Ben de çok heyecanlıyım.Sono inoltre vistosamente innervati.
"Burada olmaktan çok mutluyum ve heyecanlıyım.Sono molto entusiasta e grata di avere questi momenti".
Evdeki işler çok heyecanlı bir hale dönüşmek üzeredir.Gli animi nella casa sono molto agitati.
Ancak Jimmy heyecandan tıkanır ve sahneyi terkeder.Jimmy cammina con passo pesante per continuare il suo scherzo fuori dalla scena.
O, benim sevmediğim her şeyde ilham buluyor ve ben heyecanlanıyorum.Amo tutto di te, anche le cose che non mi piacciono, le amo.
Heyecan Başaran (d.Che sorpresa (ed.
Ancak yerlerinden, insanı heyecanlandıracak tiz bir sesle öterek ayrılırlar.Scolpisce poi dalle pietre gli uomini e li destina nelle terre che a loro assegna.
Heyecan bildirme işlevi: Off!Testo originale: 起来!
Hepimiz derinden heyecanlanıyoruz.Eravamo tutti molto eccitati.
Kolay heyecanlanır.Si entusiasma facilmente.
Heyecanlıyız, çünkü bu defa hedefe ulaşacağımıza samimiyetle inanıyoruz.È fortemente collegato alla confidenza che ci rende capaci di raggiungere gli obiettivi.
Yapısı heyecan verici...Lo spettacolo è emozionante.
"Yargıtay'da seçim heyecanı".Che sia quella la data del giorno del giudizio?.
Yeliz ailesini ağırlyacağı için çok heyecanlıdır.Lorelai è molto sorpresa dalla commozione dei suoi genitori.
Heyecanlandığı ve aşık olduğu zamanlar kusar.Tutto ti appare chiaro quando sei innamorato.
Bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir.Usato da solo è un'esclamazione che esprime sorpresa e meraviglia.
Suyun altında yapılan araştırmalar bütün dünyada büyük heyecan uyandırdı.Queste scoperte causarono una grande eccitazione in tutto il mondo.
Şu an herkes stüdyoda koşturuyor, bu inanılmaz derecede heyecan verici.Riesce a trovare divertimento in qualunque cosa, e il suo entusiasmo è incredibilmente contagioso.
10 yaşına bastığı gün Pokémon'unu alacağı için çok heyecanlıdır.In dieci anni si allena diventando fortissimo, in modo tale da sopportare la fusione con il Pokémon Zekrom.
Gençtik, heyecan içindeydik.Da giovane, mi sentivo molto tormentato.
Zafer bizi heyecanlandırdı.Победа привела нас в возбуждение.
Onlar heyecanlı değil.Они не в восторге.
Heyecanlanınca bütün bildiklerimi unutuyorum ve sözleri karıştırıyorum.Если я волнуюсь, то забываю, всё что знаю, и путаю слова.
Kışın aç kalan ayı ve kurtların köye inmeleri köy hayatının en büyük heyecanlarındandır.Приход в деревню в зимнее время голодных медведей и волков - одно из самых ярких событий деревенской жизни.
Bart ve Lisa yeni bir başlangıç için heyecanlanırlar.Барт и Лиза взволнованы перспективой начать новую жизнь.
Fakat yüzünün güzelliğine rağmen, kişiliği heyecanlı bir tutku yaratamıyor.Но, хотя лицо её красиво, её личность не сформировалась для возбуждения страсти.
Bunlar eğlenceli ve heyecan vericiydi."Это происходило легко и с юмором».
Onun sesi benim albümümde yer alacağı için çok heyecanlıyım." demiştir.Мы с нетерпением предвкушаем, куда приведёт нас наш альбом».
At yarışlarının daha heyecanlı bir spor olmasını sağlayan etkenlerden biri de bahistir.Подготовка лошадей для спорта — более сложная задача.
Heyecan verici ve aynı zamanda korkutucu...Наш монстр прекрасен и одновременно вызывает ужас.
Maçın başındaki heyecanımı yendim ve elimden geleni yaptım açıklamalarında bulundu.Хотя я рад, что наконец эта игра развеялась и мы были выставлены подобным образом.
Heyecanlı mizacı ile tanınmıştı.Была известна своим сварливым характером.
Heyecan yaratan bir başka durum ise, farklı bölgelerdeki insanların anlattıklarının da birbirine benzemesiydi.Проблема была в том, что мы были отличными от людей нашего окружения.
Evdeki işler çok heyecanlı bir hale dönüşmek üzeredir.Положение мое в доме становится, стало невыносимым.
Bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir.Это ослабляет звучание большой, важной темы.
Yarış yağmurun da yağmasıyla büyük bir heyecana sahne oldu.Также большую популярность имел хит Quando a Chuva Passar.
Yeni bir tabloya heyecanla başladım.Участвует в очередной авантюре с картиной.
Bu devrim tüm geri kalmış toplumlarda büyük heyecan uyandırır.Этот эпизод создал ему большую известность в революционных кругах.
Ben de çok heyecanlıyım.И тоже очень заинтересовались.
Şarkının haberi yapılır yapılmaz her iki sanatçının hayranları da büyük bir heyecan içine girdi.Эта новость очень обрадовала фанатов обоих артистов.
Merak ve heyecanla bekliyorlardı.Он был взволнован и сердит.
Yine de 20 saniye için gerçekten heyecan vericiydi.Стандартно оно длится около двадцати секунд.
Okulun kapatıldığının açıklanmasından sonra, Bart eğlenceli bir kar günü için heyecanla hazırlanır.بعد تلقيه كلمة إغلاق المدراس، يستعد بارت لمتعة يوم الثلج.
Okyanusta yüzerken bulunan bir uzay gemisi herkesi heyecanlandırır.كان كل شخص يغادر منطقة الخطر التي أبحر إليـها هو بشجاعة.
Zamanla ilgili bu olgu büyük heyecan yarattı, özel bir heyet bu garipliği bildirmek üzere Papa'ya yollandı.وتسببت تلك الإشكالية في ذاك الوقت بنوع من الإثارة، ورحل وفد خاص إلى البابا لشرح هذا الشذوذ الذي طرأ.
"Burada olmaktan çok mutluyum ve heyecanlıyım.كنت سعيدة جدا وفخورة بالتقديم.
Aşırı heyecan hallerinde kendini kolayca kaybediyor olma.انتبه لنفسك عندما تكون في نوبة من الهلع.
Oyun sona erdikten sonra 'Oğlum, oyununu heyecanla seyrettim.بعد نهاية المباراة عبر دروغبا عن سعادته بالنتيجة التي تعتبر جيدة جدا .
Yine de 20 saniye için gerçekten heyecan vericiydi.Mas ainda era, por 20 segundos, realmente emocionante.
Birçok eleştirmen Ash-Wednesday için bilhassa heyecanlı idiler.Muitos críticos foram particularmente entusiásticos sobre Ash-Wednesday.
Wolff HuffPost Live'a konuşarak, "Bu heyecan verici, kendimi gerçekten şanslı hissediyorum.Wolff respondeu ao HuffPost Live, "É emocionante, eu me sinto realmente sortudo.
Okulun kapatıldığının açıklanmasından sonra, Bart eğlenceli bir kar günü için heyecanla hazırlanır.Após ser avisado, Bart se prepara para ter um dia de neve divertido.
Holstinin'in heavy metal grubu kurma düşüncesini Granovsky heyecanla kabul etmişti.A ideia de Holstinin de criar uma banda de heavy metal foi aceita com bastante entusiasmo por Granovsky.
Peter, Quagmire ve diğer gemi arkadaşlarının düzenlediği heyecan verici müzikâl gösterinin tadını çıkarır.Peter gosta de um estimulante número musical interpretado por Quagmire e seus colegas de navio.
Mason Weaver, heyecanlı ve fedakâr foto muhabiri ve barış aktivisti.Brie Larson como Mason Weaver, uma fotojornalista de guerra e ativista pela paz.
İnsanlar albümü dinleyeceği için heyecanlıyım.Estou ansiosa para as pessoas ouvirem outro lado do álbum.
Yenilik ve heyecan arzularından dolayı kendilerini tehlikeli durumlara sokarlar.Por costumarem ansiar por novidades e excitação, podem colocar-se em situações de risco.
Hepburn -kariyeri boyunca olduğu gibi- ödül törenine katılmamayı seçti ama kazandığı için çok heyecanlıydı.Hepburn optou por não participar da cerimônia de entrega de prêmios, mas ficou emocionada com a vitória.
Battlefield Bad Company 2’deki görevler oldukça heyecanlıdır.«Battlefield: Bad Company 2 Review» (em inglês).
Hepimiz derinden heyecanlanıyoruz.Todos estão muito excitados.