Ana içeriğe geç
Sözlük

hayatta ile cümle

hayatta kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Ailenin hayatta olan mensupları da sürgüne gönderildiler.Auch für die lebenden Mitglieder der Bruderschaft wurde gebetet.
Ancak bu türün çoğu suyun dışında bir saatten fazla nefes alarak hayatta kalabilir.Einige Arten können stundenlang außerhalb des Wassers überleben.
175 hayatta iken 153 kişi olayda öldü.Bei 11 davon kamen 175 Menschen ums Leben.
Hayatta her şey su gibi akışkandır.Denn alles Lebendige lebt vom Wasser.
Ben şarkılarımda yaşadığım şeyleri yazıyorum, söylediğim her şey gerçek hayattan.Mutter, hast Du bemerkt, dass sich alles, was ich gemalt habe, um die Lebensfreude dreht?
Böylece İşi, hayatta kalan son Yahi oldu.Die Höhlenziege war der letzte Überlebende dieser Gattung.
Albümde her iki tarafa da silah satan silah taciri Basil Bazarov gerçek hayattaki Basil Zaharoff'tur.Die Figur Basil Bazaroff basiert auf dem echten Waffenhändler Basil Zaharoff.
Bunun ardından hayatta kalanlar ronin tarafından öldürülür.Doch ihr Team wird vom Ronin getötet.
Oyunun amacı savaşta hayatta kalmaktır.Der Schwerpunkt des Spieles ist auf Kampf ausgerichtet.
Annesinin ölümünün ardından hayattan vazgeçmiş babasını, hayata döndürmek için çalışır.Er erzählt, dass der Vater der Mutter seit seiner Rückkehr aus dem Krieg das Leben zur Hölle macht.
Bu hastaların 25 tanesi hayatta kalmıştır.Die Patientenakten von 45 dieser Menschen sind erhalten geblieben.
Adliyede ve günlük hayatta başına gelenler yaşanmaktadır.Schadzauber im Alltag und in der Justiz.
Kişinin hayatta oluşunun göstergesi.Die existentielle Motivation der Person.
Kız kardeşi için hayatta kalma mücadelesi verecektir.Er muss mit ansehen, wie sie seiner Schwester die Lebenskraft aussaugen.
Av takımının hayatta kalan tek üyesidir.Einzig das Team Erde hat überlebt.
Bazen çalarak, bazen dilenerek hayatta kalır.Manchmal möchte man wegsehen, manchmal muss man schlucken.
Bu hayatta bir kardeşimi kaybettim.Eine Frau verlor dabei ihr Leben.
Evlatlarından hayatta olan da yoktur.Keines der Kinder soll überlebt haben.
Oyunda amaç, mümkün olduğunca uzun süre hayatta kalabilmektir.Ziel ist es so lange wie möglich zu überleben.
En iyi örneği Michael Jordan ile 1996'da gerçek hayatta yapılan Space Jam'dı.1996 war er auf Wunsch von Michael Jordan in Space Jam zu sehen.
Ancak tüm erkek çocukları ölmüş ve kızlardan sadece biri hayatta kalmıştı.Sechs der Jungen werden dabei getötet, nur einer überlebt.
Sosyal hayatta aktif rol alır.Er war im gesellschaftlichen Leben sehr aktiv.
Monarşinin hayatta kalabilmesi artık bağımsızlık ve toprak yüceliği arasındaki sözleşmeye dayanmıyordu.Udo erlebte allerdings den Frieden zwischen Papsttum und Reich nicht mehr.
Amacı, hayatta kalmaktır.Hofft sie doch auf Überleben.
Hayatta kalan Müslümanlar.Die verbleibenden max.
Cinayet kurbanlarından ikisi hayatta kalmıştır.Unter den Opfern dieses Menschenhandels befinden sich nur zwei Überlebende.
Adamlarından sadece birkaçı hayatta kalmayı başardı.Nur wenige von ihnen überlebten.
Hatem (Mamuka Kikaleyşvili) hayatta şanssızdır.Die Halbwaise hat Glück im Unglück.
Günlük hayatta beyazlatıcı çamaşır sularında kullanılmaktadır.Täglich muss das Bett mit sauberer Bettwäsche bezogen werden.
Hayatta kalan madenciler Salt Lake City'ye ulaşır.Die Familie lebt in Salt Lake City.
Hayatta iken yayımlamayan bazı eserleri de bütünüyle 1990 yılında yayınlanmıştır.Alle Werke, die natürlich nicht vollständig erhalten sind, wurden in London gedruckt.
