içme ile cümle
içme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
İlk çocuğa hamile kalana kadar sigara içme alışkanlığı vardı.Σύντομα όμως έμεινε έγκυος και η πρώτη του σύζυγος.
İçme suyunun lezzetli olduğu bilinmektedir.Η γεύση τους είναι ήπια καυστική.
Köyün içme suyu şebekesi vardır ancak PTT şubesi ve PTT acentesi yoktur.Το eQ διαθέτει το βασικό σύστημα αερόσακων, χωρίς όμως τα συστήματα ABS και EBD.
Köyün içme suyu şebekesivarkanalizasyon şebekesi yoktur.Η πλειονότητα του πληθυσμού δεν έχει πρόσβαση σε παροχή πόσιμου νερού.
Mustafa törende yeyip içmeye başlamıştır.Η Καρλόττα επίσης κάπνιζε και έπινε.
Çöküntü yaşayan yazar bununla baş edebilmek için yeniden içki içmeye başladı.Καθότι μεθυσμένος αρχίζει χαίρεται που τον ξαναβρίσκει.
İnsanoğlu, 5000 yıldan beri süt içmektedir.Οι άνθρωποι χρησιμοποιούν ελαιοφοίνικες τουλάχιστο 5.000 χρόνια.
Kendisi adının aksine sigara içmektedir.Αναφέρεται ως Καψιοχαίικα.
Çoğu Tibetli günde birkaç bardak yak yağı çayı içmektedir.Καθ' όλη την διάρκεια της ημέρας, οι άνθρωποι καταναλώνουν πολλά φλιτζάνια τσάι.
19 Mayıs - Türkiye'de Sigara İçme Yasağı resmen uygulanmaya başlamıştır.Ελλάδα: Αρχίζει η εφαρμογή του μέτρου της απαγόρευσης του καπνίσματος σε δημόσιους χώρους.
Dolayısıyla bu arıtma yoluyla içme suyu üretilemiyor.Οι τριτοταγείς αλκοόλες δεν παράγονται μ' αυτήν τη μέθοδο.
Soğuk bir şeyler içmek istiyorum.Θέλω να πιω κάτι κρύο.
İçmek için ne istersiniz?Τι θα θέλατε να πιείτε;
Onlar su içmeliler.Αυτοί πρέπει να πιούνε νερό.
Onlar su içmek zorundalar.Αυτοί πρέπει να πιούνε νερό.
Almanlar bira içmeyi severler.Στους Γερμανούς αρέσει να πίνουν μπύρα.
Best içmeye devam edip Londra yakınlarındanki Surbiton'daki her zaman gittiği pub'da görünüyordu.Best fortsatte med at drikke, og han var nogle gange blevet set på den lokale pub i Surbiton, Greater London.
Getirdiği şarabı içmektelerken ev sahibi Benoit kirayı almak için gelir.Mens de drikker, kommer husværten Benoît for at opkræve husleje.
Şanghay, içme suyunun çoğunu Huangpu'dan alır, bu nedenle bu metropol için önemli bir role sahiptir.Shanghai får det meste af sit drikkevand fra Huangpu og floden er derfor meget vigtig for byen.
Burada sigara içmek yasaktır!Der må man ryge.
Sıcak çikolata içmenin birçok olumsuz etkisi var.Der er adskillige negative effekter ved at drikke varm chokolade.
1908 - New York Belediyesinin aldığı bir kararla, kadınların toplum içinde sigara içmeleri yasaklandı.1908 - Den såkaldte ”Sullivan Ordinance” forbyder kvinder at ryge i New York City, USA.
Dizide Sürekli Puro içmesiyle tanınır.Til daglig opholdt man sig i røgstuen med alkover.
Bulduklarında ise hiç içmezler.De ved godt, de aldrig må drikke.
Mahallenin [[içme suyu şebekesi vardırkanalizasyon şebekesi vardır.Das Trinklied vom Jammer der Erde (Li Po) Drikkevise om jordens jammer.
O parlak ışıktan korunmalıdır, fazla su içmemelidir ve geceyarısından sonra yemek yememelidir.Den behøver meget lidt vand og kan overleve i længere tid uden at drikke.
Yılda 125 hm³ içme suyu sağlamaktadır.ROSKILDE VANDFORSYNING 125 ÅR.
Bira ve su içme.Godt med øl.
1876-1967 yılları arasında göl suyu Norveçte içme su rezervi olarak kullanılmıştır.Søen blev anlagt i årene 1876-77 med henblik på at fungere som drikkevandsreservoir.
İçme suyu şebekesi vardır ancak kanalizasyon şebekesi yoktur. ^ 15-16.Husmusen kan klare sig uden at have adgang til vand, hvis blot fødens indhold af vand udgør 15-16 %.
Öte yandan, sıcak çikolata içmenin birçok olumsuz etkisi de var.På anden side har varm chokolade visse negative effekter.
Köyün İçmesuyu şebekesi 2008'den beri vardır.De øvrige kommuner har haft det siden 1998.
Çocuklar ona Sigara İçmez adını takmışlardır.Uanfægtet, bad hun ham nogle cigaretter.
Köyün [[içme suyu şebekesi vardır,lakin kanalizasyon şebekesi yoktur.Byen ligger nær, men ikke ved, søen Vättern.
Bugün 13-15 yaş arasındaki Arnavut gençlerinin %15'lik bir bölümü sigara içmektedir.Retningen svinger mellem 11-15 % for voksne og 13-15 % for børn.
Akşamcılık, 'keyif için' akşam saatlerinde birkaç kadeh içmek demektir.Jeg svarer, at det forekommer mig en smule tidligt til en drink.
Sam sigara içmeye alış.Sild gøres klar til rygning.
Klor yararlı banyo, içme suyu dezenfeksiyonu için ve yüzüyor.Klorkalk bruges bl.a. til at desinficere drikkevand og svømmebassiner.
Kentin içme suyunun büyük bir kısmı Ülemiste Gölü'nden karşılanır.En del af byens drikkevand stammer fra søen.
İçme suyu şebekesi yenilenen mahallenin kanalizasyon şebekesi yenilenme çalışmaları devam etmektedir.Den del af vandrensninganlægget der omdanner urin til drikkevand begyndte at virke.
Sigara içenlerin içmeyenlere oranla yakalanma riski iki kat daha yüksektir.Folk, der ryger cigaretter, har en næsten dobbelt så høj risiko for at få TB som ikke-rygere.
Köyün suyu yumuşak tatlı ve içmeye elverişlidir.Sydbaden er kendt for mildt klima og gode vine.
Altyapı Hizmetleri : Kasabanın içme suyu mevcut olup, kasaba için yeterlidir.For at skabe grundlag for byen, var det vigtigt at der var drikkevand i området.
Ve köyün Ussokü adlı yaylası bulunup köy içme sularımız yaylamızdan gelmektedir.Disse rummer vigtige sandlag, hvorfra vi henter vores drikkevand.
İçme suyu köye geçen sene yeni gelmiştir."Ølstrup blev årets landsby".
Çok fazla içmek tehlikelidir.Det er farligt at drikke for meget.
Sigara içmek öldürür.Rygning dræber.
Sigara içmeyi bırakmalısın.Du skal stoppe med at ryge.
Susan hiç sigara içmez.Susan ryger aldrig.
O içki içmez.Han drikker ikke.
Tom içki içmemeli.Tom bør ikke drikke.
Asla yalnız içki içmem.Jeg drikker aldrig alene.
Bu işçiler, her iş günü için beş litreye dek saison içme hakkına sahipti.Disse hadde rett til opp til fem liter hver arbeidsdag.
Hiç şarap ve içki içmeyecek; daha annesinin rahmindeyken Kutsal Ruh’la dolacak.Moren har verken tid eller evner til å ta seg av ham, hun drikker og får besøk av mannfolk.
Şarap içmeyi tercih ettiler.Eldre vin ble foretrukket.
İçmeyi bırakmış alkoliklerden oluşan bu grup, insanları alkolün zararlarıyla korkutmaya çalışıyordu.Mange av sjøfolkene prøvde i stedet å lindre angsten med alkohol.
Kasabada içme suyu problemi yoktur.Ingen alkohol er tilgjengelig i byen.
Yemekten sonra esrar içmekte ve müzik (sema) dinlemekteydiler.I motsatt fall åttendeparten, efter at legater og gjeld er dekket.»
Sigara içmeyi bırakmıştı ve gittikçe zayıflıyordu.Han slet imidlertid med depresjoner, og begynte å røyke og drikke mer og mer.
Sam sigara içmeye alış.Slutt å røyke.
İlgili Sayfalar