Ulfang’ın ihanetine uğradılar.Tehdy se ukázala Ulfangova zrada.
Guinevere ve Lancelot'un ihaneti, Arthur'un krallığının çöküşüne neden olmuştur.Zrada Artuše Guineverou a Lancelotem se často objevuje i jako důvod úpadku království.
Nehrin akıntısına çabucak karşı koydu ama Yüzük ona ihanet edip onu yalnız bıraktı.Pokouší se přeplavat řeku, prsten ho však zradí a sklouzne mu z prstu.
Bu pis Mısırlı bana ihanet etti.Tento článek je o mýtickém egyptském králi.
Bu düşünceye göre, harkiler de ihanete uğramış olmaktadır.Já si myslím, že by to byla zrada z naší strany.
Hâlbuki ihanet etmemiştir.Nikoho nezradila.
Bu fikir doğal olarak ihanet olarak kabul edildi.Tento krok byl bílým hnutím považován za zradu.
Oğlu Sangum ise seyisinin ihanetine uğradı.Ten svou neteř proklíná za zradu její víry.
Bunda yerel Latin kumandanın ihaneti önemli rol oynamıştı.V této oblasti připsal velkou roli italským renesančních obchodníků.
Savaştan sonra mahkûm edildi ve vatana ihanet suçundan idam edildi.Je pak postaven před faraonův soud a za svou zradu odsouzen k pohřbení zaživa.
Bazı Fenike kaptanları İyonları ihanetle suçladılar.Někteří duchovní byli křivě obviněni.
Hatta birçok devlet mensubu tarafından bunun devlete ihanet olduğu kabul edilmişti.Někteří to dokonce nazvali politickou státní vraždou.
Manas da kendisine ihanet eden dostlarının peşine düşer.Faria mu pomohl odhalit zradu, které se na něm dopustili jeho proradní přátelé.
Hain ihbarçı Karel Čurda intiharı denedikten sonra, 1947'de vatana ihanet nedeniyle asılarak idam edildi.Trădătorul Karel Čurda, după ce a încercat să se sinucidă, a fost spânzurat în 1947 pentru înaltă trădare.
Pompey, Sezar'ı başkaldırı ve vatana ihanetle suçladı.Pompei l-a acuzat pe Cezar de insubordonare și trădare.
Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı.Truman a afirmat că Stalin a încălcat înțelegerile făcute în timpul Conferinței de la Yalta.
Bu fikir doğal olarak ihanet olarak kabul edildi.Nesupunerea va fi socotită ca o trădare.
Bu ihanet Julius Caesarı büyük tehlikeye sokar.Asasinarea lui Iuliu Cezar amână inevitabilul.
Altaïr nihayetinde Kral Richard'ın önünde Robert ile karşılaşır ve Robert'i ihanetle suçlar.Cruțând-o, Altair îl ajunge din urmă pe Robert, în tabăra regelui Richard I, și îi demască crimele.
Kleopatra'ya ihanet edilir ve Romalılara esir düşer.El va cădea în mâna romanilor și este deportat la Roma ca prizonier.
Ama bunlar vatana ihanet olsun diye hizmet etmezler.Astfel, ei nu puteau fi judecați pentru trădare.
Burada ejderhaları çalınır ve ihanet görür.A leányt beárulják a királynál és árulással gyanúsítják meg.
Pompey, Sezar'ı başkaldırı ve vatana ihanetle suçladı.Pompeius árulással és engedetlenséggel vádolta őt.
Onları kendinden kopmayacak şekilde bağlamayı başardı ve hiçbir zaman ihanete uğramadı.Megsérthetett valakit de soha nem csalta meg.
Ancak Big Smoke ile birlikte çeteye ihanet etmektedir.Ezek után már Big Smoke-ot keresik.
O, arkadaşlarına ihanet edecek son kişidir.Ő az utolsó, aki elárulná a barátait.
''Bad Blood''un sözleri yakın bir arkadaşın ihanetini anlatır.Kappale ”Bad Blood” kertoo välirikosta entisen ystävän kanssa.
Guinevere ve Lancelot'un ihaneti, Arthur'un krallığının çöküşüne neden olmuştur.Guineveren ja Lancelotin suhde laukaisi myöhemmin tapahtumaketjun, joka johti Arthurin valtakunnan tuhoon.
Bu pis Mısırlı bana ihanet etti.Hän menetti kapinoivan Egyptin.
İstikrarsızlık sürekli yeni ittifaklar ve ihanetler yaratıyordu.Vähitellen kehitys johti nykyaikaisten uunien ja takkojen syntymiseen.
Elvira da Giovanni'nin kendine ihanet ettiğine kızgındır.Julie lähti vihaisena pois Dougin luota.
Bolşevikler bu durumu "devrime ihanet" olarak tanımladılar.Bolševikit kannattivat niin sanottua vallankumouksellista defaitismia.
Ayrıca, İmparatorlar, Senato'yu yüksek ihanet suçları için mahkeme olarak da kullanırlardı.Varhaisempina aikoina kokous myös toimi tuomioistuimena törkeästä maanpetoksesta syytetyille.
Attila üçünü bir arada bulur ve kendisine ihanet edildiğini anlar.Ο Αττίλας βρίσκει και τους τρεις τους μαζί, οπότε συνειδητοποιεί ότι έχει προδοθεί.
17 Mayıs - George Boleyn ve beraberindeki 4 kişi vatana ihanet suçundan idam edildi.17 Μαΐου - Ο Γεώργιος Μπολέυν και άλλα τέσσερα άτομα εκτελούνται για προδοσία.
1167 yılında ihanetle suçlanmış ve manastıra kapanmaya zorlanmıştır.Το 1167 κατηγορήθηκε για προδοσία και πιέστηκε να μπει σε μονή.
"Aileme ihanet edenlerden intikamımı alacağım.Οι φίλοι μου να εκδικηθούν το θάνατό μου».
Adamları ona ihanet etti ve Caligula'nun amcası Claudius'u imparator seçtiler.Η φρουρά ανακηρύσσει αυτοκράτορα τον θείο του Καλιγούλα, Κλαύδιο.
Guinevere ve Lancelot'un ihaneti, Arthur'un krallığının çöküşüne neden olmuştur.Η προδοσία τους απέναντι στον Αρθούρο σηματοδοτεί την αρχή της πτώσης του βασιλείου.
Sahte şüpheler ve suçların ayıplanması; ihanetler ve aldatmalar olarak çok sık kullanılan konu öğeleridir.Λανθασμένες υποψίες και κατηγορίες είναι επίσης συχνά στοιχεία της πλοκής, όπως και η προδοσία.
Bundan dolayı 1920 ve 1922 yıllarında vatana ihanet suçlaması ile yargılandı.Με την επικράτηση των Κεμαλικών το 1922 κατηγορήθηκε για προδοσία.
Nedić, vatana ihanet suçundan Belgrad’da mahkum edildi.Φυλακίστηκε στο Βελιγράδι με την κατηγορία της προδοσίας.
Burada ihanete uğradı ve Tancredi'ye teslim edildi.Τότε τέθηκε σε αυτεπάγγελτη αποστρατεία και απελάθηκε στη Σαντορίνη.
Kendisine ihanet eden karısını öldürmüştür.Ερωτεύεται τη σύζυγο του ιππότη που μόλις σκότωσε.
Vatana ihanet suçundan yargılandı.Την κατηγορούσαν για προδοσία της πατρίδας.
John sana ihanet edecek bir insan değildir.Ο Γιάννης δεν είναι ένας άνθρωπος που θα σε πρόδιδε.
Jon, Sör Alliser Thorne'un (Owen Teale) kışkırtmalarına ve Eddard Stark'ın ihanetini anlatmasına göz yumamaz.Jon mister besindelsen efter Ser Alliser Thorne (Owen Teale) håner Eddard Starks forræderi.
Savaştan sonra mahkûm edildi ve vatana ihanet suçundan idam edildi.Efter krigen blev han dømt til døden og henrettet for landsforræderi.
Claudius, Poppea'nın evine geldiğinde genç kadın Otho´nun ihanetini açıklar.Da Claudio ankommer til Poppeas hus, afslører hun, hvad hun tror er Ottones forræderi.
Bu fikir doğal olarak ihanet olarak kabul edildi.I den forbindelse opfattes modstand herimod juridisk som forræderi.
Bu pis Mısırlı bana ihanet etti.Mystik om forsvundet egypter.
1943'te Pound, ABD'ye ihanetten suçlanır.Sunde blev i 1954 dømt for landsforræderi og spionage for Sovjetunionen.
Dedikodu ihanettir.) sloganı seçilmiştir.(Engelsk titel Betrayed) Udvalgt.
İngiltere'de vatana ihanet suçu 1351 tarihli Treason Act ile tanımlanmıştır.Han stod tiltalt for at have brudt Treason Act fra 1351.
Charles, İngiltere'ye ihanetle suçlanır.Brown blev henrettet for forræderi.
1807 - Amerika Birleşik Devletleri eski Başkan Yardımcısı Aaron Burr, vatana ihanet iddiasıyla tutuklandı.1807 – Den tidligere amerikanske visepresidenten Aaron Burr blir arrestert for forræderi.
Bu metinde, İsrail'in ihaneti üzerine Tanrı'nın çektiği acı anlatılır.I denne teksten er Guds pine uttrykt over Israels forræderi.
Yolu üzerinde duranlar vatana ihanet suçundan yargılandılar ve hızlıca ortadan kaldırıldılar.De som sto i vegen ble anklaget for forræderi og raskt fjernet.
Bu pis Mısırlı bana ihanet etti.Han ble så utnevnt til satrap av Egypt.
1943'te Pound, ABD'ye ihanetten suçlanır.Pound ble anklaget for forræderi av de amerikanske myndighetene i 1943.