Ned’in dirilttiği kişi yalnızca 1 dakika hayatta kalmak zorundadır.Μία τυπική εκτέλεση όλου του έργου διαρκεί περίπου 9 λεπτά.
Üstelik, bu savaştan herkes nasibini alacak ve hayatta kalmak için tüm insanlar uğraş verecektir.Κι έτσι η παρέα αυτή πρέπει να παλέψει αν θέλει να επιβιώσει ολόκληρη.
Hayatta kaybetmiş oldukları şeyler bu kızları birbirine bağlayan en önemli etkendir.Η ομοιότητα των εθνωνύμων τους είναι ένας από τους σημαντικότερους δεσμούς μεταξύ των δύο λαών.
Hayatta kalan Haçlı güçlerinin hem fiziksel takatları hem de moralleri çok düşmüştü.Στον Άρειο Πάγο έμειναν μόνο οι δίκες φόνου και ηθικού χαρακτήρα.
Tanrı kültleri günlük hayatta da oldukça yaygındı.Οι χειροδικίες από τον πατέρα του ήταν σχεδόν καθημερινές.
Lotus (Nilüfer) – Tabiat ve kainattaki bütün canlıların ve diğer varlıkların hayattar özü.Ο λωτός – συμβολίζει τη φύση και την ζωτική ενέργεια όλων των ζώντων όντων.
Roma'dan hayatta kalanlar kıyıdaki daha uygun alanlara, adalara ve dağlara çekildi.Οι Ρωμαίοι επιζήσαντες αποσύρθηκαν σε ασφαλέστερες περιοχές στις ακτές, στα νησιά και στα βουνά.
Eski Belediye Başkanı Şinasi Selvioğlu (gerçek hayatta da) vefat etmiştir.Απεβίωσε ο πρώην Δήμαρχος K.
40 gün hayatta kaldılar.Οι έρευνες είχαν διάρκεια 40 μέρες.
Fakat mucizevi bir şekilde hayatta kalabilmiştir.Ωστόσο και πάλι εκ θαύματος παρέμεινε ζωντανός και υγιής.
São Tomé ve Príncipe'de ordu siyasi hayatta önemli bir rol oynamaktadır.Σήμερα, ισχύει ένα κοινοβουλευτικό σύστημα, ενώ ο πρίγκιπας έχει σημαντικό πολιτικό ρόλο.
Hayatta kalan takım puanı kapıyor.Όλοι οι άλλοι επιβαίνοντες του σκάφους επέζησαν.
Sonra grup bir tabela görür "Buraya varanlar hayatta kalır " ve oraya giderler.Κι έπειτα υπάρχει μια σκηνή στην οποία κοιτά πίσω τους και όλοι τους είναι νεκροί.
Ayrıca çok ciddi bir hastalık geçirdi ve hayatta kalabilmek için ameliyat olması gerekti.Ο τραυματισμός του ήταν ιδιαίτερα σοβαρός και χρειάστηκε χειρουργική επέμβαση.
Bütün gruplara hayatta eşit şans verilmelidir.Alle skal have lige muligheder i livet.
Hayatta olduğum için çok şanslıyım." demiştir.Jeg er heldig, at være i live".
Michael ve Maria Kubizek'in ilk doğan ve hayatta kalan tek çocuğu idi.August var det første og det eneste overlevende barn af Michael og Maria Kubizek.
Edo döneminde 234 atlayış kaydedilmiş ve bunların % 85.4'ü hayatta kalmıştır.Under Edo-perioden kendes 234 spring, hvoraf 85.4% overlevede.
Hayatta kalanlar, Fidel Castro ve Raúl Castro da bu gruba dahildir, kısa süre içinde yakalandı.De overlevende, herunder Fidel Castro og hans bror Raúl Castro Ruz, blev fanget kort tid efter.
Hayatta olup olmadığı bilinmemektedir.Det vides ikke, om de stadig er i live.
Ölümü, kendisinin hayatta iken yapamadıklarının gerçekleşmesini sağlamıştır.Der ligger en forbandelse over ham – han kan ikke dø.
İnönü sayesinde hayatta kaldık.Samtlige overlevede takket være kuvøseplejen.
Böylece topluluğun hayatta kalma şansı daha da azaldı.På den måde sikredes de laveste i samfundet en mulighed for at overleve.
Amacı, hayatta kalmaktır.At mennesket stræber efter at overleve.
Rose, Jack'e kocasının uçağın kuyruk kısmında olduğu halde hala hayatta olduğunu söyler.Rose fortæller Jack at hendes mand, der var i flyets halesektion da det styrtede ned, stadig er i live.
Mart 2008'de siyasi hayattan çekilmiştir.Han trak sig tilbage fra det politiske liv i marts 2008.
Toplu intihardan sadece 2 kadın ve 5 çocuk hayatta kalmıştır.Kun 500 kvinder og børn overlevede.
Hala hayattasın.""Så længe jeg lever".
Seçilim değerini artıran özelliklere örnek, daha iyi hayatta kalma ve artış gösteren doğurganlıktır.Eksempler på træk, der kan øge egnethed er forbedret overlevelse og øget frugtbarhed.
Üç rahip hayatta kaldı.Pastoratet har tre præster.
Rick, karısı Lori ve oğlu Carl'ı hayatta kalanların arasında görünce çok şaşırır.Her finder Rick sin kone og søn, Lori og Carl.
Bu tarihe kadar, bu kadar uzun süre sonunda hayatta kalan ilk kişi oldu.Han var det eneste menneske, der havde overlevet at hikke så længe.
Görünüşte hayatta istenebilecek her şeye sahiptir.Kan tilsyneladende overleve hvad som helst.
Nicholas I'den beş yıl hayatta kaldı ve 1860'ta öldü.Hun overlevede sin mand i fem år og døde i 1860.
Ama hayatta kalmayı başarır.Han overlevede tilsyneladende.
Bu faktörler dünya üzerinde yaşamın devamı için hayatta kalma ve üremeye katkıda bulunur.Her dyrkes og produceres der alt, hvad der er nødvendigt for at overleve.
David'in hâlâ aktif olan kafası Shaw'ı Mühendis'in hayatta olduğunu ve onun için geldiği hakkında uyarır.David som stadig er ”aktiv” forklarer Shaw at Ingeniørens intention er at sprede den mørke væske over jorden.
Hayatta kalma çabalarını sürdürmeye devam ediyordu.Han fortsatte sine modstandsaktiviteter.
55 mürettebatın içinden sadece o hayatta kalmıştır.På vejen tilbage døde 55 besætningsmedlemmer.
Hasta hayatta kalırsa belirtiler birkaç saat içerisinde kaybolur.Hos de fleste patienter forsvinder symptomerne indenfor få uger.
Gerçekçi olmayan kurgudaki bazı detayların gerçek hayatta gerçekleşmesi mümkün değildir.Sandfærdig kommunikation er kun muligt i en ikke-afstraffende situation.
Mobil İnternet kullanımı arttıkça şirket hayatta kalmıştı.I takt med at internettet er blevet mere og mere udbredt, så er antallet af udbydere også steget kraftigt.
Fakat Bane hayatta kaldı.Blücher har ikke overlevet.
Bir işçinin hayatta kaldığı ve elinde kararlı ve öfkeli bir şekilde kızıl bayrak tuttuğu görülür.Forbundspræsidenten fører et flag inspireret af militære faner, noget flammeborden i rødt og hvidt vidner om.
Layka öngörülenin aksine 10 gün değil yalnızca birkaç saat hayatta kalabildi.For dem var forventet levetid ikke tre måneder, men kun få uger.
Bu, aynı zamanda Buzzati’nin, hayattayken yayımlanan son kitabı oldu.Dermed blev Diaboliade den eneste bog, Bulgakov fik udgivet i sin levetid.
Hayatta kalan madenciler Salt Lake City'ye ulaşır.Parret bor i dag i Salt Lake City.
Hayatta kalanlar küçük gruplara ayrılıp, dağlarda ilerleyerek hayatta kalan kişilere ulaşmaya çalıştılar.De overlevende, der var spredt alene eller i små grupper, vandrede rundt bjergene, på udkig efter hinanden.
'Bugün hayatta olsaydı ne giyerdi?' diye düşünüyoruz." dedi.Ellers havde vi været sammen i dag, og hun havde været levende nu.”
Hayatta kalmak istiyorlarsa karşı atağa geçmelidirler.Skal man gøre sin lykke, skal man være på stikkerne.
Bazı grupların diğerlerine göre hayatta daha şanslı olmaları olağandır.Vidste du at mennesker, som lever i et parforhold, er lykkeligere end andre?
1980 yılında Balıkçı Kral hayattadır.Indtil 1880 arbejdede han som fisker.
Kelimelerin günlük hayatta kullanım pratiği bulunmaz.Sommer 2000 Det er ikke muligt at gennemføre de daglige arbejdsopgaver i Arbejdsformidlingerne.
Sonrasında ise bu 40 çocuktan 22'si hayatta kalır, 18'i şehit olur.Den er stor nok til at bære 18 voksne eller 24 børn.
Günlük hayatta da sıklıkla kullanılmaktadır.Det er en hel del af vores hverdagsliv også.
Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz.For dem og for jorden, for himmelen og oss, våre krus vi nå hever min venn.
O bize çıktı ve dedi ki: "Ben bu hayattan vazgeçmeye karar verdim.Han kom ut til oss og sa: «Jeg har besluttet å forlate dette livet.
Euter(pes) oğlu Seiklios (bunu) henüz hayatta iken (yaptırdı).Fulk var sønn av Warin (Waryn eller Warren).
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)«Levva livet» – (fra Levva livet!)
Leninizm terimi, Lenin hayattayken pek kullanılan bir terim değildi.Begrepet «leninisme» i seg selv eksisterte ikke da Lenin levde.