Şu an 50 civarında bireyinin hayatta kalabildiği düşünülmektedir.Szacuje się, że obecnie na stałe mieszka tam zaledwie 50 osób.
Bir tatil gezisi, artık bir hayatta kalma savaşına dönüşmüştür.Podróż przerodziła się w walkę o życie.
Hayatta kalma mücadelesi konu alınmıştır.Trwa walka o przetrwanie.
Hayattaki en büyük korkusu canlı olarak gömülmesi olmuştur.To prowadzi do strachu bycia pogrzebanym żywcem.
Bazı grupların diğerlerine göre hayatta daha şanslı olmaları olağandır.Wydawało mu się, że inni mają łatwiej w życiu.
202 kişiden 176'sı hayatta kaldı, 26'sı öldü.Zginęło 228 osób, a ocalało 26.
Bu şekilde 5 gece boyunca hayatta kalmayı başaran oyuncu oyunu kazanır ve 6.gecenin kilidi açılır.Celem gry jest przetrwanie pięciu kolejnych nocy i unikanie ich.
Kariyeri boyunca, Brennan'a gerçek hayatta olduğundan daha yaşlı gösteren roller verilmiştir.W trakcie serii poznajemy coraz szerzej życie Brennan.
Tommy Lee Jones'in karakteri gerçek hayattan Tom Brown Jr.'dan yola çıkarak yaratılmıştır.Postać, którą wciela Tommy Lee Jones, istnieje naprawdę.
Bunlardan bazıları gerçek hayattan alınmıştır.Część z nich jest oparta na prawdziwych osobach.
İlk andan itibaren hayatta kalmak için birçok şeyden feragat ederler.Od początku zaistnienia problemu podejmowane są liczne próby jego powstrzymywania.
Savaşçı Totec savaşta hayatta kalmayı başardı.Ochronka przetrwała wojnę.
John Adams, 1825 yılında, henüz hayattayken, oğlu John Quincy Adams'ın ABD'nin 6. Başkanı oluşuna şahit oldu.Jeden z jego synów John Quincy Adams, został wybrany 6. prezydentem USA.
Hayatta kalabilmek için kazanmak zorundadırlar.Muszą znaleźć sposób, by przeżyć.
Babası da annesi de hayatta değildir.Okazało się, że ona także nie jest matką swojego dziecka.
Araba hala çalışmaktadır ve onlar hayatta kaldılar.Grzęzły też wozy i działa.
Hayatta olup olmadığı bilinmemektedir.Kto wie, czy jeszcze żyje.
Hayattaki tek amacı kaybolan annesini bulmaktır.Niespodziewanie odnajdują tam swoją żywą matkę.
Burada bundan böyle kendini esas adaması gerekenler hayatta kalmış olanlardır.Pozostawione samym sobie będą to bardzo mocno przeżywać.
Saat kulesinin ise sadece çelik iskeleti hayatta kalmistir.Ocalała tylko furtka z kutej stali.
Ben şarkılarımda yaşadığım şeyleri yazıyorum, söylediğim her şey gerçek hayattan.Piszę własną muzykę, która mówi o moim życiu.
Hayatta istediği her şeye sahip gözükmektedir.W życiu dostawał zawsze to, co chciał.
Davutoğlu, hayatta üç ilişkinin varoluşsal olduğunu ifade etmiştir.Agamben utrzymuje, że życie istnieje w dwóch aspektach.
Hayatta kalma şansını artırmak için en kısa zamanda müdahale edilmesi gerekiyor.Jen nalega na jak najszybszą operację.
Bu bina, Erken Orta Çağ'ın kamusal kullanımı için yaptırılmış olup hayatta kalan tek sivil mimari yapıdır.Jedyna budowla, która zachowała się z pierwotnego, średniowiecznego układu urbanizacyjnego miasta.
Modern hayatta İmece benzeri kavramlar gelişmiştir.Jak te współczesne różnice się rozwinęły?
Günlük hayatta da sıklıkla kullanılmaktadır.Także ci częściej wybierają Życie.
Hayatta en sevdiği insan annesi ama Pepee’ye de hayran.W swoim czasie była ona ulubioną modelką Whistlera a także jego kochanką.
Hayattaki yegâne hedef para kazanmak değildir.Zarabianie pieniędzy to nie jest jedyny cel życia.
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)För andra betydelser, se Hei He.
Sadece en küçük ve en iyi uyum sağlayanlar hayatta kaldı.Endast de minsta och mest anpassningsbara arterna överlevde.
Udo hayattadır; fakat ailesinden geriye kimse kalmamıştır.Ale (eller Alle) och Olev lät hugga efter Tjälve sin fader, Inga efter sin man.
Toplu intihardan sadece 2 kadın ve 5 çocuk hayatta kalmıştır.Bara två kvinnor och fem barn överlevde.
Su pirelerinin içindeki larvalar dört aya kadar hayatta kalabilir.Larverna som finns inuti vattenlopporna kan överleva där upp till fyra månader.
Tina'nın özel güçleri hayatta kalabilmesi için onun tek umudu olmuştur.Tinas enda hopp för att överleva står till hennes övernaturliga krafter.
Kondor genel olarak hayatta kalır ve salıverilir.Oftast överlevde kondoren och släpptes då fri.
Hayatta kalma mücadelesi konu alınmıştır.Deras överlevnad sätts på spel.
Bu durumlar hayatta kalanlar arasında %15 oranında görülebilir.Detta förekommer hos ca 15 % av de överlevande.
Hayatta kalan Yahudiler ya öldürüldü ya da ölüm kamplarına gönderildi.De judar som överlevt striderna sköts ihjäl eller sändes till koncentrationsläger.
İnönü sayesinde hayatta kaldık.Samtliga överlevde tack vare kuvösvården.
Kubo Sensei, sosyal hayatta oldukça utangaç bir insandır.Punta Humilde är en udde i Kuba.
Bütün gruplara hayatta eşit şans verilmelidir.Alla medlemmar har samma tillgång till husets möjligheter.
Hayatta kalmak için şafak vaktine kadar savaşmak zorunda kalırlar.För att undkomma måste de ge sig av innan gryningen.
Taşındıklarında 5 çocukları vardı ama 3 tanesi hayatta kalabildi.Hon födde fem barn, varav tre fortfarande är vid liv.
Ama hayatta kalmayı başarır.Trots allt lyckades hon överleva.
Hala hayattasın."Dom är kvar."
Buna karşın vahşi hayattaki konumları endişe vericidir.Dock ger säkerheten kring dessa tillgångar anledning till oro.
Hayatta olup olmadığı bilinmemektedir.Det är oklart om han då var i vid liv eller ej.
Hayatta kalma şansını artırmak için en kısa zamanda müdahale edilmesi gerekiyor.Man ska få hjälp att komma upp så snart som möjligt efter operationen.
Sadece Diana'nın koruma görevlisi, Trevor Rees-Jones hayatta kaldı.Fayeds livvakt Trevor Rees-Jones var allvarligt skadad, men överlevde.
Hayatta kalanlar küçük gruplara ayrılıp, dağlarda ilerleyerek hayatta kalan kişilere ulaşmaya çalıştılar.De kvarvarande försöker sedan rädda sig själva ner för berget.
Hayatta olmaz!" demişti.Inte så länge jag lever".
Sunless Sea ise 'yalnızlık, keşif ve hayatta kalma'" dedi.Sten Hidal, "Ensamheten, ondskan och offret.
"Only Love Survives" (Türkçe: Sadece aşk hayatta), Ryan Dolan tarafından seslendirilen şarkı.Only Love Survives är en låt med den irländska sångaren Ryan Dolan.
Bunlardan bazıları gerçek hayattan alınmıştır.Samtliga av dessa räddades till livet.
Hayatta kalan Müslümanlar.Sekulariserad muslim.
Eğer hayatta olsaydı bu aynı zamanda onun 50. doğum günü olacaktı.Hon förväntades inte överleva, men hon får uppleva sin 15-årsdag.
Hayatta kalmak isteyen biri olursa, bu becerilerden daha fazlasına ihtiyaç duyacaktır.Om jag längtar efter min bästa vän, längtar jag efter någon som finns.
Öykülerinde çoğunlukla yoksul ya da orta halli insanları; gündelik hayattaki küçük mutsuzlukları anlattı.Vad stora och små människor sagt eller trotts säga vid sin död.
Harald, Magda'nın hayatta kalan çocuklarından sadece biriydi.Gerard var själv en av endast tre som överlevde.