Bay Knightley, Bayan Bates'e hakaret ettiği için Emma'yı azarladığında Emma utanır.When Mr. Knightley scolds Emma for insulting Miss Bates, she is ashamed.
Perzigian, oyuncuya hakaret davası açtı.Perzigian filed a defamation lawsuit against the actor.
Dinden çıkma/dine hakaretApostasy and blasphemy
Ayrıca Atalanta'ya hakaret ettikleri için İphikles ve Eurypylus'u da öldürür.He also killed Iphicles and Eurypylus for insulting Atalanta.
Dayak, hakaret ya da tehditlerinin kurbanı olma ihtimalimiz olduğu için çalışmayı reddedemeyiz.We cannot refuse to do so because we are likely to be beaten or be victims of insults and threats.
Hakaret davalarıDefamation lawsuits
Yürüyüşün organizatörü Staszewski, Pitucha'ya hakaretten dava açtı.Staszewski, as the organizer of the march, brought an action against Pitucha for defamation.
Ali hakaretamiz sözlerinden dolayı özür dilemeli.Ali soll sich für seine beleidigenden Worte entschuldigen.
Feyzullah Efendi ve oğlunu çırılçıplak soyarak hakaretlerle Edirne'ye getirildiler.Sie ermöglichten es Maedhros und seinem Heer, sich zurückzuziehen und neu zu sammeln.
O siyahi insanlara hakaret etmek istedim.Angst vor dem Schwarzen Mann.
Bunların arasında, dini olarak, “Holokost” teriminin hakaret anlamına gelmesidir.Erschrocken stellt sie fest dass nur einem der Schüler das Wort Holocaust ein Begriff ist.
Bana mezar olan bu lahiti açma, bu türlü hareket Astarte’ye karşı büyük bir hakarettir.Du sollst ja nicht öffnen über mir und mich stören, denn diese Tat ist der Astarte ein Tabu.
Ve oldukça hakaret eder.Diese ist deshalb ziemlich beleidigt.
Hakaret suçunun cezası nedir?Was ist uns das Strafwesen wert?
Claudia Roth hakaret davası açtı.Claudia Roth fordert bedingungslose Visafreiheit.
Bu olaya kızan Çerkez Ethem Refet Bey'e hakaret dolu bir mektup yazdı.Der verstörte Mann legt Kommissar Voss gegenüber ein vages Geständnis ab.
Diğer insanların önünde bana hakaret etme.Ne m'offense pas devant d'autres personnes.
Bu hakaretin bedelini ödeteceğim, buna emin olabilirsin!Je me vengerai de cet affront, tu peux en être sûr !
Hakaret edildim.J'étais insulté.
Şu hakarete bakar mısınız lütfen!Cherchez l’insulte!
1932 yılı Temmuz ayında bir mahkeme, bu sözün Alman ordusuna hakaret içermediği yönünde bir karar verdi.Un tribunal estime en juillet 1932 que cette phrase ne constitue pas une offense pour la Reichswehr.
O siyahi insanlara hakaret etmek istedim.Cette démagogie fonctionnait auprès du peuple noir.
Hitler kendisine yapılmış bir hakaret kabul ederek öfkelendi.Hitler a commis une faute en l'accordant.
Üstüne üstlük bir de onlara hakaretler eder.Un autre les insulte.
Ve oldukça hakaret eder.C’est assez violent.
Bazı ülkelerde, kanun gereği dine hakaret yasaklanmıştır.Dans certains pays, la loi interdit l’intérêt.
Ian hala Wendy'ye hakaretler savurmaya devam eder.Mais Stan semble avoir encore des sentiments pour Wendy.
Ahali yüksek aksi tezahürat yapıp ona hakaretler ve küfürler savurdular ve üstüne çeşitli pislikler attılar.Ils en furent empêchés et furent repoussés avec perte par une vigoureuse sortie.
Ama şu hakarete bir de yandan bakar mısınız lütfen!T'es tout trempé, regarde ça!
Amerika önce Usame'yi şehit etti, sonra ise cenazesine hakaret etti (...)Mon père avait à faire à Valence, et il décida de m'emmener. (...)
Lütfen bizim zekamıza hakaret etme.Por favor, no insultes nuestra inteligencia.
O siyahi insanlara hakaret etmek istedim.Quería insultar a esos negros en particular.
Calvin sonra dönüp annesine: "Anne, babam bana hakaret ediyor!."Calvin (más tarde, a su madre): «Mamá, papá ha vuelto a insultarme.»
"'Gay' kelimesi hakaret sayılmamalıdır".«'Ser homosexual no es importante'».
Hakaret suçunun cezası nedir?¿Qué es el sentimiento de Culpa?.
Bunu yazdığım için dahi, tanrılara hakaret gibi bir duyguya eşlik eden bir rahatsızlık hissediyorum.Así que escribo con un sentimiento diferente cuando lo hago para la gente joven.
Şarkı bir yalvarma bir hakaret şeklinde devam eder gider.El canto se desarrolla en un clima de indignación.
Ondan kurtulmak ister ve ona hakaretler eder.No quiere hacerle daño y lo siente.
Erişim tarihi: 7 Aralık 2012. ^ "Eşcinsellik hakaret değil, cinsel yönelimdir".28 de diciembre de 2009. (en inglés) Lebanon: Being Gay Is Not a Crime Nor Against Nature.
Hakaret (film) - 2017 yapımı film.Revenge (2017), película.
Bunun genel bir hakaret mi yoksa kökeni ile ilgili mi olduğu açık değildir.Nunca quedó claro si fue una denuncia cierta o simple intoxicación.
Sürekli hakarete uğramanın ne demek olduğunu kimse bilemez.Nunca sabes quién te va a tocar muerto.
Ve oldukça hakaret eder.Es extremadamente ofensivo.
Japon hükümeti bunu direk bir hakaret olarak aldı.El gobierno japonés (明治政府) la veía como un obstáculo.
Burt, tesadüfen hakaretleri duyar ve Finn'i duyarsızlığından ötürü öfkeyle azarlar.Burt escucha las palabras de Finn, enojado reprende a Finn, y lo echa fuera.
Amerika önce Usame'yi şehit etti, sonra ise cenazesine hakaret etti (...)Había abandonado definitivamente Estados Unidos, pero aún no se había establecido en Suiza. (...)
Bize hakaret ettiler.Ci hanno insultato.
Bunun bir iltifat mı yoksa bir hakaret mi olduğundan emin değilim.Non sono sicuro se questo sia un complimento o un insulto.
Ondan kurtulmak ister ve ona hakaretler eder.Lei lo capisce e se ne va, offesa.
Linfea bu satirin yardım sunmasını açıkça reddeder ve ona "keçi-adam" ismi vererek hakaret eder.Revy giura di ucciderla e la chiama con disprezzo "quattrocchi di merda".
Muhammed içeri girerek Osman'a hakarette bulundu.Rezia entra, sorprendendo Ali e Osmin.
O siyahi insanlara hakaret etmek istedim.Ho visto l'uomo nero.
Şarkı bir yalvarma bir hakaret şeklinde devam eder gider.Il canto si svolge in un clima di sdegno.
Amacımız hakaret değildi.Per me non è un'offesa.
Ben kimseye hakaret etmek istemedim.Я не хотел никого обидеть.
Böyle bir hakarete katlanamam.Я не могу стерпеть такое оскорбление.
Poe, gazetenin editörü Francis Duffee'ye karşı, hakaret sebebiyle dava açtı.По подал в суд против редактора Фрэнсиза Дюффе.
O siyahi insanlara hakaret etmek istedim.Испытывает неприязнь к чернокожему населению.
Eski Arap kültüründe bir kişinin sarığını atmak, düşürmek hakaret olarak kabul edilirdi.В арабской культуре кинуть обувь в кого-либо равноценно сильнейшему оскорблению.
Ahali yüksek aksi tezahürat yapıp ona hakaretler ve küfürler savurdular ve üstüne çeşitli pislikler attılar.В то же время они могли прощать проступки и злодеяния людей, и избавлять их от различных несчастий.