Şu müsaid zamanımızdan süratle istifade edilerek bu maksadın fiile konması hususunda himmetinizi rica ederim.Sono grato per questa opportunità di riconoscervi in questa preghiera....
Ailedeki Ölüm, Jason Todd'u uzun zamandır kayıp olan annesini bulması hususunda soru işaretlerinde bıraktı.In Batman: Una morte in famiglia, Jason Todd utilizzò il computer per scoprire l'identità di sua madre.
Rüştiyeyi bitirmiş, ayrıca hususi eğitim almıştır.Si allena con il gruppo e fa anche degli allenamenti specializzati.
Bu hususta kanun teklifinde bulunacağım" diyordu.Al contrario, noi stabiliremo la Legge".
Diğer bilim adamlarının görüşleri de bu hususta kendisini desteklemektedir.Anche altri studiosi concordano su questa impostazione.
Bu hususda şer’an da izin verildi ve iki yeniçerinin mezardan çıkarılan cesetleri mezarlıkta yakıldı.Qui, servendosi del cric dell'auto, seppellirono il cadavere piegato in due.
Onlar için (azab hususunda) acele etme.ЧЫНГЫЗ АЙТМАТОВДУН ЧЫГАРМАСЫ и рус.
Bu hususta: "Ben Mekke'den çıktım.Сказал он: «Я Хони Ха-Меагель!»
Ayna simetrisi, fizikçilerin ikilik dedikleri durum için hususi bir örnektir.Зеркальная симметрия — частный случай того, что физики называют дуальностью.
Kalpleri yaratılış gayesine uygun hareket etme hususunda tenvir eder.Или же на их сердцах замки?»(Коран, 47:24).
Bu iki husus şunlardır.Вот две из них.
Diğer hususat her köyde olduğu gibidir.Все то же, что и в других селах.
İmâmet adı verilen bu husus, Câferî fıkhının temel kaynağını oluşturur.Природа, в общем, остается общим знаменателем всех наших источников боли.
Müslüman olduğu bilinmeyen, bu hususta hâli gizli olan kimsenin cenâze namazı kılınmaz.Кто не исполняет повеления Бога, уклоняется от поста и молитв становится невеждой (джахилом).
Materyalizm ve İslâm kültürü bu hususta örnek olarak gösterilebilir.Культурный империализм может быть примером этому.
Ancak bu hususta bilimsel bir araştırma yapılmamıştır.Не было даже серьёзных попыток научного исследования этого жанра.
Dizel motor 1920'lerden beri ticari araçlarda kullanılmakta ama hususi otomobillerde pek rağbet görmemekteydi.ومنذ عام 1920 استخدمت محركات الديزل في السيارات التجارية ولكنها لم تلقى رغبة كبيرة في السيارات الخاصة.
İngilizlerin o zaman karşı çıktığı husus seçilmiş bir meclis isteğiydi.تلك هى السياسة التي حاول البريطانيون تبنيها في ذلك الوقت.
Müzede yer alacak sanat eserlerinin nasıl sergileneceği hususunda tartışmalar yaşandı.جرت مناقشات فيما يتعلق بكيفية عرض الأعمال الفنية التي ستُعرض في المتحف.
Sırkâtibi: Eskiden hükümdarların yanlarında bulundurdukları hususi kâtip.فيكون أصل الجملة قبل البناء إلى المجهول: «أَنْجَزَ الفَاْعِلُ العَمَلَ».
Bu hususta: "Ben Mekke'den çıktım.قال: فأتيت بوسادة من مسوح.
Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.فالعباد لابد لهم من مدبر حكيم وسايس عليم لأنهم لا يملكون لأنفسهم ضرا ولا نفعا ولا موتا ولا حياة ولا نشورا.
Materyalizm ve İslâm kültürü bu hususta örnek olarak gösterilebilir.الإمبريالية الثقافية قد تكون مثالاً على ذلك.
Ancak bu hususta da bir belge ve bilgiye rastlanamamıştır.فما فائدة هذا العلم والجاه، الذي لا يوصل صاحبه إلى الله، ولا يُعَرِّفُهُ مَولاه".
Dikkat çekici bir başka husus da filmin kahramanı olan Lütfi Usta'daki değişimdir.وتتضمن تلك التغييرات من سيكون بطل الفيلم المحلي المقبل.
Her çeşit yapı ve inşaat kültüründe bile bu husus görülmektedir.هذا هو أساس الديموقراطية والثقافة في كل مكان.
Orkestranın son çaldığı şarkının ne olduğu hususunda çok fazla spekülasyon ortaya çıkmıştır.Tem havido muita especulação sobre qual foi a última música tocada pelo grupo.
Müslüman olduğu bilinmeyen, bu hususta hâli gizli olan kimsenin cenâze namazı kılınmaz.Já não mais vos chamo servos, porque o servo não sabe o que faz o seu senhor.
1974 yılındaki Yugoslavya Anayasası ile Kosova kendi kendisini yönetme hususunda birçok hak elde etmişti.Com a aprovação da Constituição Iugoslava de 1974, o Kosovo obteve um virtual auto-governo.
Hususi pasaport alabilecek durumda bulunanların eşlerine de aynı tür pasaport verilir.Além deles, os membros do Parlamento recebem este tipo de passaporte.
Türk şivelerinden birinin hususiyetidir.Uma maldição de cigano?
Ancak bu hususta bilimsel bir araştırma yapılmamıştır.Porém tal não foi ainda examinado cientificamente.
Kültürel görecelik ve evrenselcilik üzerine olan hususları tartışır.São postos em questão os prejuízos culturais e o universalismo clássico.
Ağaca çıkanlar bu hususta uyarılır.Na árvore esses caminhos são colocados.
Aşağıda verilen liste bu husustaki genellemelerden ibarettir.A tabela abaixo compara tais genealogias.
Nikah Medeni Kanun'la ilgili bir husustur.Acho que a questão do casamento é religiosa.
Onlar için (azab hususunda) acele etme.Laat u nooit met deze verdorvenen in, het zal u slecht vergaan!”
Bu husus, Dağ Ruhuna (Dağ İyesine) olan inançla bağlantılıdır.Behalve het geloof van een heer, dat bergen verzet.”
Tarihçiler Mescid-i Aksa'yı ilk defa inşa edenin kim olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir.Bronnen spreken elkaar tegen voor wie het huis gebouwd werd.
Bazalt) bu hususta daha elverişlidir.Dit zal ook weer leiden tot (veel) meer afval.
Bu hususta: "Ben Mekke'den çıktım.Hij antwoordde: “Daarna Omar.”
Ancak bu hususta bilimsel bir araştırma yapılmamıştır.Hier is nog geen wetenschappelijk onderzoek naar gedaan.
Diğer bilim adamlarının görüşleri de bu hususta kendisini desteklemektedir.Het is daarom de vraag of andere wetenschappers de naam zullen overnemen.
NATO’nun Bosnalı Sırplara geri çekilmeleri hususunda ültimatomu.Hij kan zich niet verenigen met het CDA-standpunt over het terugzenden van Bosnische asielzoekers.
Bu hususta zeminin litolojik özellikleri de önemli bir rol oynar.Zoals reeds vermeld speelt ook de omgeving van deze moleculaire groepen een belangrijke rol.
Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum...Ik moet er om glimlachen, maar tegelijkertijd maakt het mij boos.
Onlar için (azab hususunda) acele etme.Qayamat Se Qayamat Tak w bazie IMDb (ang.)
Devletler Hususi Hukukunda Nafaka (Doçentlik tezi).Smardzewo) w ziemi zakroczymskiej (w diecezji płockiej).
Bu hususta zanna uymak dışında hiçbir bilgileri yoktur ve kesin olarak onu öldürmediler.Lecz nie byli oni przy tym pewni, co świadczy po ich zastrzeżeniach, że nic nie wiedzą o jego pogrzebie.
Hülasa anlatılacak daha çok başka hususlarda var ama şimdilik bu kadarıyla yetinmek durumundayız.Jeszcze wiele mam wam do powiedzenia, ale teraz znieść nie możecie.
Bu işlem sonrasında not edilecek hususlar: Süreklilik : Tat tükürme sonrasında ne kadar kalıcı?Podstawowe pytania ankiety: Jak długo trwało trzęsienie?
Nikah Medeni Kanun'la ilgili bir husustur.W zakresie prawa małżeńskiego jest to cywilizacja poligamizująca.
Kubbeye bağlı olan avize de zamanının hususiyetlerini aktaran bir şaheserdir.Sabi stało się terminem artystycznym, oznaczającym piękno pokryte patyną czasu.
Çerimoya saklanırken bu hususlar mutlaka dikkate alınmalıdır.Poprzez ukrycie krypt zapomniano o nich.
Bu hususta mezunlar derneği kurma çalışmaları devam etmektedir.Obecnie trwa dyskusja czy szkoła dalej utrzymuje swoją pozycję.
Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.I domstolarna har endast troende muslimska män tillåtits vittna.
Bu hususta kanun teklifinde bulunacağım" diyordu.Därför har jag gått med på att underteckna lagen".
Bu iki husus şunlardır.De här nämnda är två av dem.
146 ülke ise hususi pasaport ve Hizmet Pasaportu sahiplerine vize uygulamazken 9 ülke kapıda vize vermektedir.Medborgare i följande 136 länder och områden ska ha visering när de passerar medlemsstaternas yttre gränser.
Bazı hususiyetleri de Sibiryadaki Türkçelere benzer.Evenker är en ursprungsbefolkning i Sibirien.