Onun davranışı arkadaşlarının çoğunu hayal kırıklığına uğrattı.His behavior disappointed many of his friends.
O bir hayalet yazar.He's a ghostwriter.
Lezzetli yiyecek yemek, hayatın en yoğun ve dokunaklı zevklerinden biridir.The eating of delicious food is one of the most intense and poignant pleasures of life.
O bir hayalperest.He is a daydreamer.
Herkes onun hala hayatta olduğunu bilir.Everyone knows that he's still alive.
Sen hiç hayatta ne yapmak istediğini düşündün mü?Have you ever thought about what you want to do with your life?
Hayatı boyunca fakire yardım etti.He has helped the poor throughout his life.
Para harca ve hayatın tadını çıkar!Spend money and enjoy life!
Para harca ve hayattan zevk al!Spend money and enjoy life!
Resident Evil 4, hayatımda oynadığım en güzel oyunlardan biridir.Resident Evil 4 is one of the best games I have ever played.
Putperestler hayatı tanrılaştırdılar ve hıristiyanlar ölümü tanrılaştırdılar.Pagans have deified life and Christians have deified death.
Vahşi hayat çok basit ve toplumlarımız çok karmaşık makine!The savage life is so simple, and our societies are such complex machinery!
Sağlık ve akıl, hayatın iki nimetidir.Health and intellect are the two blessings of life.
Bilmek bir şey değildir, hayal gücü her şeydir.Knowing is nothing, imagination is everything.
Onu hayal etmiş olmalıyım.I must have dreamt it.
Bir düğün, hayattaki önemli bir andır.A wedding is a significant moment in life.
Kanseri erken yakalamak hayatta kalma oranını arttırır.Catching cancer early increases survival odds.
Sanırım, hayatımda ilk kez onu anladım.I think that, for the first time in my life, I understood her.
Gerçeklik ve hayaller birbirlerinin etkisini yok ederler.Reality and dreams counteract each other.
Hayat bir öncelikler sorunudur.Life is a question of priorities.
Onun hayali Paris'i ziyaret etmektir.Her dream is to visit Paris.
O, bir köprüden atlayarak hayatına son verdi.He ended his life by jumping off a bridge.
İyi bir neden için hayatımı tehlikeye atardım.I woud risk my life for a good cause.
Ona Amerikada'ki hayatından bahsetmesini istedi.She advised him to talk about his life in America.
O, bütün hayatı boyunca onunla birlikte yaşadı.She lived with him all her life.
O, onu kurtarmak için hayatını riske attı.She risked her life to save him.
O, ona hayatı pahasına güvenir.She trusts him with her life.
O, yurt dışına seyahat etme hayalinden tamamen vazgeçemedi.She was unable to completely give up her dream of traveling abroad.
O telaşlı bir hayat sürüyor.He leads a hectic life.
Ben, hayatımda böyle bir şeyi asla görmedim, bir kez değil!I've never seen such a thing in my life, not once!
Bütün hayatın senin önünde.Your whole life is before you.
Bugünlerde kimse hayaletlere inanmıyor.These days nobody believes in ghosts.
Hayal sırasında, insanlar rahat bir hayatı hayal ettiler.During the bubble, people dreamt of a life of leisure.
Çocukluğumdan beri bir pastacı olmayı hayal ettim.From childhood I dreamt of being a pastry cook.
Televizyon ve bilgisayar gibi şeyler elli yıl önce hayal edilememişti.Such things as television and computers could not have been dreamt of fifty years ago.
Onlara harika bir hayat yaşadığımı söyle.Tell them I've had a wonderful life.
Çocukluğunda ne yaparak harcadığın zaman hayatının geriye kalanını etkiler.What you spend time doing in your childhood affects the rest of your life.
O hayal kırıklığına uğradı ve öyle olduğu için kendine kızdı.She was disappointed, and angry with herself for being so.
Bu hayat zor.This world is difficult.
Benim hayalim bir beyzbol oyuncusu olmak.My dream is to become a baseball player.
Müzik, hayatımın önemli bir parçasıdır.Music is an important part of my life.
Ona bir hayat bulmasını söyle.Tell him to get a life.
Gerçek kimliğini bulduğumda, hayatım bir anlam ifade etmeye başladı.When I found my true identity, my life began to make sense.
Hayatım sensiz anlamsız olurdu.My life would be meaningless without you.
Onun hayata çok materyalist bir bakış açısı vardır.He has a very materialistic outlook on life.
Hayatta kalma arzusu ve ölüm korkusu artistik duygulardır.The desire to survive and the fear of death are artistic sentiments.
Hayatta bir şey elde etmek istiyorsanız, akıntıya karşı yüzmelisiniz.If you want to get something in life, you should go against the flow.
Litvanya'ya gitmeyi ve yaşamayı hayal ediyorum.I dream of going to Lithuania and living there.
Hayalimden vazgeçemiyorum.I can't give up my dream.
Sensiz bir hayatı asla hayal edemedim.I could never imagine a life without you.
Sadece sizi hayal kırıklığına uğratmayacağımı size bildirmek istedim.I just want to let you know that I won't let you down.
Bütün hayatı boyunca restoranda hiç yemek yemediğini söyleyen bir adamla tanıştım.I met an old man who says that he's never eaten at a restaurant in his whole life.
Böyle süslü bir evde yaşayabileceğimi bir an bile asla hayal etmedim.I never for a moment imagined I'd be able to afford to live in such a fancy house.
Bu kadar çok ünlü insanlarla tanışabileceğimi bir an bile asla hayal etmedim.I never for a moment imagined that I'd be able to meet so many famous people.
Evsiz kalacağımı bir an bile asla hayal etmedim.I never for a moment imagined that I'd be homeless.
Tam bir vücut araştırması için seçileceğimi bir an bile asla hayal etmedim.I never for a moment imagined that I'd be singled out for a full body search.
Senin hakkında bu şekilde düşüneceğimi asla hayal bile etmedim.I never imagined I'd feel this way about you.
Partime pek çok sayıda insan geleceğini asla hayal etmedim.I never imagined so many people would come to my party.
Böyle bitireceğimizi asla hayal etmedim.I never imagined we'd end up like this.
Ben şimdi hayata eskisinden daha farklı bakıyorum.I now view life differently than I used to.