Ona Amerikada'ki hayatından bahsetmesini istedi.She advised him to talk about his life in America.
O, bütün hayatı boyunca onunla birlikte yaşadı.She lived with him all her life.
O, onu kurtarmak için hayatını riske attı.She risked her life to save him.
O, ona hayatı pahasına güvenir.She trusts him with her life.
Ben, hayatımda böyle bir şeyi asla görmedim, bir kez değil!I've never seen such a thing in my life, not once!
Bütün hayatın senin önünde.Your whole life is before you.
Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.During the bubble, people dreamt of a life of leisure.
Çocukluğunda ne yaparak harcadığın zaman hayatının geriye kalanını etkiler.What you spend time doing in your childhood affects the rest of your life.
Müzik, hayatımın önemli bir parçasıdır.Music is an important part of my life.
Gerçek kimliğini bulduğumda, hayatım bir anlam ifade etmeye başladı.When I found my true identity, my life began to make sense.
Hayatım sensiz anlamsız olurdu.My life would be meaningless without you.
Sensiz bir hayatı asla hayal edemedim.I could never imagine a life without you.
Bütün hayatı boyunca restoranda hiç yemek yemediğini söyleyen bir adamla tanıştım.I met an old man who says that he's never eaten at a restaurant in his whole life.
Sizin hayatım boyunca beklediğim kadın olduğunuzu düşünüyorum.I think you're the woman I've been waiting for all my life.
Hayatımın kalanını seninle geçirmek istiyorum.I'd like to spend the rest of my life with you.
Hayatın anlamı hakkında düşünüyorum.I've been thinking about the meaning of life.
Bir otelde yangın kaçışının nerede olduğunu bilmek hayatınızı kurtarabilir.Knowing where the fire escape is in a hotel may save your life.
Hayatım boyunca neredeydin?Where have you been all my life?
Bu virüs nedeniyle birçok fil hayatını kaybetti.Because of that virus, many elephants lost their lives.
O, karısını terk etti ve yarı yaşında bir kadınla aşk hayatı yaşıyor.He left his wife and shacked up with a woman half her age.
O, hayatımın en iyi günüydü.It was the best day of my life.
Tom bir tren kazasında hayatını kaybetti.Tom was killed in a train accident.
Tom hayatının son yıllarını Boston'da geçirdi.Tom spent the last years of his life in Boston.
Tom hayatı boyunca fakir kaldı.Tom remained poor all his life.
Tom hayatının baharında.Tom is in the prime of his life.
Tom hayatının geriye kalan kısmında Boston'da kalmaya niyeti yok.Tom has no intention of staying in Boston for the rest of his life.
Tom bütün hayatı boyunca Boston'da yaşadı.Tom has lived in Boston all his life.
Tom hayatının geriye kalan kısmında Boston'da yaşamaya karar verdi.Tom has decided to live in Boston for the rest of his life.
Tom şehir hayatını sevmez.Tom doesn't like city life.
Tom Mary'yi kurtarmak için hayatını riske attı.Tom risked his life to save Mary.
Tom onun hayatının her anında Mary'yi dövdü.Tom beat Mary to within an inch of her life.
Tom bir otomobil kazasında hayatını kaybetti.Tom was killed in an automobile accident.
Çeşitlilik hayatın lezzetidir.Variety is the spice of life.
Tek bir olay hayatınızı değiştirebilir.A single incident can change your life.
Daha sonraki hayatında sana faydalı olacak kitapları okumalısın.You should read the kind of books that will be useful to you later in life.
Hayatı pamuk ipliğine asılı.His life is hanging by a thread.
Tom, bir trafik kazasında hayatını kaybetti.Tom was killed in a traffic accident.
Tom, bir uçak kazasında hayatını kaybetti.Tom was killed in a plane crash.
Tom, bir araba kazasında hayatını kaybetti.Tom was killed in a car accident.
Tom, hayatının geri kalanını Mary ile geçirmek istedi.Tom wanted to spend the rest of his life with Mary.
Tom hayatının geri kalanını Amerika'da geçirmek istedi.Tom wanted to spend the rest of his life in America.
Tom hayatı yaşamaya değmezmiş gibi düşünüyor.Tom started to feel like his life wasn't worth living.
Tom Mary'ye hayatında yeni bir sayfa açacağına söz verdi.Tom promised Mary that he'd turn over a new leaf.
Tom, özel hayatı hakkında konuşmak istemiyor.Tom doesn't want to talk about his private life.
Tom kanser nedeniyle hayatını kaybetti.Tom died of cancer.
Tom bütün hayatını köpek balıklarını araştırmaya adadı.Tom devoted his whole life to studying sharks.
Tom bütün hayatını kamu hizmetine adadı.Tom devoted his whole life to public service.
Tom bütün hayatını fakirlere yardım etmeye adadı.Tom devoted his life to helping the poor.
Tom şehir hayatından vazgeçmeye ve kırsalda yaşamaya karar verdi.Tom decided to give up city life and live in the country.
Tom Mary'ye Avustralya'daki hayatı hakkında soru sordu.Tom asked Mary about her life in Australia.
Sen benim hayatımı kurtardın.You saved my life.
Her şey düşünüldüğünde, babamın hayatı mutlu bir hayattı.All things considered, my father's life was a happy one.
Birisi benim hayatımı kurtardı.Someone saved my life.
O benim hayatımı kurtardı.He saved my life.
Ben aynı hatayı bütün hayatım boyunca yapmaktayım.I had been making the same mistake all my life.
Onun özel hayatına ilişkin belgeler soygunda çalındı.Documents relating to his private life were stolen in the burglary.
Hayatıma hoş geldin.Welcome to my life.
Hayatıma hoş geldiniz.Welcome to my life.
Harika bir hayatım var.I have a great life.
Hayatımda en önemli kişi sizsiniz.You are the most important person in my life.