Hayatta her şey su gibi akışkandır.De volledige reactie gaat door in water als oplosmiddel.
Oysa Padme henüz hayattadır.Het pand wordt nog steeds bewoond.
Ben şarkılarımda yaşadığım şeyleri yazıyorum, söylediğim her şey gerçek hayattan.Ik schrijf veel betere liedjes als ik eerlijk ben over wat ik meemaak.
Gerçek hayatta görünür olmasına rağmen Newton, yerçekimi konusunda çok çalışıyordu.Behalve voor exacte wetenschappen had Newton ook voor andere onderzoeksterreinen belangstelling.
Hayatta olup olmadığı bilinmemektedir.Het is zelfs onduidelijk of hij nog leeft.
Hayatta kalan madenciler Salt Lake City'ye ulaşır.De hoofdzetel van het bedrijf bevindt zich in Salt Lake City te Utah.
Bu aynı alanda fibroblastlar hayatta kalır ve çoğalırlar.In deze afweercellen weten tbc-bacteriën te overleven en zich te vermeerderen.
Ve ona Başka hayatta görüşmek üzere dostum demiştir.Het is een persoonlijke ervaring, die hem verder in zijn leven bepaald heeft zegt hij.
Çünkü hayattan hiçbir beklentisi, hiç umudu yoktur.Volgens hem is er geen zekerheid, alleen hoop.
Monoton hayattan yoruldum.Ik ben moe van het eentonige leven.
Her iki erkek kardeş hâlâ hayatta.Beide broers zijn nog in leven.
O hâlâ hayatta.Hij is nog in leven.
Hayatta daha önemli şeyler var.Er zijn belangrijkere dingen in het leven.
Elvis'in hâlâ hayatta olduğuna inanıyorum.Ik geloof dat Elvis nog leeft.
Eğer hayatta kalmak istiyorsan, yanımda kal.Als je wilt blijven leven, blijf je bij mij.
Bu hayatta farklı ol!Dit leven is anders.
Hayatta olduğuna öyle seviniyorum ki.Ik ben zo blij dat je leeft.
Geçmiş hayatta bir prenses olduğumu düşünüyorum.Ik denk dat ik in een vorig leven een princes was.
Tom hayatta kalanlardan biriydi.Tom was een van de overlevenden.
Genellikle taşımacılıkta ölen kişi sayısı hayatta kalan esirlerin sayısını aştı.Niejednokrotnie liczba zmarłych w transporcie przewyższała liczbę ocalałych jeńców.
Ebeveynlerinin hala hayatta olup olmadıkları bilinmemektedir.Nie wiadomo czy jej rodzice żyją.
David'in hâlâ aktif olan kafası Shaw'ı Mühendis'in hayatta olduğunu ve onun için geldiği hakkında uyarır.Wciąż sprawna głowa Davida, ostrzega Shaw, że Inżynier przeżył i zmierza ku niej.
İmparatorluğun Doğu'da hayatta kalışı, imparatorun Kilise işleri üzerinde aktif rol almasını garantiledi.Przetrwanie Cesarstwa na Wschodzie zapewniło cesarzowi czynny udział w sprawach kościelnych.
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)(Pilnujemy twojej strony Wiki!).
Hayatta kalmak için şafak vaktine kadar savaşmak zorunda kalırlar.Aby przetrwać, muszą doczekać świtu.
Oyunda amaç, mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalabilmektir.Celem graczy jest jak najdłuższe przeżycie.
Harald, Magda'nın hayatta kalan çocuklarından sadece biriydi.Harald był jedynym dzieckiem Magdy, które przeżyło wojnę.
Bu eserin, sanatçının hayattayken satabildiği tek resim olduğu düşünülmektedir.Miało się okazać, że będzie to jedyny obraz artysty sprzedany za jego życia.
Mimari anıtlar, antik kaya ve taşlar üzerindeki hayvan görüntüsü oymaları günümüzde kadar hayatta kalmıştır.Rzeźby zwierząt na zabytkach architektury, starożytnych skałach i kamieniach przetrwały do naszych czasów.
Udo hayattadır; fakat ailesinden geriye kimse kalmamıştır.Mieszko tedy powrócił wprawdzie z niewoli, lecz żony więcej nie zaznał”.
Amacı, hayatta kalmaktır.Jego głównym celem jest przetrwanie.
Doğan çocuklarından sadece üç tanesi hayatta kalmıştır.Tylko 3 z nich przetrwały poród.
Bu benim gerçek hayatta olmamı sağlıyor" demiştir.To sprawia, że moje życie się toczy".
Tommy ise hayatta kalır.Tylko Mike przeżył.
Hayatta kalan madenciler Salt Lake City'ye ulaşır.Wiosną bohaterowie przybywają do Salt Lake City.
Hala hayattasın."Jesteś ustawiony”.
Ailesinin hayatta kalan tek erkek çocuğu olarak ailesinden kalan arazilerin başına geçti.Rację ma więc jego brat, który pozostał na Ziemi.
Gerald Ford'un 2006'da ölmesinden sonra hayatta olan en yaşlı ABD Başkanı unvanını kazandı.2006: Gerald Ford został najdłużej żyjącym byłym prezydentem USA.
Hikâye ölümden sonraki hayatta geçmekte.Prawda o życiu po śmierci..
Parker, diğerlerinin hayatta kalabilmesi için içlerinden birini öldürüp yemeyi teklif eder.Parker sugeruje poświęcenie jednego towarzysza, aby pozostali mieli co jeść.
Hala hayatta ve özgürdür.Żywi i wolni.
Fakat mucizevi bir şekilde hayatta kalabilmiştir.Doznawała przeżyć mistycznych.
Bu hayatta bir kardeşimi kaybettim.W obozie stracił brata.
Hayatta kalanlar hapsedildi.Wszyscy żywi zostali internowani.
Öykü daha sonra, Poe hayattayken sadece bir defa daha yayımlandı.Nowela została opublikowana raz jeszcze za życia Poe.
Ancak Zeus, annesi sayesinde hayatta kalabilmiştir.Jednak dzięki pomocy Zeusa matka i dziecko przeżyli.
Ancak, kâğıtların çoğu okunamaz halde olup sadece iki blok metin bugüne kadar hayatta kalmayı başarmıştır.Ostatecznie nie udało się uratować wszystkich drzew, ale dwie topole żyją do dziś.
Sosyal ve kültürel hayatta Rusça hakimdir.Udzielał się też w życiu społecznym i kulturalnym mniejszości rosyjskiej w II Rzeczypospolitej.
Hayattaki tek amacı aşık olduğu kız Şukufe'yle evlenmektir.W ucieczce pomaga dziewczynie zakochany Shankar.
II. Dünya Savaşı'nda hayattaydı ve 1947'de hurdaya çıkarıldı.Przetrwał całą II wojnę światową, został złomowany w 1947 roku.
Fakat Bane hayatta kaldı.Nomy jednak przetrwały.
Hayatta başarı kesinlikle savaşta başarı kazanmakla mümkündür.Mimo tej tragedii, sukces w wojnie staje się możliwy.
Hatem (Mamuka Kikaleyşvili) hayatta şanssızdır.Faktem jest, że sówka ma pecha.
Ehlileştiren erkekler hayattan kopar veya ölür.Osoby stawiające opór bito lub zabijano.
Bunlardan sadece Adolf ve Paula çocukluğun ardından hayatta kalabildi.Tylko ona i Małgorzata Kamila przeżyły lata dzieciństwa.
Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.Wydawało się, że nic nie uratuje ani miasta, ani kraju.
Bunu düşünmek yorucu, hatta hayattan bezdiricidir.Nastrój utworu jest poważny, a nawet przygnębiający.
Dişiler bazen sonbahar sonuna kadar hayatta kalabiliyor.Stare owocniki czasami utrzymują się do następnego roku.
Desmond hemen Charlie'nin hayatta ve iyi olup olmadığına bakar.Do czasu gdy odkryto, że Kathryn jest cała i zdrowa.
Ama hayatta kalmayı başarır.Udało mu się jednak przeżyć.