O da hayatta kalmak için bu gruba girmiştir.Mit dieser Gruppe trat sie auch live auf.
Ancak gerçek hayatta bu durum imkânsızdır.Weil im Unmöglichen die Wirklichkeit liegt.
Şehir uzun süre sonra düştüğünde sadece 400 kişi hayattaydı.Nach der Befreiung waren nur 400 Überlebende zu verzeichnen.
Babası da annesi de hayatta değildir.Ihre Existenz bedeutet für ihre Mutter nichts mehr.
Ancak Anna ve Elizabeth hayatta kalabildi.Jedenfalls – Anna und Gabriel kriegen sich.
Ailenin hayatta kalabilen tek çocuğuydu.Er war das einzige überlebende Kind.
Hayatta kalabilmek için kazanmak zorundadırlar.Es gibt Bemühungen, sie am Leben zu erhalten.
55 mürettebatın içinden sadece o hayatta kalmıştır.Keines der 52 Besatzungsmitglieder überlebte.
Su pirelerinin içindeki larvalar dört aya kadar hayatta kalabilir.In der Außenwelt überlebt das Bakterium bis zu vier Monate.
Kazada sadece uçak mühendisi Alexander Sizov hayatta kaldı.Der Flugzeugkonstrukteur Alexander Jakowlew arbeitete hier.
Buna ek olarak gerçeğe en yakın hayatta kalma hikâyesini yaratmak istediklerini belirtti.Dies veranlasste ihn, über den wirklichen Sinn des Lebens tiefergehend zu kontemplieren.
Hayatta kalma modunun geliştirilmesine 2013 yazında başlandı.Die Entwicklung des Überlebensmodus begann am Ende des Sommers 2013.
Hayatta kalan Romalı askerler Ambiorix ve adamları tarafından kamplarına kadar kovalandı.Die Römer verließen das bewaffnete Lager, so wie es Ambiorix gewollt hatte.
Dört adam kendilerini güverteye bağlayarak hayatta kalırlar.Alle vier Mann an Bord ertranken.
1950'den sonra siyasi hayattan çekildi.Nach 1945 beruhigte sich die politische Situation.
Hala hayatta ve özgürdür.Er ist frei und autonom.
Örneğin Los Santos'ta Vinewood (Gerçek hayatta Hollywood) var.Eigentlich sollte wie in Hollywood bei Los Angeles der Schriftzug „HOLLYWOOD“ auf dem Berg stehen.
Hayatta kalan tek kişi Hitler'dir.Der einzige Überlebende ist der junge Josef.
Dil, tür gibidir; hayatta kalmak için bozulmamalı, gelişmelidir.Une langue est comme une espèce ; pour survivre, elle doit s'améliorer et non se dégrader.
Bunu hayatta bir daha yapamam.Je n’en peux plus de cette vie-là.
(Başka bir hayatta görüşürüz birader!)Lahinguväljal näeme, raisk!
O bize çıktı ve dedi ki: "Ben bu hayattan vazgeçmeye karar verdim.Il vint nous voir et nous dit "J'ai choisi de quitter cette vie.
Bize teslim olanlar hala hayattadırlar.Ceux qui se soumettent restent en vie.
Radames'in Nubiyalı hizmetçisi Mereb, Mısır'da hayatta kalmanın yollarını öğrenmiş bir genç erkektir.La servante nubienne de Radames, Mereb, est une jeune femme qui a appris les astuces pour survivre en Égypte.
Şehir uzun süre sonra düştüğünde sadece 400 kişi hayattaydı.Quand la ville est tombée, il ne restait que 400 personnes.
Ona kalbinin işlevinin yüzde sekizini yerine getirebildiği ve hayatta kalamayacağı söylenir.Il apprend qu’il ne lui reste plus que 8 % de ses capacités cardiaques et ne peut s’attendre à en survivre.
Daha sonra Theodosius'un hayatta kaldığına dair söylentiler ortaya çıkıp, çok uzak ve geniş bir alana yayıldı.Par la suite, des rumeurs de survie au sujet de Théodose émergent et se propagent rapidement et profondément.
"Hayatta bir tek babama gitme dedim".Nul ne vient au Père que par moi ».
Hayatta kalan en büyük ağabeyi olan Robert Curthose ile arasında 15-20 yaş fark bulunmaktaydı.Il avait d'ailleurs entre quinze et vingt ans de différence avec son frère aîné Robert Courteheuse.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod