Halbuki köyün Almanya ile hiçbir ilgisi yoktur.Semmi sem köti hazájához, Angliához.
Halbuki bu eserin ilk iki oynanışı için tiyatronun hasılatı 1200 florin olmuştu.Első fizetése 600 forint volt a két fellépésért.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.Egészen a mai napig működtek, egyszer sem oszlottak fel.
Halbuki "ol" sözü de Kur'ân'dadır.Kuitenkin sana luetaan (qere) muodossa KAV (qof, vav).
Halbuki, biz seçtiğimiz herhangi bir şey hakkında düşünebiliriz.Mä kelasin biisin sellasest mihin kuka vaan voi suhtautua.
Hâlbuki yarış halen kırmızı bayraklarla durdurulmuş durumdaydı.Kilpailu keskeytettiin punaisilla lipuilla.
Halbuki biz buna bir milyar diyoruz.Tuhannelle miljoonalle käytetään erityistä nimeä miljardi.
Halbuki bu iki garantici de Dördüncü Haçlı Seferi'nin idaresine baş çekmekteydiler.Molemmat Ferrarit keskeyttivät kilpailun neljänneltä sijalta.
Halbuki hiçbir eyleme karışmadım.En ole harrastanut yhdyntää.
Halbuki insanların köstek olacağına destek vermelerini beklerdim.Ja niin he aikovat auttaa Terhoa.
Hâlbuki sarılık bir hastalık değil, belirtidir.Nuha ei ole sairaus, vaan oire.
Halbuki Fransa, sonradan İtalya'ya finalde penaltılarda 5-3'lük skorla boyun eğdi.Dog tabte Frankrig senere til Italien i straffesparkskonkurrence (5-3) i finalen.
Halbuki ben dünyaya gelmeden önce anneme babama mektup yazmadım.Han havde dog stort set ingen kontakt med faderen indtil dennes død i 2001.
Hâlbuki yarış halen kırmızı bayraklarla durdurulmuş durumdaydı.Det resulterte i rødt flagg og løpet ble stoppet.
Halbuki asıl korku yokolma korkusudur.Faren var av Bang (slekt).
Halbuki biz buna bir milyar diyoruz.Det dreide seg om 1 milliard dollar.
Hâlbuki Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaat etmez."Sesungguhnya setan tidak dapat menjelma menyerupaiku."
Halbuki asıl korku yokolma korkusudur.Barangsiapa yang bertakwa dan berserah padaNya akan selalu mendapat Hikmah-Nya.
Hâlbuki o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.Bermegah-megahan telah melalaikan kamu, sampai kamu masuk ke dalam kubur.
Halbuki her iş yerini bulacaktır." şeklindedir.Setiap orang dapat melakukannya, setelah orang itu ditunjukkan bagaimana caranya!"
Halbuki her şeyi O yarattı.Dia (Allah) telah menciptakan segala sesuatu dan sungguh telah menetapkannya (takdirnya).
Halbuki biz buna bir milyar diyoruz.Dalam bahasa Inggris, angka ini disebut billion.
Halbuki sadrazam olarak kendisi aleyhine olduğunu düşündüklerinden şahsi intikamlar alma peşine düştü.Di depan teman yang ia pecat ia bersifat seakan-akan ia sangat merasa menyesal.
Halbuki bizim memleketimiz, güneş, ziya ve renk memleketidir.Pasang laut purnama (spring tide) terjadi ketika bumi, bulan dan Matahari berada dalam suatu garis lurus.
Halbuki, biz seçtiğimiz herhangi bir şey hakkında düşünebiliriz.Ia hanya dapat melihat hal-hal yang telah diputuskan.
Halbuki bu görev bu iki şehrin koruyucusu olan Memluklu Devleti'nindi.Keduanya adalah pelindung kota di kedua bagian negara tersebut.
Hâlbuki yarış halen kırmızı bayraklarla durdurulmuş durumdaydı.Dia pun langsung mengejar kereta itu dengan mengibarkan bendera merah.
Fakat siz geliyorsunuz diye mukâbele yapılıyor, halbuki mukâbele bir vecdin sonucudur.Đương thời ông ở trong Vân Hiện cung (雲峴宮), nên lúc còn sống ông được gọi là Vân Hiện quân (雲峴君; 운현군).
Bu büyüklük Ay'ın yalnızca %20'sine denk gelir, halbuki birçok gökcisminde çekirdeğin oranı %50 civarındadır.Nó chỉ bằng khoảng 20% kích thước Mặt Trăng, trái ngược so với 50% của đa số các thiên thể khác.
Halbuki köyün Almanya ile hiçbir ilgisi yoktur.Tuy nhiên, vùng này không liên quan gì đến nước Trung Quốc.
Halbuki hiçbir eyleme karışmadım.Tôi không ủy thác bất cứ thứ gì.
Hâlbuki Zirve gibi görünen o tepenin ismi Keşiş Tepedir ve yüksekliği 2.486 m'dir.Nhìn ra ngôi làng là những ngọn núi được gọi là "Hai anh em", có độ cao 1.488 mét.
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.Công đã không rời bỏ Lý Mật, và nay cũng sẽ không phụ Trẫm.
Halbuki elektrik fiyatı günün her saati, hatta her dakikası değişiyor.Dòng chảy sông ngòi luôn luôn biến đổi Dòng chảy sông ngòi luôn thay đổi từng ngày thậm chí từng phút.
Hâlbuki onun tevilini Allah’tan başka kimse bilmez.アッラーについて熟知しているのは、アッラーのみである。
Halbuki her şeyi O yarattı.魔界にあるもの全てを創造したと言う。
Hâlbuki o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.いや,あなたがたは,かれが創られた人間に過ぎない。
Halbuki asıl korku yokolma korkusudur.(鈴木久仁彦) 恐怖!
Halbuki, biz seçtiğimiz herhangi bir şey hakkında düşünebiliriz.そして我々は我々自身を、我々が選ぶどんなものとでも呼べるのだ。
Hâlbuki sarılık bir hastalık değil, belirtidir.あくまで症状であり、病名ではない。
Hâlbuki ihanet etmemiştir.やっぱり裏切れない!
Halbuki her iş yerini bulacaktır." şeklindedir.そのためなら何でも我慢できる」と語っている。
'Hâlbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk.^ 「民を以(も)って天と為(な)す」と訓読する。
Hâlbuki ben hediyesini bile almıştım. / Bugünlerde dürüst davranmıyor.それ以来ずっと一途に夕哉を想い続けているが、彼にその本心を未だに気づかれていない。
Halbuki kuzeyden bu arazilere daha kolayca ulaşım imkanı bulunmaktadır.このため自動車でのアクセスは北口より容易である。
Halbuki köyün Almanya ile hiçbir ilgisi yoktur.ドイツの首都であるベルリンとは無関係。
Halbuki o gün bir gemi geçmiştir.この日は海は大荒れであった。
Halbuki inanç bildikten sonra oluşan bir değerdir.戒名は聴真理諦信士。
Hâlbuki, benim yazdığım her sözcük zaten önemlidir" gibi değinmeleri vardır.“何が何でもやってやろうと思う”みたいな、そういう歌詞だったんですよ。
Halbuki insanların köstek olacağına destek vermelerini beklerdim.彼は、人助けのつもりが、とんでもない結果になったと嘆くのだった。
Halbuki ben dünyaya gelmeden önce anneme babama mektup yazmadım.物心が付く前から父はおらず、母子家庭で育った。
Hâlbuki yarış halen kırmızı bayraklarla durdurulmuş durumdaydı.レースは赤旗中断された。
Halbuki her şeyi O yarattı.萬物是藉著他創造而有的。
Halbuki Süleyman büyü yapıp kâfir olmadı.言不壞者,不為不信及諸惡戒所破壞故。
Hâlbuki o sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.猶大啊,他必照樣待你們。
Halbuki asıl korku yokolma korkusudur.虽以无道,行之必可畏也。
Pasiphae kendi kendine gri olarak gözükür, halbuki diğer üyeler (Callirrhoe, Megaclite) kırmızı ışık saçar.帕西斐本身是灰色,而其它的成員(卡麗荷耶、Megaclite)是淡紅色。
Bu büyüklük Ay'ın yalnızca %20'sine denk gelir, halbuki birçok gökcisminde çekirdeğin oranı %50 civarındadır.月球的核心只佔了月球大小約20%,相較其他大多數的類地型天體幾乎都佔到50%。
Halbuki pratikte veriler çok defa kusursuzca simetrik değildirler.很多靈恩運動的醫病神蹟也常常難以辨識真偽。
Halbuki buraya yerleşmeye karar vermişlerdir.后来,在这里定居下来。