Ana içeriğe geç
Sözlük

heves ile cümle

heves kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
5
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Bu hevesle eski arkadaşları ile tekrar bağlantılar kurmaya başlar.Поэтому он пытается наладить контакты со своими бывшими сослуживцами.
Yardım alan insanlar ise topluma daha yapıcı bir biçimde hizmet etmeye heves duyarlar."Я думаю, эти деньги смогут реально помочь людям».
Bu kitabın böyle bir araştırma hevesini uyarmasını umuyorum.Вот почему я настоятельно, от души советую прочесть эту правдивую книгу.
Bâkî heves!) diye yanıt vermiştir.ردا على المشركين بعدم نبوة محمد صلى الله عليه وسلم.
Bilim adamları bu alanları ziyaret etme heveslerini bildirmişlerdir.تساءل العلماء عن السبب وراء هذه التحذيرات.
O günlerde edebiyata heves etmiştim.لكن أصبحت مشهورة جدا في الأدب في تلك الفترة.
Hayatının sonraki zamanlarında Hilde bilimsel tarihçi oldu ve George de Hevesy’in biyografisini yayınladı.Posteriormente, tornou-se historiadora científica e publicou uma biografia de George de Hevesy.
Hevesle kendi seçtiği konuları okudu.Ele leu avidamente sobre assuntos de sua própria escolha.
Irving, Madrid'e gitti ve çeşitli malzemeler için İspanyol arşivlerini hevesle araştırmaya başladı.Irving partiu para Madrid e com entusiasmo começou vasculhando os arquivos espanhóis.
Insia çok hevesli ama çok muhafazakar bir ailenin kız çocuğudur.É filha única e é muito protegida pela família.
Bir ara, kemana da heves etti.Werkelijk is hij ergens anders naartoe gegaan.
Klinik depresyonun belirtilerinden biri de heves kaybıdır.Avolitie is tevens een kenmerk van klinische depressie.
Çocukluğundan beri çizmeye hevesliydi, ve amcası ona eski eserleri nasıl restore edebileceğini öğretti.Hij was op jonge leeftijd wees geworden en werd nu opgevoed door zijn oom, die hem piano leerde spelen.
Bu, Almanları adanın geri kalan bölümünü elde etmek için heveslendirdi.To spowodowało zainteresowanie Niemiec pozostałą częścią wyspy.
Ardından milletini yerleşik hayata geçirmeye heveslendi.Byli gotowi oddać życie za miasto.
O çağlarda görsel sanatlara olan merakı en büyük hevesiydi.W tym czasie jego największym zainteresowaniem cieszyła się sztuka wizualna.
Kendisi çıkar çıkmaz hevesle arkasını dönen Orfeus, kuralı bozar ve eşini yeniden kaybeder.Orfeusz odruchowo odwraca się i szczęśliwie traci żonę.
Ama o gün böyle bir yazma hevesi vardı içimde.En natt ett budskap ljöd så klart
Dizi şarkıcı olmaya hevesli olan, Victoria Justice'in canlandırdığı Tori Vega etrafında dönmektedir.Serien handlar om aspirerande sångare Tori Vega, som spelad av Victoria Justice.
Babası istasyon şefiydi ve hevesli bir amatör müzisyendi.Han kom att ägna sig åt ämbetsmannabanan men var även en entusiastisk amatörmusiker.
Bunlardan biri hevesle yemeklere bakar.Одна з них намагається накинутися на Еда.
Bir ara, kemana da heves etti.На тому місці, де нібито вона стояла.
Japonlar bu kargoları büyük bir hevesle bekliyorlardı.Японці виявляли невдоволення з приводу цих чвар.
Artık daha canlı ve hevesli durmaktadır.Ще більш сильна і живуча.
Savaşı sevmeyen Ptolemaios, hiçbir zaman ülkesinin sınırlarını genişletmek hevesine kapılmadı.Також Пуміпон Адульядет обіцяв ніколи не залишати межі країни.
Germanicus, tüm zaferlerini hevesle kutlayan Roma yurttaşları arasından çok popülerdi.Germanicus se těšil značné popularitě mezi Římany, kteří nadšeně oslavovali každé jeho vítězství.
Dizi şarkıcı olmaya hevesli olan, Victoria Justice'in canlandırdığı Tori Vega etrafında dönmektedir.Seriál se točí kolem ctižádostivé zpěvačky Tori Vega (Victoria Justice).
Daha sonra Macar fiziksel kimyacı George de Hevesy’in asistanı oldu.Apoi, a devenit asistenta fizico-chimistului maghiar George de Hevesy.
Hayatının sonraki zamanlarında Hilde bilimsel tarihçi oldu ve George de Hevesy’in biyografisini yayınladı.Spre sfârșitul vieții, a devenit istoric al științelor și a publicat o biografie a lui George de Hevesy.
Bu çalışmanın sonucu olarak 1985 yılında Hevesy’in bir biyografisi basılmış oldu.Rezultatul muncii ei a fost o biografie a lui Hevesy, publicată în 1985.
Hevesle kendi seçtiği konuları okudu.Studia cu aviditate subiecte la alegere, pe care și le alegea singur.
Kocasının dönüşünü hevesle bekledi.A așteptat cu nerăbdare întoarcerea soțului ei.
Millikan kişisel hayatında hevesli bir tenis oyuncusuydu.Magánéletében Millikan szenvedélyes teniszjátékos volt.
Dizi şarkıcı olmaya hevesli olan, Victoria Justice'in canlandırdığı Tori Vega etrafında dönmektedir.A sorozat a fiatal, feltörekvő énekes Tori Vega életét követi, akit Victoria Justice alakít.
O günlerde edebiyata heves etmiştim.Ez megszokott volt a kor irodalmában.
Bir ara, kemana da heves etti.Egyszer csak megtalálta az övén ahova tette.
Artık daha canlı ve hevesli durmaktadır.A hím tartózkodóbb és szeszélyesebb.
Ama o gün böyle bir yazma hevesi vardı içimde.Minulla oli ollut sellainen päivä, ja kirjoitin siitä.
Hukuk, diplomasi ve tarih üzerine yaptığı çalışmalar geçici hevesler olarak görülmüştür.Samoin hänen lakitieteen, diplomatian ja historian teoksensa nähtiin kiinnostavina vain lyhyen aikaa.
Hafniyum elementi 1923 yılında Dirk Coster ve Georg von Hevest tarafından Danimarka’da keşfedilmiştir.Hafniumin löysivät Dirk Coster ja George de Hevesy vuonna 1923 Kööpenhaminassa, Tanskassa.
O günlerde edebiyata heves etmiştim.Nykyään kirjallisuuden dosentti.
Gençler yurt dışına gitmekte çok hevesli.Nuoret menevät mielellään ulkomaille.
Manevi babası, Roman Katolik üniversitesi arkadaşı, sanat eleştirmeni Ivan Hevesy'dir.Ο ανάδοχός του ήταν ο φίλος του από το Ρωμαιοκαθολικό πανεπιστήμιο, ο κριτικός τέχνης Ιβάν Χέβεσι.
( Olgun kişi, insanları topluma yararlılık konusunda heveslendirerek, iyi çalışmalarını sağlar. )(Αυτός που θέλει να σώσει τον λαό πρέπει να σκέφτεται ηρωικά).
Öğretmeni onun hevesini kırdı ve gitar yerine mandolin çalmaya başladı.Ο πατέρας του τον ώθησε να παίζει τύμπανα, αλλά αργότερα ο Αϊέρο άρχισε να παίζει κιθάρα.
Kısa bir süre resim okuma hevesiyle Vakalos Okulu'na gitti .Για ένα σύντομο χρονικό διάστημα φοιτά στην Σχολή Βακαλό θέλοντας να σπουδάσει ζωγραφική.
Parker hevesli bir hip-hop müzik ve rap hayranıdır.Parker er en ivrig fan af hip-hop musik og rap.
Bilhassa fizik kitaplarını büyük bir heves ve arzuyla okuyordu.Naturvidenskabelige skrifter læste han med stor lyst.
Yardım alan insanlar ise topluma daha yapıcı bir biçimde hizmet etmeye heves duyarlar."De, der kan, skal arbejde for deres ydelse og bidrage til fællesskabet i nyttejob."
Germanicus, tüm zaferlerini hevesle kutlayan Roma yurttaşları arasından çok popülerdi.Germanicus ble meget populær blant folk flest i Roma som entusiastisk feiret hans militære seirer.
Yardım alan insanlar ise topluma daha yapıcı bir biçimde hizmet etmeye heves duyarlar."Spørsmålet er derfor: Vil du handle for at samfunnet rundt deg skal kunne forbedres?»
Sadece birkaç eyalet Roma'ya sadık kalmak için bu kadar hevesli olmuştur.Få av de romerske provinsene var mer entusiastisk lojale til Roma enn denne.
Kendisi aynı zamanda spor konusunda da çok hevesli.Ia juga tidak antusias pada olahraga.
Babası önceleri bunun bir çocukluk hevesi olduğunu sandı.Awalnya ibunya ingin dia memiliki masa kecil yang normal.
Bilim adamları bu alanları ziyaret etme heveslerini bildirmişlerdir.Para mahasiswa telah bersiap-siap menyambut kedatangan delegasi ini.
Kendisi aynı zamanda spor konusunda da çok hevesli.Bản thân Hoàng Giác cũng là người say mê thể thao.
Chiron bir hevesle Kevin'i görmeye Miami'ye gider fakat onunla konuşmak için isteksiz olur.シャロンは、マイアミでケヴィンと再会したが、飲み交わしながら話す気にはなれない。
Golubkina önceleri 1917 Ekim Rus Devrimi'nin büyük bir hevesle taraftarıydı.ニヤージーは1917年の十月革命を熱心に支援した。
Parker hevesli bir hip-hop müzik ve rap hayranıdır.元々からヒップホップ・ミュージックやラップを好んでいる。
Adam, model olarak genellikle bir piyanist olan eşini kullanan hevesli bir ressamdır.大抵の画家がするようにパレットを使うことを彼は恥とした。
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod