haksızlık ile cümle

haksızlık kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
9
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Erkek yazarlar da kadınlara yönelik haksızlıklar hakkında yazdılar.Male authors also recognized injustices against women.
Apollon: Bu kadar dindar birine ihtiyacı olduğu anda nazik davranmak haksızlık mı?' [1]Apollo: Is it unjust to treat someone so kindly, someone so pious, in his time of need?'[9]
Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin yasaklanması da haksızlık olarak görülüyordu.Die Vereinigung Deutschlands mit Österreich wurde untersagt.
Dong Yi hem Jang Hee Bin ile mücadele eder hem de yaptığı haksızlıkları ortaya çıkarmaya çalışır.Li Mu Bai erscheint und kämpft ebenfalls gegen sie.
Bu durum pek çok kişi tarafından "haksızlık" olarak yorumlanır.Cette décision est perçue par de nombreux pairs comme injuste.
Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü.Il mène alors une vie errante et misérable.
Bağımsız adaylarla seçime gitmek haksızlık olurdu.La elegibilidad de los candidatos independientes.
Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü.La humillación y una reputación herida le siguieron.
Cemiyetin amacı ise yaşanan haksızlıklara engel olmaktı.Los jueces no podían poner final a la injusticia.
Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü.L'evento lo lascia devastato e furente.
Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin yasaklanması da haksızlık olarak görülüyordu.На объединение Германии и Австрии был наложен запрет.
Mabel kocasına haksızlık ettiği için üzgündür.عوملت أبو باحترام غير متناسب بسبب زوجها.
Bu keyfidir ve haksızlıktır, izleyiciye saygısızlıktır."É muito arbitrário, gratuito e desrespeitoso com o público".
Bağımsız adaylarla seçime gitmek haksızlık olurdu.Er gingen geen districten naar onafhankelijke kandidaten.
Cemiyetin amacı ise yaşanan haksızlıklara engel olmaktı.Vilka privilegier skulle bekämpas för att gottgöra tidigare orättvisor?
İzlanda yasalarına göre bu davranış haksızlık olarak değerlendirilmektedir.За швейцарським законодавством подібні платежі вважаються протизаконними.
Böylece haksızlıkların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Таким чином були виправлені помилки попередників.
Bizi ona haksızlık etmekle suçladı.Він звинуватив нас у тому, що ви вчинили з ним несправедливо.
Böylece haksızlıkların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Tím se předchází vzniku chyb.
Bağımsız adaylarla seçime gitmek haksızlık olurdu.Uspěl jako nestraník na kandidátce Sdružení nezávislých.
Bu durum pek çok kişi tarafından "haksızlık" olarak yorumlanır.Mnoho lidí bylo zavražděno "omylem".
Doktor, ona bağırarak bunun haksızlık olduğunu söyler.Din păcate pentru el, degetele îi vor spune că nu a avut dreptate.
Bunu durdurmak hem haksızlık hem de tehlikeli olurdu.Η πάθηση δεν είναι σοβαρή ούτε επικίνδυνη.
Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin yasaklanması da haksızlık olarak görülüyordu.Samtidig blev det tysktalende Østrigs sammenlægning med Tyskland kundgjort.
Bağımsız adaylarla seçime gitmek haksızlık olurdu.Uavhengige kandidater var ikke tillatt.
Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin yasaklanması da haksızlık olarak görülüyordu.Forbud mot at Østerrike ble tilsluttet Tyskland.
Ama asıl amacı haksızlıklarla mücadele etmektir.Akan tetapi, perjanjian ini tidak berlaku untuk orang-orang yang zalim.
Böylece haksızlıkların önüne geçilmesi planlanmaktadır.過ちに対して傲慢である。
Bunu durdurmak hem haksızlık hem de tehlikeli olurdu.こうなってしまうと無防備で危険な状態となってしまう。
Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu'dan nefret eder.奴隷制度自体に巨大な不公正があるので私はそれを憎む。
Kanıtsal haksızlık, konuşmacının sözüne güvenirliğinin düşük seviyede olmasına sebep olan haksızlıklar içerir.証言的不正義とは、「話者の言葉に対して低い信頼性しか与えない」ように働く偏見のことである。
"Haksızlık karşısında Şahika olma hakkımı kullanıyorum!".להופכן ללא לגיטימיות במובהק".
Drusus öldürülünce bu haksızlıkları ele alan reformlarının çoğu geçersiz ilan edildi.След като Друз е убит, много от неговите реформи са обявени за недействителни.
Zorbalık ve haksızlık almış yürümüştü.Следяла за несправедливости и давала възмездие.
