Hayatta kalanlar, Treblinka toplama ve yok etme kampına gönderilmeye başlandı.Después de un tiempo, los judíos son reunidos y deportados al campo de exterminio de Treblinka.
Gerçek hayatta da sürekli birtakım olaylar olur ve herkes kendince mesajlar çıkartır.1.- Seré honesto en todos mis actos y diré siempre la verdad.
Hayatta kalanlardan birine göre SS üyeleri insanların bacaklarına hedef alarak ateş ettiler.Estaba seguro de que los hombres de las SS me dispararían en cuanto me levantara.
Fakat ailesinin sevgisine olan ihtiyacı bu yeni hayatta onu birçok kez takılıp düşmek zorunda bırakacaktır.Sin embargo, su amor tendrá que pasar por varias dificultades antes de ser felices.
Hayatta kalan savunmacılar kent merkezinde dar bir alana çekildiler.Los equipos de rescate encontraron restos en un área amplia.
İlçe günlük hayatta kullanılmaya devam eden geleneksel kadın kıyafetleri ile meşhurdur.Se puede decir que algunas vestimentas destacadas de la vestimenta tradicional son comunes en la vida diaria.
Üç çocuğu şu an hayatta, eşi 2007 Ekim'inde vefat etti.No tenía hijos, y su marido la sobrevivió —murió en marzo de 2007—.
Ancak, mutant hayatta kalır ve Aaron'ı ele geçirir.Las cosas se ponen peor cuando Super-Adaptoide llega y captura a Aaron.
Ancak bu mücadeleyi kazanırsa hayatta kalma seçeneği olacaktır.Si se gana este reto, se obtiene la opción chatarrero.
N3 (Orta Seviye): Japonca'yı günlük hayatta belirli bir dereceye kadar anlama yeteneği.Naturaleza (amarillo): Enseña su importancia en la vida diaria de las niñas.
Ağaçlar günlük hayatta çeşitli ve yaygın olarak kullanılırlar.Se exhiben diferentes tipos de maderas y su uso cotidiano.
Hayatta en sevdiği insan annesi ama Pepee’ye de hayran.Él es el mejor amigo de Peck y le encantan las palomitas.
Bu noktada, kocası hayattaydı ve Teodebert Wisigard adında Lombardlı bir prensesle evliydi.En este punto, su marido seguía vivo y Teodeberto estaba comprometido con Wisigarda de Lombardía.
Karısı ve iki çocuğu hala hayattadır.Le sobreviven su esposa y dos hijos.
Haziran 1793 tarihinde Paris'i terkedip, zamanla siyasi hayattan çekilmiştir.Se marcharon de Francia en febrero de 1791, refugiándose cada vez más lejos.
Dört adam kendilerini güverteye bağlayarak hayatta kalırlar.Ahora tendrán que sobrevivir a bordo.
Chuck artık hayattadır ancak Ned’in ona bir daha asla dokunmaması gerekmektedir.Ya no más congelada, Nora no tiene mucho tiempo de vida.
1078 yılında öldüğü muhtameldir ama bazı kaynaklar 1096'ya kadar hayatta kaldığını bildirmektedirler.Probablemente murió entre 1092 y 1096, según algunas fuentes un 14 de marzo.
Ancak Zeus, annesi sayesinde hayatta kalabilmiştir.Sólo Katie se salva, gracias a su altura.
Halen ilçe nüfusunun büyük bir kısmı gündelik hayatta Arapça konuşur.La mayor parte del grupo étnico habla en la actualidad el árabe.
Evlatlarından hayatta olan da yoktur.Ninguno de los hijos que tuvieron sobrevivía.
Bu dönemde Avarlarda göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş gözlemlenmektedir.Durante este recorrido s ven ciervos en libertad.
Bu vahşi kıyımda bir tek Ljuban Jednak hayatta kaldı.Sólo yo tengo la clave de esta parada salvaje.
Doğal hayattaki kızıl aynakların ömrü yaklaşık 15 yıl kadardır.La esperanza de vida de estos animales en la naturaleza, es de alrededor de quince años.
Bu faktörler dünya üzerinde yaşamın devamı için hayatta kalma ve üremeye katkıda bulunur.De este modo, tratan de competir y sobrevivir en el mercado.
Vali, hayatta kalmayı başaran bir aile ile karşılaşana kadar amaçsızca dolaşan biri haline gelmiştir.Se ha convertido en un vagabundo sin rumbo hasta que conoce a una pequeña familia de supervivientes.
Günlük hayatta da sıklıkla kullanılmaktadır.Esta actividad también está en la práctica diaria.
Bunun sebebi, bu hayatta ne yaparsa yapsınlar karşılığını burada aldığına inanmalarıdır."Por eso os digo que obtendréis todo lo que pidáis en oración, si tenéis fe en que vais a recibirlo.
Şair hayattayken toplam altı baskı yaptı.En vida del poeta saldrían seis nuevas ediciones.
