d'autres causes pour croire à l'existence d'objets matériels ?
Hatta bunda başlıca nedenin Sisamlılar'ı temize çıkarmak olduğu ileri sürülmektedir.Il paraît clair que le gouvernement fait tout pour dissimuler les véritables causes.
Saatim on dakika ileri.Mi reloj adelanta diez minutos.
Saat ileri gidiyor.El reloj está adelantado.
Bu görüş, aralarındaki benzerlik veya tam yakınlıktan ileri gelir.Se basa en la comparación de bienes similares o semejantes.
"Newton, 'Eğer daha ilerisini görebildiysem bunun sebebi devlerin omuzları üzerinde durmamdır,' demiştir.Newton dijo, "Si he podido ver más allá que otros es porque me he apoyado en hombros de gigantes".
Bununla birlikte, 7700 yine de DVB-H'nin ileri çalışmalarında kullanılıyordu.Sin embargo, el 7700 fue utilizado para varias pruebas con DVB-H .
Bu ölçek 1016 GeV veya 10−3 kez Planck enerjisinin civarında olduğu ileri sürülmektedir.Hay fuertes suposiciones de que esta escala es de unos 1016 eV o 10−3 veces la energía de Planck.
Her iki yönde de ileri sürülen görüşler vardır.Ambos se encaminan hacia allá.
Galileo ayrıca bu görüşünü desteklemek için teorik bir tartışma ileri sürdü.Galileo también trabajó en el desarrollo de una explicación teórica que apoyara su conclusión.
İnşaallah, ileride alırım seni yanıma" demesi üzerine geri dönmüştür.¿Si Allah quisiera azotarme con algún daño, acaso ellos me librarían de él?
Ancak alternatif açıklamalar da ileri sürülmüştür.Sin embargo, otras interpretaciones han sido avanzadas.
İlk kez 1930’da astronom Fritz Zwicky tarafından tanımlandığı ileri sürülür.Fue identificada por vez primera en la década de 1930 por el astrónomo Fritz Zwicky, a quien debe su nombre.
Önceden ileri tarihlerde yapılması için planlanan görevler bu uzay yürüyüşü sırasında da gerçekleştirildi.Un número de tareas que habían sido previstas para otras misiones se realizaron en este paseo espacial.
1909 - Robert Peary ve Matthew Henson'ın Kuzey Kutbu'na ulaştığı ileri sürüldü.En 1909 Robert E. Peary, acompañado de Matthew Henson, también afirma haber llegado al polo norte.
Kudüs'ün bütün ve birleşik olarak İsrail'in başkenti olduğunu ileri sürer.Jerusalén, completa y unida, es la capital de Israel.
Kimse onun kadar bu işi ileri götüremez.Nadie es capaz de aguantar tanto castigo como él.
Resmî istatistikler bulunmadığı için bazı LGBT eylemcileri bu sayının daha yüksek olduğunu ileri sürmektedir.Los activistas LGBT creen que la cifra puede ser superior, ya que no existe un control estadístico oficial.
Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.3.- Escalar, estar de pie.
Bu da toprağın kalitesinden ileri gelir.Eso trae la belleza de nuestra tierra.
Böylece ileri çözümler genellikle elektromanyetik dalgaların içerisinden terkedilir.Normalmente las soluciones avanzadas se descartan en la interpretación de las ondas electromagnéticas.
Burada ileriye gidemem ki.Quizá no pueda avanzar ahora mismo...
Kewell bu seçmelere ileride millî takımdan da arkadaşı olacak Brett Emerton ile birlikte katıldı.Kewell viajó a Inglaterra junto a su futuro compañero de selección Brett Emerton.
Zamanla ona aşık olmuş ve ileride evlenmiştir.Caí enamorado con él y empezó ir todo el tiempo.
XR 311 ve Cheetah modelleri ileride üretilecek Humvee aracının atası sayabiliriz.El XR311 y el Cheetah pueden ser considerados progenitores del actual Humvee.
Bakış: İki uygulama aynı anda açılır ve kolaylıkla ileri geri geçiş yapar.Vistazo: tenga dos aplicaciones abiertas simultáneamente y cambie de un lado a otro con facilidad.
Boyundaki egzama çoğunlukla yüksek yakalı hırka giyilmesinden ileri gelir.A veces, su manto tiende a levantarse.
Fakat bazı devlet ileri gelenleri araya girerek onu idam edilmekten kurtardılar.No obstante, funcionarios estatales aseguraron que todos ellos fueron rescatados a salvo.
Tırnaklar sapı tutan elin ileri doğru kaymasını engellerler.En el modo mano, impide que la mano corra.
Hortumları ileri geri çekilemez.No se pueden levantar las ruedas.
Ayrıca daha ileri aratırmalariçim önerilerde bulunabilir.Le agradeceremos también cualquier otra sugerencia.
Anzak örtü kuvvetlerinin ilk kademesi kıyılara indikten sonra ileri hareketlenmiştir.Éstos constaban, en primer lugar, en extraer los corazones de los cautivos del pecho.
Daha da ileri gidildiğinde, bütün âlemler, tüm türler ayrı ayrı sınıflandırılıncaya kadar bölünürler.Y cuando todo sea adquirido, que lo dividan entre sí en el modo prescrito y que lo posean firmemente.