Bu durum pek çok kişi tarafından "haksızlık" olarak yorumlanır.Този избор е считан от мнозина за нечестен.
Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin yasaklanması da haksızlık olarak görülüyordu.Забранено е на Австрия да се обедини с Германия.
Bunu durdurmak hem haksızlık hem de tehlikeli olurdu.Достъпът до него е труден и опасен.
Bu durum pek çok kişi tarafından "haksızlık" olarak yorumlanır.Tá je dodnes mnohými označovaná ako „prelomová“.
Böylece haksızlıkların önüne geçilmesi planlanmaktadır.Je to práve tak nesprávne ako činenie nespravodlivosti na prvom mieste.
Bu keyfidir ve haksızlıktır, izleyiciye saygısızlıktır."Tai taip savavališka, nereikalinga ir nepagarbu prieš žiūrovus.“.
Drusus öldürülünce bu haksızlıkları ele alan reformlarının çoğu geçersiz ilan edildi.Po Druso nužudymo, dauguma jo reformų, susijusių su pilietybe, buvo paskelbtos negaliojančiomis.
Eserleri ıstırap, yeis, kınama, haksızlık ve itibar kaybetmesini konu alır.Blogiu laikomi žalos darymas, kančios sukėlimas, neteisingi veiksmai.
Ama... ...o kız yüzünden bocalamaya başlayınca... ...sana haksızlık ettiğimi... ...fark ettim.Azonban... csak azután, hogy az a lány felkavarta az érzéseimet, értettem meg mennyire rossz voltam hozzád.
Ama... ...o kız yüzünden bocalamaya başlayınca... ...sana haksızlık ettiğimi... ...fark ettim.Αλλά, Δεν ήταν μέχρι που άρχισα να κλυδωνίζομαι εξαιτίας της... Πόσο άσχημα σου είχα φερθεί,
Ama... ...o kız yüzünden bocalamaya başlayınca... ...sana haksızlık ettiğimi... ...fark ettim....لكن الان اصبحت اشعلا بالتردد بسبب الادى الذي سببته لك
Ama tabiki Grand Prix'den sonrada pek çok şey yaşadım, hayatımı değiştirmediğini söylemek haksızlık olur.Samozřejmě jsem ale zažil velmi mnoho od Grand Prix, takže by bylo nefér říct, že mi to nezměnilo život.
Ama tabiki Grand Prix'den sonrada pek çok şey yaşadım, hayatımı değiştirmediğini söylemek haksızlık olur.Φυσικά έχω ζήσει τόσα μετά το διαγωνισμό, που θα ήταν άδικο να πω ότι δεν μου άλλαξε τη ζωή.
Ama tabiki Grand Prix'den sonrada pek çok şey yaşadım, hayatımı değiştirmediğini söylemek haksızlık olur.Но я так много пережил из-за Grand Prix, так что будет несправедливо говорить, что оно не изменило мою жизнь.
- Arkadaşların zevklerini hiç bilmiyorlarmış. - O kadar da haksızlık etme!Je vrienden hebben geen te goede smaak, hé?
- Arkadaşların zevklerini hiç bilmiyorlarmış. - O kadar da haksızlık etme! Mesela, şuna bak.?חבריך אינם בעלי סגנון, מה .זה לא הוגן -
- Arkadaşların zevklerini hiç bilmiyorlarmış. - O kadar da haksızlık etme!بعض الناس ما زالوا يعطونك كتب هل طلبي وقح جدا؟
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.Allora lei mi ha guardato, e ha detto:" Ma, Aimee, non è giusto!"
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.Ela olhou para mim e disse: "Mas, Aimee, não é justo."
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.És akkor a barátnőm rámnézett, és azt mondta: "De Aimee, ez nem fair."
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.Hän katsoi minua ja sanoi: "Mutta, Aimee, se ei ole reilua."
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.Hon tittade på mig och sa "Men Aimee, det är inte rättvist".
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi. (Kahkaha) (Alkış)Cô gái ấy nhìn tôi, và nói tiếp "Nhưng Aimee, thật là không công bằng chút nào" (Tiếng cười) (Vỗ tay)
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi. (Kahkaha) (Alkış)Ma copine me regardait, et enfin elle dit, " Mais Aimee, c'est injuste ! " (Rires) (Applaudissements)
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.그녀가 절 보면서 말했어요 "근데 에이미, 너무 불공평해"
Bana baktı, ve, "Ama Aimee, bu haksızlık" dedi.Koleżanka gapiła się na mnie, aż wykrztusiła: "Ale Aimee, to nie fair."

İlgili Sayfalar