Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.A ona - nejenže se ta bezprostřední touha vrátila zpět, ale musela zastavit na kraji silnice a začala brečet.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Begäret efter honom kom plötsligt kom tillbaka, dessutom var hon tvungen att köra åt sidan av vägen och gråta.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.En ze -- niet enkel kwam haar plotse verlangen terug maar ze moest aan de kant van de weg gaan staan en wenen.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.És -- nemcsak az azonnali vágyakozás tért vissza, de le kellett húzódnia az út szélére és sírni.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Hasratnya akan pria ini langsung kembali, dan ia harus meminggirkan mobil ke pinggir jalan dan menangis.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.이 노래를 듣자마자 옛 애인에 대한 그리움이 다시 솟구쳐올라 재빨리 갓길에 차를 대고 한참을 울어야 했답니다.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Não só o desejo por ele voltou, como ela teve de encostar na berma da estrada e chorar.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Si -- nu numai ca acea dorinta puternica a revenit, dar a fost nevoita sa traga pe dreapta ca sa poata plange.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Takrat ni le zahrepenela po njem. Morala je ustaviti avto in jokati.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Và cô ấy -- không những sự khao khát tức khắc quay trở lại, mà cô ấy đã tạt vào lề đường rồi khóc.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Wtedy nastąpił nagły głód miłości, do tego stopnia, że musiała zjechać na pobocze, aby się wypłakać.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.Y no sólo tuvo el deseo instantáneo de regresar tuvo que hacerce a un lado del camino y llorar.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.И тя -- не само внезапно се възстановил копнежа, но трябвало да отбие колата в страни от пътя и да плаче.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.והיא... לא רק שהכמיהה אליו חזרה מיד, אלא שהיא נאלצה לעצור, לעצור בצד הכביש, ולבכות.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.وقالت -- ليس فقط عاد الحنين فورا، لكنها اضطرت الى التوقف على جانب الطريق و البكاء.
Bir anda hasretin geri dönmesi bir yana, arabayı kenara çekmiş ve ağlamış.車を路肩に止め 泣き崩れずにはいれませんでした ですから 医学界や
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.A ako Chris vraví, ľudia sú hladový po videách so mnou.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.A jak prohlásil Chris, lidé hladoví po videích se mnou. -
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Chris powiedział, że jest moda na moje prezentacje.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Como diz o Chris, há uma sede descontrolada de vídeos comigo.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Dan seperti yang Chris bilang, ada sebuah rasa lapar untuk video saya.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.E come dice Chris, c'è una fame... di video di me.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.En zoals Chris zegt, er is een grote behoefte aan video's van mij.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.És ahogy Chris mondta: az emberek ki vannak éhezve, hogy videókat lássanak rólam.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Et comme Chris le dit, il y a une soif de mes vidéos.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.In kot pravi Chris, obstaja lakota po mojih videih.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.크리스가 말하길 사람들이 제 영상을 갈망한대요.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Och som Chris sa, det finns en längtan för videor av mig.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Og som Chris siger, der er en sult for videoer med mig.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Şi aşa cum zice Chris, este o foamete de filme cu mine.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Siis kuten Chris sanoo, ihmiset suorastaan janoavat videoita, joilla minä esiinnyn.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Und Chris meint, die Leute hungern nach Videos von mir.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Y como dice Chris, hay avidez por ver mis videos.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Όπως μου λέει ο Κρις, υπάρχει μια δίψα για δικά μου ομιλίες.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.И както Крис казва, има глад за клипове с мен.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.І як сказав Кріс, існує жага до відео зі мною.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.Крис говорит, что наблюдается голод по моим выступлениям.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.וכפי שכריס אומר, קיים רעב לסרטונים שלי.
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.وكما يقول كريس, هناك شغف لتسجيلاتي
Demek Chris'in dediği gibi, insanlar beni videoda görmeye hasretmişler.私のビデオに (笑)
Kendi ülkesinden uzakta yaşayan çoğu kimse, ülkesini terk etmek istemeyen ve vatan hasreti çeken mülteciler.A hazájukat elhagyók közül sokan menekültek, akik nem akartak eljönni onnan, és hazavágynak.
Kendi ülkesinden uzakta yaşayan çoğu kimse, ülkesini terk etmek istemeyen ve vatan hasreti çeken mülteciler.자신의 나라에서 살고 있지 않은 사람들 중 다수는 자신의 고향을 떠나고 싶어하지 않고 향수병을 앓던 망명자들입니다.
Kendi ülkesinden uzakta yaşayan çoğu kimse, ülkesini terk etmek istemeyen ve vatan hasreti çeken mülteciler.Wielu obcokrajowców to uchodźcy, którzy pragną wrócić do swoich domów.
Kendi ülkesinden uzakta yaşayan çoğu kimse, ülkesini terk etmek istemeyen ve vatan hasreti çeken mülteciler.רבים מהאנשים החיים במדינות לא שלהם הם פליטים שאף פעם לא רצו לעזוב את ביתם ומתגעגעים לחזור הביתה.
Kendi ülkesinden uzakta yaşayan çoğu kimse, ülkesini terk etmek istemeyen ve vatan hasreti çeken mülteciler.故郷を離れたいなど 思ったこともなく 帰郷を切望しています でも 幸運な者にとっては
"O" benim hayatimi degistirdi, hasrete cevap verdi...Él cambió mi vida, y respondió a mi anhelo.
"O" benim hayatimi degistirdi, hasrete cevap verdi...Il a changé ma vie, et il a répondu à mon soupir.
Şimdi böyle konuşuyorsun. Ama yıllar geçtikçe çocuk hasreti büyüyecek.Сега така говориш, но след време детето много ще ти липсва.
Şimdi böyle konuşuyorsun. Ama yıllar geçtikçe çocuk hasreti büyüyecek.- Ты сейчас так говориш, - С годами,тоска по ребенку возрастет.
Şimdi böyle konuşuyorsun. Ama yıllar geçtikçe çocuk hasreti büyüyecek.أنت تتحدث بذلك الآن ولكن مع مرور الوقت ستزداد رغبتك فى طفل.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- alkotói képességgel és értelemmel megáldott gyerekek -- lehetőségre kiéhezve.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.- bambini inventivi, bambini intellettuali - e "affamati" di opportunità.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- copiii inventivi, copiii intelectuali -- şi lipsiţi de oportunitate.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- des enfants inventifs , des enfants intellectuels -- et assoiffés d'opportunités et d'occasions.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.- einfallsreiche Kinder, gebildete Kinder -, die nach Chancen hungern.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- inventieve jongeren, intellectuele jongeren -- die verstoken zijn van kansen.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.획기적인, 영리한, 그리고 기회에 굶주린 아이들이 많이 있다는 것을 믿게 하였습니다
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- opfindsomme mennesker, intellektuelle mennesker -- og sultne efter muligheder.
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.-- pomysłowych dzieci, inteligentnych dzieci -- i pozbawionych okazji
Yaratıcı çocuklar, entellektüel çocuklar ve fırsata hasretler.ילדים בעלי כושר המצאה, ילדים אינטלקטואלים, ורעבים להזמדנות.