Öfke yoktur, huzur vardır.In Ruth geen geweld, geen politiek en geen zonde.
Huzurlu bir şekilde öldü."Het was een vredige dood.
Volturi gidince, Edward ve Bella kızları ile birlikte huzurlu bir şekilde yaşamlarına devam ederler...Ze haalt het net op tijd maar toch wil de Volturi Edward, Bella en Alice nog eens spreken.
En sonunda Vong kaybetti ve cumhuriyet huzura kavuştu.Uiteindelijk trok Theobald zich terug uit Évreux en werd vrede gesloten.
Zira bu askerler arasında büyük huzursuzluk bulunmaktadır.Dit leidt tot grote hilariteit onder de agenten.
Artık huzurla uyuyabilirim.Hierna kan ik rustig slapen.
Onun huzurunda asla rahat hissetmem.Ik voel me nooit comfortabel in zijn aanwezigheid.
Huber 19 Nisan'da Halk Mahkemesi huzuruna çıkarıldı.Huber postawiony został 19 kwietnia przed Trybunałem Ludowym.
RAB, "Aşağı inip Harun'u getir" dedi, "Ama kâhinlerle halk huzuruma gelmek için sınırı geçmesinler.Seiyū: Ken’ichi Suzumura (Hikaru), Seiyū: Yoshinori Fujita (Kaoru) Mitsukuni „Honey” Haninozuka (jap.
Hâlâ pişman olmayan anlatıcı öyküyü huzur içinde yatsın anlamındaki in pace requiescat sözleriyle bitirir.Morderca, najwidoczniej niewzruszony, kończy historię słowami In pace requiescat (spoczywaj w pokoju).
Konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu.Wierzył, że powstrzymywanie się od mówienia przynosi mu wewnętrzny spokój.
Hükümdarlığının ilk yılları gayet huzurlu geçti.Pierwsze 10 lat jego rządów upłynęło spokojnie.
Burada herkes huzur içinde yatsın" yazmaktadır.Niech odpoczywają w pokoju”.
Kendisine huzur bahşedilmişti.Czuli się przy nim bezpiecznie.
İşte o zaman aradıkları barışı ve huzuru yakalamışlardı.Zostali oni jednak obdarzeni przez Eru życiem i wolną wolą.
Adam, Ömer'in huzuruna getirilince özür beya edip: Ben sadece sana ait tulumdan içtim, dedi.A gdy ich już wyprowadzili z miasta, rzekł jeden z nich: «Uchodź, abyś ocalił swe życie.
Onları bir araya getirip mahalledeki huzurun yerine gelmesini sağlar.Wyprowadź ich do nas, abyśmy mogli z nimi obcować!
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Był niespokojny, palił bez ustanku i wydawało się, że na siłę chce zrobić dobre wrażenie.
Kendi huzurumuzu her ne pahasına olursa olsun koruyacağız.Za wszelką cenę próbuje ocalić własne życie...
Dale, hayatının geri kalanını orada huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır.Sam Michał resztę swojego życia spędził na wygnaniu.
Bu vazife ile huzurunuza geldim.” dedi.Nasze myśli są z wami.”
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşabilir, ülkeyi düze çıkarabilir, barış ve huzuru sağlayabiliriz.Jeśli gdziekolwiek widziała przemoc, rozpościerała tam swoją moc tak aby pokój i zdrowie mogły dalej trwać.
Huzur Mah.Spokojna os.
Kilise Papa IV. Eugene'nin huzurunda 1443 yılında takdis edildi.Kościół został konsekrowany przez papieża Eugeniusza IV w 1443 r.
Filmde kötü karakter huzursuzluk tanrıçası Eris'tir.Nad kobietami widoczna jest sylwetka bogini niezgody Eris.
Kendisini huzursuz eden insanları hiç sevmez.Nie lubi jak ktoś go denerwuje.
Orada huzurla bir süre yaşadı.W każdym razie długo panował w nim ład i spokój.
Huzurundan bir ateş ırmağı çıkıp akıyordu.Za nimi przeprawił się rzut ogniowy.
Tangut Kralı Cengiz Han'ın huzuruna çıkarılmadı.Nie miały już sprawiać problemów władcom dynastii Han.
Ardından Büyük Anavatan Partisi ismini Birlik ve Huzur Partisi olarak değiştirmiştir.Z ruchu tego wyrosła partia oficjalnie nosząca nazwę Komitet Jedności i Postępu.
DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu.Natomiast społeczność arabska pozostała z rosnącym uczuciem porażki.
Seydi Baba da, "Geldim ama beni huzuruna kabul etmedi" diye söylemiş.Jak powiedział: „Bóg dał mi pieniądze”, tak też nie zamierzał nikogo za to przepraszać.
Padişahın huzuruna gerektiği zaman çekinmeden çıkabilme yetkisine sahipti.Król, chcąc nie chcąc, musiał dotrzymać słowa.
Huzuru temsil eder ve sakinleştirir.Komunikuje bezpieczeństwo i spokój.
Daha sonra Huzur Sokağı ve Muhteşem Yüzyıl dizilerinde oynamıştır.Później zagrał m.in. w Pamiętnym lecie i Piotrusiu Panie.
Şeritlerdeki üç renk dayanışma, barış ve huzur, cesaret ve kararlılık sembolize etmektedir.Wybrane kolory miały symbolizować czystość, spokój i siłę woli.
Kısa bir süre sonra yakalanan haydut mahkeme huzuruna çıkartılır.Przyłapany przez policję trafia na krótko za kratki.
Yeryüzündeki huzur ve refah meydana getirir.Na Ziemię powróciły pokój i harmonia.
İşim, benim huzurum.To moja prywatność.
Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Han var rastlös, rökte oavbrutet och verkade för angelägen om att göra ett gott intryck.
Ve böylece huzur içinde ölür.Han dör med frid i hjärtat.
Bu huzurlu bir gezi oldu” dedi.Det har varit en rolig upplevelse."
Bu vazife ile huzurunuza geldim.” dedi.Du har spårat ur!".
Konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu.Han trodde att avstå från att tala gav honom inre frid.
11) Yâd-daşt Anlamı; kendini daima Allah'ın huzurunda bilmektir.Med tanke på hans kännedom om Josefus, hade han känt till den om den funnits vid hans tid.
Kale huzursuz ve keşif için bir doyumsuz iştahı vardır Belle yasak West Wing içine sızar.Belle, som är rastlös på slottet och har en omättlig upptäckarlust, smyger in i den förbjudna västra flygeln.
Öfke yoktur, huzur vardır.Här finns inget våld, inga strider, ingen fientlighet.
Medya, onu Almanya'daki bir huzurevinde buldu.Dylan svarade då att det låg någonstans i Mexiko.
Fakir huzur-ı reşâdetpenâhiye çağrılırım.Den avvattnas genom Svartån till Pojoviken.
Huzur içindeyim.Det var lugnt.
İşim, benim huzurum."Livet, du är vår vän.
Kendi huzurumuzu her ne pahasına olursa olsun koruyacağız.Vår lösen är Fred till varje pris.
Burada herkes huzur içinde yatsın.Jag vill se till att alla har en rolig tid.
Akşam ışığında görünen kulübe huzurlu bir şekilde görünüyordu.Kanalen sågas skoningslöst i kvällspressen som ett fiasko.
Açları doyurdum, huzur ve güveni sağladım.Den skall utstråla styrka, lugn och värdighet.
Osmanlı toplumu yeniden huzursuz bir ortama sürüklendi.Gänget har nämligen väckt henne ur en trygg vila.
Aldarion üç yıl gecikmesini, Orta Dünya'da giderek büyüyen bir huzursuzlukla açıkladı.Med placering i Tallinn följde han på nära håll det allt mer oroande världsläget.
Calais Antlaşması, her iki ülkeye de huzur getirmedi.Flo vill dock att de båda fienderna ska sluta fred.
Esenlik dileyin Yeruşalim'e: "Huzur bulsun seni sevenler!"Må vår aska få vila i frid.
Orada huzurla bir süre yaşadı.Деякий час він спокійно мешкав.