Hayatı boyunca bekar kaldı.He remained a bachelor all his life.
Hayatı boyunca fakir insanlara yardım etti.He helped poor people all his life.
Hayatını kazanmak için çok çalışır.He works hard to earn his living.
Onun hayatından umut kesilmiş.His life is despaired of.
Şehir hayatının elverişli yönlerini vurguladı.He stressed the convenient aspects of city life.
O, hayatının baharında.He is in the prime of life.
Günlük hayatında fazla enerji kullanmaya karar verdi.He decided not to use much energy in his daily life.
Hayatı pahasına küçük kızı kurtardı.He rescued the little girl at the cost of his life.
Onu kurtarmak için hayatını riske attı.He risked his life to save her.
Hayatını yolsuzlukla mücadeleye adadı.He dedicated his life to fighting corruption.
O, hayatını barışa adadı.He dedicated his life to peace.
Hayatı için kaçtı.He ran away for his life.
Onun hayatı tehlikede.His life is in danger.
Hayatı tehlikede.His life is in danger.
Kendi hayatını riske atarak köpeği kurtardı.He rescued the dog at the risk of his own life.
O bir beyzbol oyuncusu olarak hayatından memnun.He is content with his life as a baseball player.
O, arkadaşının hayatını kurtardığı için bir kahraman olarak kabul edildi.He was regarded as a hero for saving his friend's life.
Onlar eski gazeteleri toplayarak ve satarak hayatını kazanıyor.They earn their living by collecting and selling old newspapers.
Onun tasasız bir hayatı vardır.Her life is free from care.
Onun hayatı kaygısızdır.Her life is free from care.
Oğlu bir trafik kazasında hayatını kaybetti.Her son was killed in a traffic accident.
Kocasının bir kazada hayatını kaybettiği haberi ona büyük bir şok oldu.The news that her husband had been killed in an accident was a great shock to her.
Babası hayatını bilime adadı.Her father devoted his life to science.
Kısa sürede kendini köy hayatına alıştırdı.She soon adjusted herself to village life.
O şok nedeniyle hayatını kaybetti.She died of shock.
O bir tenis oyuncusu olarak hayatını bitiren bir kaza geçirdi.She had an accident that ended her life as a tennis player.
Keman çalarak hayatını kazanır.She earns her living by playing the violin.
Bir bale dansçısı olarak hayatını kazanır.She earns her living as a ballet dancer.
Hayatını gerçeğin peşinde geçirdi.She spent her life in pursuit of the truth.
Hayatını gerçeği aramakla geçirdi.She spent her life in pursuit of the truth.
Hayatı boyunca eğitime devam etti.She continued studying all her life.
Bütün hayatı boyunca bekar kaldı.She remained single all her life.
O, hayatını müziğe adadı.She devoted her life to music.
Okul hayatından bahsetti.She talked about her school life.
O evlilik hayatımızın iyi gitmediği gerçeği için beni suçluyor.She blames me for the fact that our married life isn't going well.
Hayatından olduğu gibi oldukça memnun.She is quite satisfied with her life as it is.
O, bir yazar olarak hayatını kazanıyor.She earns a living as a writer.
O benim için hayatımdan daha fazlası anlamına gelir.She means more than my life to me.
Bir araba kazasında hayatını kaybetti.She was killed in an automobile accident.
Hayatından memnun olduğunu ifade etti.She expressed satisfaction with her life.
O, hayatından memnundu.She was content with her life.
Kendi hayatı pahasına bebeğinin hayatını kurtardı.She saved her baby's life at the risk of losing her own.
Tüm hayatı boyunca o kasabada yaşadı.She lived all her life in that town.
O, özürlülere yardım etmek için hayatını adadı.She devoted her life to helping the handicapped.
O, hayatının çoğunu yoksul insanlara bakarak geçirdi.She spent most of her life taking care of poor people.
Hayatını kazanmak için çok çalışıyor.She works hard to earn her living.
Onun oğlu, hayatı yaşamaya değer kılıyor.Her son makes life worth living.
O sevgili hayatı için koştu.She ran for dear life.
O, hayatını fakirlerin arasında çalışmaya adadı.She devoted her life to working among the poor.
Çocuğunu korumak için hayatını riske attı.She risked her life to protect her child.
Babam hayatında hiç hasta olmadı.Father has never gotten sick in his life.
Babam hayatı boyunca hiç hastalanmadı.Father has never gotten sick in his life.
Asker kendi hayatı pahasına arkadaşını kurtardı.The soldier saved his friend at the cost of his own life.
Ben günlük hayatın monotonluğu ile sıkılmıştım.I was bored with the monotony of daily life.
Hayatın nasıl?How is your life?
Annem her zaman benim özel hayatıma burnunu sokuyor.My mother is always poking her nose into my private life.
Sen benim hayatımı yönetemezsin.You can't run my life.
Hayatın günlük rutininden usandım.I am tired of the day-to-day routine of life.
Bu hayatınızı riske atan hastalık türü değildir.It's not the sort of illness that puts your life at risk.
Hayatında ilk kez, Yuka, İngilizce bir kitabı okuyarak bitirdi.For the first time in her life, Yuka has finished reading an English book.