Hayattaki en büyük korkusu canlı olarak gömülmesi olmuştur.Su verdadera historia de amor se quedó enterrada en el pasado.
Hayatta kalan tek kişi Hitler'dir.El único superviviente fue la mujer de Muhammad.
1609-1610 yılındaki kıtlıkta 500 İngiliz yerleşimcinin yalnızca 60'ı hayatta kalabilmiştir.Poco después de finalizada la guerra de 1658-1660 su población no llegaba a los 500 habitantes.
Kim hayatta kaldı?Chi è sopravvissuto?
Ben sadece hayatta kalmaya çalışıyorum.Sto semplicemente cercando di sopravvivere.
O hayatta! O boğuluyordu fakat babası onu kurtardı.È viva! Stava affogando ma suo padre l'ha salvata.
Takip eden 20 yıl boyunca Joel, hayatta kalmak için her şeyi yaptığını ifade etmiştir.Nei 20 anni seguenti, Joel ha fatto tutto quello che ha dovuto per sopravvivere.
Harald, Magda'nın hayatta kalan çocuklarından sadece biriydi.Harald è l'unico dei figli di Magda a sopravvivere.
Tüm karşıtlıklara rağmen hayatta kal, biz senin kefiliniz Libya, Libya, Libya!Sopravvivi a tutto, noi siamo il tuo riscatto Libia, Libia, Libia!
Ebeveynlerinin hala hayatta olup olmadıkları bilinmemektedir.Non si sa se i genitori siano ancora vivi.
Katakalon birkaç hayatta kalan ile kaçmayı başardı.Katakalon riuscì a fuggire con alcuni superstiti.
Bunlardan sadece Adolf ve Paula çocukluğun ardından hayatta kalabildi.Solo due di essi, Adolf e Paula, sopravvissero all'infanzia.
Hala hayattasın."Tu sei vivo!».
Dale, hayatta kalmayı başaran diğerleri tarafından kiliseye taşınır ve bir yatağa yatırılır.Dale viene trasportato dagli altri sopravvissuti all'interno della chiesa, e messo a letto.
İmparatorluğun Doğu'da hayatta kalışı, imparatorun Kilise işleri üzerinde aktif rol almasını garantiledi.La sopravvivenza dell'Impero in Oriente assicurò all'Imperatore un ruolo attivo negli affari della Chiesa.
Oyunda amaç, mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalabilmektir.Lo scopo del gioco è quello di sopravvivere il più a lungo possibile.
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)(Saluto alla vittoria!) o Fur das Vaterland!
Witten hayatta olan fizikçiler arasında en yüksek h index'e sahip.Witten ha il più alto h-index di qualunque altro fisico vivente.
2000 yılında Hardy Boyz gerçek hayattan arkadaşı Lita'yı menajeri yaptı.Nel 2000, gli Hardy Boyz reclutarono come nuova manager una loro amica nella vita reale Lita.
Mücadelem ve sabrım ile Düşmanları ve aksilikleri kovala, Ve hayatta kal!Con la mia lotta e la mia pazienza Scaccia i nemici e le avversità, E sopravvivi!
Buradaki hiç kimse hayatta bırakılmadı; ne kadınların ne çocukların hayatını bağışladılar.Nessuno di loro fu lasciato in vita, né le donne né i bambini furono risparmiati."
Radames'in Nubiyalı hizmetçisi Mereb, Mısır'da hayatta kalmanın yollarını öğrenmiş bir genç erkektir.Il servo nubiano del protagonista, Mereb, è un giovane che ha imparato come sopravvivere in Egitto.
Bu sırada Beşinci Subay Lowe hayatta kalanları aramak üzere bir filikayla yola çıkmıştır.Il quinto ufficiale Harold Lowe, al comando di una lancia, torna indietro in cerca di superstiti.
Bu hastaların 25 tanesi hayatta kalmıştır.Le 25 vaccinate furono le uniche a sopravvivere.
Ama hayatta kalmayı başarır.Riuscì a sopravvivere.
Bir tatil gezisi, artık bir hayatta kalma savaşına dönüşmüştür.Il viaggio di ritorno diventa una lotta per la sopravvivenza.
Babası çileli hayattan sonra eve döndükten sonra, yerel bir okulda İngilizce öğretti.Sopravvisse allo sterminio e, dopo essere tornato a casa, insegnò inglese nelle scuole locali.
Afganistan’da yanıkları TVYA’nın %60’ını geçen hastalar nadiren hayatta kalabilmektedir.In Afghanistan, le persone con più del 60% di superficie corporea ustionata raramente sopravvivono.
Kazada sadece uçak mühendisi Alexander Sizov hayatta kaldı.Delle 45 persone a bordo dell'aereo sopravvisse solo l'ingegnere di volo Aleksandr Sizov.
Konular günlük hayattan alınır.Gli exempla sono tratti dalla vita di tutti i giorni.
Fakat mucizevi bir şekilde hayatta kalabilmiştir.Si salvò lui, miracolato.