Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Non c'erano vantaggi naturali - l'acqua non privilegi, forsooth?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Oliko mitään luonnollisia etuja - ei vettä oikeudet, forsooth?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Se não houvesse vantagens naturais - sem água privilégios, em verdade?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?S'il n'y avait pas d'avantages naturels - pas d'eau privilèges, en vérité?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Si no hubiera ventajas naturales - sin agua privilegios, en verdad?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?So bile tam ni naravnih prednosti - brez vode privilegije, forsooth?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Var der nogen naturlige fordele - ingen vand privilegier, forsooth?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Voltak nincs természetes előnyök - nincs víz kiváltságokat, valóban?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Waren er geen natuurlijke voordelen - geen water privileges, voorwaar?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Если бы не было естественных преимуществ - нет воды привилегий, дескать?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Имало ли не естествени предимства - няма вода привилегии, наистина?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?Якби не було природних переваг - немає води привілеїв, мовляв?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?הקרקע שלה? האם אין יתרונות טבעיים - אין מים הרשאות, באמת?
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?أرضها؟ وكانت هناك أي مزايا طبيعية -- لا ماء الامتيازات وforsooth؟
Hiç su hiçbir doğal avantajları var mıydı ayrıcalıklar, hakikaten?権限、いかにも? あぁ、深いWaldenの池とクールなブリスターの春 - 長寿と健康飲むことを特権
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Atrevo-me a dizer que há muito poucas salas no mundo com uma acústica realmente boa.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Ci sono così poche sale al mondo che hanno un'acustica davvero buona, oserei dire.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Det finns så få salar här i världen som verkligen har riktigt bra akustik, vågar jag säga.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Er zijn maar een paar zalen in deze wereld die een echte goede akoestiek hebben, durf ik te zeggen.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Es gibt so wenige Säle auf der Welt die wirklich eine sehr gute Akustik haben, wage ich zu sagen.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Il y a si peu de salles en ce monde qui ont réellement une très bonne acoustique, oserai-je dire.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.세계적으로도 찾기 힘든데요
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Na svete je tak málo hál, ktoré majú naozaj veľmi dobrú akustiku.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Na světě je tak málo sálů, které mají skutečně dobrou akustiku, troufám si říci.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Tak niewiele z nich ma dobrą akustykę. Przynajmniej ja tak uważam.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Υπάρχουν πολύ λίγες αίθουσες στον κόσμο με πραγματικά καλή ακουστική.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.В мире так мало залов, в которых действительно хорошая акустика, осмелюсь заявлять.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Є так небагато в цьому світі залів що справді мають хорошу акустику,
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.Смея да кажа, че има толкова малко зали по света, които имат наистина добра акустика.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.שבאמת יש להם אקוסטיקה מצוינת, אם יורשה לי לומר.
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.التي حقاً لديها مهندسي صوت جيدين للغاية،
İddia ediyorum ki, dünya üzerinde hakikaten çok iyi akustiğe sahip olan çok az salon var.本当に良い会場なら何でもできます
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.Het eerste fragment probeert te vangen wat cinema is voor mij, en waar ik vandaan kom wat film betreft.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.영화가 뭔지를 정말로, 정말로 한 번 기록해보고 싶었던 시도고요. 영화를 통해서 고향의 의미를 담고자 했습니다.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.Pierwszy z tych klipów naprawdę oddaje to czym dla mnie jest kino, i to skąd pochodzę jako filmowiec.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.Первый отрывок показывает, что означает для меня кино, и как сформировались мои киноидеи.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.מנסה להגדיר מהו קולנוע בשבילי, ומאיפה אני בא במונחים של קולנוע.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.حقيقة تحاول جميع المقاطع أن تجذب الانتباه إلى ما هي السينما بالنسبة لي، ومن أين أتيت بالمعنى السينمائي.
İlk kesit hakikaten sinemanın benim için anlamını yakalıyor ve benim sinemaya nereden geldiğimi anlatıyor.映画を作るときの私の立場を描いています ナイジェリアに行って幸せな生活をしたがる
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Așa evanghelizez eu oamenii: le spun să-și producă singuri mâncarea.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.C'est ma bonne parole, je dis aux gens de faire pousser leurs nourritures.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Det är min gospel, när jag säger till folk, odla din egen mat.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Đó là Đức tin của tôi, khi tôi nói với mọi người, hãy tự trồng lấy thực phẩm cho mình.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.È il mio vangelo, quando predico alla gente: coltivate il vostro cibo.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.É o meu evangelho, que prego às pessoas: plantem a própria comida.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Es ist meine Heilsbotschaft, ich sage Leuten, dass sie ihr eigenes Essen anbauen sollen.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Es mi himno, cuando le digo a la gente, cultiva tu propio alimento.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Ez az én evangéliumom, azt mondom az embereknek, hogy növesszék a saját élelmüket.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Het is mijn evangelie. Ik vertel mensen: teel je eigen voedsel.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Inilah ajaran saya, saat menyuruh orang untuk menanam makanannya sendiri.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.제가 사람들에게 스스로의 먹거리를 재배하라고 말하는 것은 제 복음과도 같습니다.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Mojim evanjeliom pre ľudí je, aby si sami dopestovali jedlo.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.To je má mantra, když říkám lidem, aby si pěstovali vlastní jídlo.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.To moja mantra: hodujcie własne jedzenie!
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Είναι το ευαγγέλιό μου, όταν λέω στον κόσμο, καλλιεργήστε την τροφή σας.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Станало ми е като мантра, да повтарям на хората да си отглеждат храната сами.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.Чтобы люди выращивали еду, я даю им такую установку.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.إنه مذهبي في الحياة، أن أخبر الناس بأن يزرعوا طعامهم بأنفسهم.
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.我成日都同啲人講自己種食物啦
İnsanlara kendi yiyeceğinizi yetiştirin demek benim hakikatım.自分で紙幣を刷るのと同じことだ と