Haskell, isim babası matematikçi Haskell Curry olan arı işlevsel programlama dilidir.Haskell – czysto funkcyjny język programowania nazwany na cześć Haskella Curry'ego.
Başlangıçta başlığın koruma işlevi vardı.Na początku nakrycie głowy miało funkcję ochronną.
Masaüstü, ilk kez Windows 95 ile işlev kazandı.Klawisz Windows został po raz pierwszy wprowadzony dla systemu Windows 95.
Koruyucu işlev artık garanti altında değildi.Dalsza obrona nie miała już sensu.
İşlev adı ile etiketlenmiş bir düğüm, bir işlevi tasvir eder.Stan akcji zawierający etykietę ją opisującą.
Birçok organ buna bağlı olarak işlevlerini büyük ölçüde yitirir.Dla wielu z nich służba tam jest powodem do dumy.
Bir açıklamaya göre özel bir stereotipik davranışın algısal bir girdiye göre bir işlevi olduğudur.Dzieje się tak dlatego, że system operacyjny gościa jest wirtualny.
Yapılan araştırmada 5 yaşındaki çocuklarda işlevsel sabitlik gözlenmemiştir.Brak szczegółowych badań dotyczących skuteczności leczenia u kobiet i mężczyzn po 65. roku życia.
Başlıca işlevi bilgi transferini gerçekleştirmektir.Właśnie indukcja ma spełnić zadanie przetwarzania danych.
Tüm yönetim işlevleri ya eyalet düzeyinde ya da belediye düzeyinde yürütülür.Obecnie pozostają bądź w rękach prywatnych, bądź pod administracją miasta.
Bu yapıların işlevi, gelişimi ve örgütlenmeleri konusunda yoğun çalışmalarda bulundu.W ich budowę, użytkowanie i zarządzanie zaangażowane więc były całe społeczności.
Hukukun işlevselleştirilmesi.Egzekucja administracyjna.
Bazen oksitlerde bu işlevi yerine getirir.Czasami u nasady przechodzą w blaszki.
Yani ayrı işlevleri vardı.Interesy prowadzili odrębnie.
Ubikuitinin işlevi çok önemlidir.Jego dorobek jest bardzo ważny.
Ancak yine de işlevlerini anlamak için yeterli veri yoktur.Jednak brak danych o jego działaniach.
O zamandan bu yana Windows'un her sürümü de bu pencere işlevini değiştirmeyi sağladı.Od tamtej pory funkcja przywracania systemu jest dodawana do każdego Windowsa.
Güneşten ya da yağmurdan korunma amaçlı işlevsel revaklara sundurma adı verilir.Ma za zadanie chronić przed deszczem i słońcem.
Eserin sanat dışını anlattığı, sanatın işlevinin duygu anlatımı olduğu düşünülüyordu.Celem pracy jest wskazanie na znaczenie sztuki o przeszłości.
İşlevi sapı ve elleri korumaktır.Wymaga jednak dobrej koordynacji pracy rąk i nóg.
İçinde, işlevi hakkında ipucu verecek bir buluntuya rastlanmamıştır.Nie miało więc sensu instalować go wewnątrz promu.
Regl kanaması normal bir kadının hamile olmadığının işareti olarak işlev görür.Występowanie regularnych miesiączek jest oznaką tego, że kobieta nie zaszła w ciążę.
Bu duvarlar hem savunma hem de istinat duvarı işlevi görür.Widnieją na nim mury obronne i morze.
Kısmi türev, çok değişkenli bir işlevin, sadece ilgili değişkeni sabit değilken alınan türevdir.To bardzo rozważna i mądra dziewczyna, zawsze zrobi krok do przodu bez chwili wahania.
Mezar sanatının birçok kültürel işlevi bulunur.Więcej informacji na temat ich kultury dostarczają cmentarzyska.
Bu işlevlere ahirette ihtiyacı olacağını düşünmüşlerdir ve çok önemli ayinlerdendir.De tror att de är fria och att deras handlingar tillhör dem själva.
Havalimanı yüksek teknoloji ile donatılmış, çağdaş ve işlevsel bir dizayna sahiptir.Idag är flygplatsen en produkt av en modern och funktionell design, som stoltserar med hög teknologi.
Bu işleve, 1911'de ilk Çin devriminin lideri Sun Yat-sen'le birçok temasta bulundu.I denna roll hade han många kontakter med Sun Yat-sen, ledaren för den första kinesiska revolutionen 1911.
Enzimlerin önemli bir işlevi hayvanların sindirim sistemindedir.Enzymer är mycket viktiga i djurs matspjälkningssystem.
Enzimler canlıların içinde çok çeşitli işlevlere sahiptir.Enzymer har en mängd olika funktioner inuti levande organismer.
Lojistik uzmanları çoğu zaman saha görevlerinin en işlevsel üyeleri olmaktadır.Logistikerna är ofta de viktigaste medlemmarna av en insatsgrupp.
Soyutlama ve işlev çağırmaya dayanmaktadır.Stöd med att hitta och söka jobb.
Isaac Newton, 1668 yılında ilk işlevsel yansıtan teleskop inşasına katkı sağlamıştır.På hösten 1668 byggde Newton sitt första reflektorteleskop.
Ancak kısa zamanda işlevini yitirdi.Han förlorade emellertid snart nog sin arbetskraft.
Sosyal normlar, genelde kişinin kendini kontrol etmesi ve saldırgan dürtülerini engellemesi işlevini görürler.Det är vanligt att undersöka sociala normer - genom att bryta mot dem.
Sosyal ve duygusal işlevlerse orbitofrontal kortekste lokalizedir.Emotionella och sociala förmågor utgör kärnan i orbitofrontala cortex funktioner.
Babbage, makineyi birden fazla işlevi ardışık olarak yapabilecek şekilde tasarlanmaya çalışmıştır.Babbage själv misslyckades med att tillverka en fungerande sådan maskin.
Diyabetle bağlantılı çoğu gen, beta hücre işlevleriyle alakalıdır.Flertalet av de gener som är kopplade till diabetes är involverade i betacell-funktioner.
Bu kadar çok proteinle etkileşebilmesinden dolayı bu reseptörün pek çok da işlevi vardır.Eftersom de vet så mycket om superhjältar så får de jobb där.
Bunun akut kısmı ters inebilir ve tedavinin amacı hastanın böbrek işlevini olağan düzeyine geri getirmektir.Behandlingen är kirurgisk och inriktas på att återställa körteln till sin normala plats.
Çünkü bir diş kırılınca bütün şerit işlevini yerine getiremeyecek duruma gelir.Råkar man trycka på den förlorar man alla sina pengar.
Tüm dillerdeki ortak biçim ve işlev nedir?Det har olika betydelse och status i olika språk.
İşlevleri tendonları korumak ve mekanik etkilerini artırmaktır.De förstärker cellen och gör den tåligare mot mekaniska påfrestningar.
Embraşürlerin üç işlevi vardır.Effekten på hästar har tre funktioner.
Bu çerçevede Sorb Halkının Vakfı (Sorb dili: Załožba za serbski lud) önemli bir işlev üstlenmektedir.Termen stora serbiska folkvandringarna (serb.
Bu adlandırmalar her ne kadar farklı olsa da her biri işlevsel olarak aynıdır.Oavsett benämning syftar alla på samma område.
Genellikle üst çenelerde üç veya iki diş bulunur ve ikisi de işlevsel olabilir.Ofta sitter två huggtänder på vardera sidan i överkäken och båda kan vara aktiva.
Başka bir işlevi yoktur; ama oyunlar için çok kullanışlıdır.Tyvärr är inget av spelen användbara utan de är endast för beskådan.
Yönlendiricilere göre VPN bağlantısı, veri bağlantısı olarak işlev görmektedir.En kontroll sker för att bekräfta att VPN-klienten har rätt auktorisering.
Bunlardan bazıları, İkili Kodlama Teorisi, Kavramsal-Önermesel Hipotez ve İşlevsel-Eşitlik Hipotezidir.Andra hypoteser är autoimmunitet, hypotyreos, med mera.
Bu süre içinde müzik albümlerinin işlevi de önemli bir şekilde değişmiştir.Dessutom bytte man ut spellistan rätt så radikalt.
Esasen çok geniş bir risk yelpazesine rağmen işlevlerine devam ettikleri görülmektedir.Han ses ofta när han gör extrema aktiviteter trots alla risker.
Fagozomlar çeşitli işlevlere sahip olabilir.Kramdjur kan ha nästan vilken form som helst.
Logaritma, üstel işlevlerin tersi olan bir matematiksel işlevdir.Logaritmen är inom matematiken den inversa funktionen till exponentiering.
Yasama işlevi, devletler tarafından gerçekleştirilir.Statens verksamhet sker genom de statliga myndigheterna.
Gezegen yüzeyinin zorlu koşullarında 127 dakika işlevsel kalabildi.Landaren sände data från ytan i minst 127 minuter.
TCP/IP'yi de içeren şebeke protokolleri taşıma ve adresleme işlevlerini iletir.Nätverksprotokoll inklusive TCP/IP delar ut transport och adressfunktion i sådana nätverk.
Ancak bu uzatarak telaffuzda bile aslında İnceltme işlevinin de yerine getirilmesi yine sağlanmaktadır.Detta program ska följas under hela projektet fram till och med godkänd verifiering.
Bir kültür merkezi olarak da işlev görmektedir.Skolan fungerar också som lokalt kulturcenter.
Başlangıçta başlığın koruma işlevi vardı.I början hade tågpersonalen tillsynen av posten.