Huzursuzdu, sürekli sigara içiyordu ve iyi bir izlenim bırakmak için fazlasıya gayret gösteriyor gibiydi.Ele Estava inquieto, fumava sem parar e parecia estar tentando dar uma boa impressão.
Sâdece huzûrunda beklerim, onu görmekle şereflenir, bereketlenirim” dedi.Diga-lhe, então, que não o verei desta vez, como ele ansiosamente espera; ve-lo-ei, porém, outra ocasião."
İmza töreni ciddi bir olaydı ve çok sayıda insanın huzurunda gerçekleştirildi.A cerimônia de assinatura foi um evento solene e foi realizado na presença de numerosas pessoas.
Abruzzi onunla alay eder ve "Ben sadece Tanrı'nın huzurunda diz çökerim, burda O'nu göremiyorum" der.Abruzzi zombou disso e diz: "Eu só me ajoelho perante a Deus.
Bu, Homer'ı huzursuz yapar ve Bart'ın eşcinsel olduğu korkusuna kapılır.Isto deixa Homer bastante inquieto, e ele começa a temer que Bart também seja gay.
Huber 19 Nisan'da Halk Mahkemesi huzuruna çıkarıldı.Huber foi levado perante o Volksgerichtshof, o Tribunal Popular nazista, em 19 de abril.
Kıyafet değiştirerek Aminta yanına gelir ve onu Alessandro'nun huzuruna götürmeyi teklif eder.Ele entra a Aminta em disfarce e lhe se oferece para o levar a Alessandro.
Ancak daha sonra da huzuru bulamamış ve ebediyete de huzursuz bir şekilde göç etmiştir.Todavia, nada lhe restava: confiscaram-lhe os bens e fecharam a botica.
Bu huzurlu bir gezi oldu” dedi.Foi uma manifestação pacífica".
Bebeğin annesi doğumdan kısa bir süre sonra ölür ve babası, Thomas Button, bebeği huzurevinin önüne bırakır.A mãe do bebê morreu após o parto, e o pai, Thomas Button, abandona o bebê no alpendre de um lar de idosos.
İlk olarak TGRT, İhlas Holding'e bağlı olan Huzur Radyo TV AŞ'ye aitti.Primeiramente, o TGRT pertencia à Huzur Radyo TV AŞ, afiliada à İhlas Holding.
İşim, benim huzurum.Minha casa, Minha cara.
Her iki imparatorun bahşişleriyle ortam sakinleşti ama huzursuzluk geçmedi.Com ambos os imperadores presentes, a siuação acalmou, mas a dificuldade permaneceu.
Bu konu grup içinde bir huzursuzluğa da neden olmuştu.Parecia que havia um distúrbio dentro de nós.
İşte o zaman aradıkları barışı ve huzuru yakalamışlardı.Ofereceram-lhe, em vez, uma ação de graças (supplicatio) e a ovação.
Ben huzuru bozmamakla mükellefim.Você roubou minha paz.
Hükümdarlığının ilk yılları gayet huzurlu geçti.O começo do seu reinado foi pacífico.
Nevarki Galya'da huzursuzluklar henüz sona ermemişti.Contudo, a expansão da Giovanni Galli em Portugal não acabou aqui.
Konuşmaktan imtina etmenin kendisine iç huzuru getirdiğine inanıyordu.Abster-se de falar, segundo acreditava, lhe trazia paz interior.
Huzur içindeyim.Estou tranquilo.
Huzur Sokağı Dizisi.Rua da Pedra Alta.
Kilise Papa IV. Eugene'nin huzurunda 1443 yılında takdis edildi.Foi gratamente recebido pelo Papa Eugênio IV em 1443.
Huzuru temsil eder ve sakinleştirir.Śāntam Paz (śānta) e tranquilidade.
Dale, hayatının geri kalanını orada huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır.Jordan dedicou o resto de sua vida no desenvolvimento de sua obra.
Ne var ki, Yunus RAB’bin huzurundan Tarşiş (Tarsus)’e kaçmaya kalkıştı.Era Ifá que vinha esbaforido fugindo de Iku (a morte).
En son yer aldığı film 2013 yılında çekilen "Huzur İçinde Yatsın" (Počivali u miru) adlı filmdir.Seu último filme foi Voando para o Amor (2013).
Fiziksel durumuna ve komplikasyonlarına rağmen, kendisini bir huzurevinde dış dünya'dan izole etti.Deprimido em suas complicações familiares e físicas, ele se isolou em uma casa de repouso.
Ailesi ölüm sebebini açıklamamıştır ve "huzur içinde öldü" açıklamasını yapmıştır.O anúncio foi dado pela família dele, que disse: "morreu em paz hoje".
Bu sıkıntılı dönemi dayanışma ile aşabilir, ülkeyi düze çıkarabilir, barış ve huzuru sağlayabiliriz.Podem tirar a minha vida pelo que vale, mas garantam amor, paz e felicidade.
Bu durum da huzursuzluk yaratmaktaydı.O trabalho também provocou hostilidade.
Ninetta bir yerel mahkeme huzuruna çıkarılır.Nuno quer ir para tribunal.
Böylece tanrılar yine eski huzuruna kavuştular.Lá, os deuses recebem-no de volta para a sua antiga casa.
Huzur sesli Zara.Sua voz é calma.
Uzun zamandır maaşlarını alamayan Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti.Além disso, ao que parece houve períodos em que os soldados ficaram sem receber salário.
Yahudiler, gizlice ölü bir bedenin mahalleye sokulup huzursuzluk çıkarma çabasını engelledi.Uma tentativa de passar clandestinamente um corpo ao quarteirão foi impedida pelos judeus.
Bu oluşan huzursuzluk ortamı yerini eski barışçıl ortama bırakmaya başlamıştır.Estes eventos acabaram por colocar a já tensa paz em risco.
Huzur ve adalet tesis edilmelidir." dedi.“Eles terão que provar na justiça que isso é verdade”.
İzlanda, Avusturya, Danimarka, Yeni Zelanda, Finlandiya; dünyanın en huzurlu ülkeleri olarak kabul edilirler.Islândia, Áustria, Dinamarca, Nova Zelândia, Finlândia são considerados os países mais pacíficos do mundo.
Bu vazife ile huzurunuza geldim.” dedi.Daarom heb ik hier vrede mee."
İşte o zaman aradıkları barışı ve huzuru yakalamışlardı.Zij kenden dan namen toe aan de hen omringende rivieren en plaatsen.
Huzur içindeyim.Je mag gerust zijn.
Belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.Zij wensen de mensen uit het dorp gezondheid, rijkdom en geluk.
1906’da Zakopane’ye yerleşti, Tatra dağlarında bir dinlenme yerinde huzurlu anlar geçirdi.In 1906 vestigde hij zich in Zakopane, een vakantiedorp in het Tatragebergte.
Isabella Angelo huzuruna çıkıp ondan merhamet dilemek için bir özel randevu alır.Isabella verkrijgt een audiëntie bij Angelo, en smeekt hem om genade.
Dale, hayatının geri kalanını orada huzur içinde geçirmeyi planlamaktadır.Howard legt zich er dan maar bij neer dat hij voor de rest van zijn leven op Aarde zal blijven.
Huzurundan bir ateş ırmağı çıkıp akıyordu.Een rivier van vuur welde op en stroomde voor hem uit.
Neşeli, huzurlu, şarkı söyleyerek ilerle, Geçmiş sadık bir şekilde sana bakıyor.Vreugdevol, vredevol, ga voort terwijl je zingt, Vertrouwend op de vaders die naar je kijken.
1916’da Beyaz Saray’da Başkan Woodrow Wilson huzurunda da resital verip konuşma yaptı.In 1916 zong ze voor president Woodrow Wilson in het Witte Huis.
Ülke huzurlu ve istikrarlıydı.Zijn bewind was rustig en vredig.
Sadece Hannibal'in Birinci Pön Savaşı sonrasında yapılan antlaşmayı çiğnemiş olması nedeniyle huzursuzdular.Zij waren ontstemd dat Hannibal het verdrag had geschonden dat na de Eerste Punische Oorlog gesloten was.
Bu huzurlu bir gezi oldu” dedi.Dan kan ik met een gerust hart op reis."
Açları doyurdum, huzur ve güveni sağladım.De bezoeker bracht vrede, rust en gezondheid.
Burada herkes huzur içinde yatsın.Iedereen is hier stil van.
Öldüğü zaman Kaliforniya'da, Santa Monica'da ki bir huzurevinde yaşıyordu.Hij overleed 's avonds in een ziekenhuis in Santa Monica.
Daha sonraki yıllar boyunca kocasıyla birlikte, huzur dolu bir hayat yaşadı.De volgende drie jaar leefden zij een rustig leven.
Timur'un huzuruna çıktı ve birçok hediye takdim etti.Hij reisde naar het Nabije Oosten en bracht heel wat voorwerpen mee.
Artık saray, Choi ailesinin idaresindeki eski haline göre çok daha huzurlu bir yer olmuştur.Het Freya systeem was veel geavanceerder dan Chain Home.
Kur'an'da Yusuf'un annesiyle babasının huzuruna çıkarıp kucaklaştığından ve tahta çıkartığından bahsedilir.In dat geval was hij de zoon was van Johanan, de zoon van Azarja I; en werd hij vader van Amarja.
Orada huzurla bir süre yaşadı.Daarna leefde zij een rustig leven.
Medya, onu Almanya'daki bir huzurevinde buldu.Zijn genezing zocht hij in een Duits kuuroord.