Acısını, yazmakla hafifletmeyi seçti.On zwyczajnie pragnął ulżyć twojemu cierpieniu.
Geçmişte ishali hafifletmek için çay olarak kullanılmıştır.Використовувався в минулому як чай, щоб полегшити діарею.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Перша повнометражна стрічка давалася йому непросто.
Tehditleri hafifletmek için sürekli değişen imzalar kütüphanesi gerekiyor.Pro snížení hrozeb je nutné stále aktualizovat jejich knihovnu.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Jeho literární začátky nebyly nijak jednoduché.
Fakat zaman da bu acıyı hafifletmede yeterli olamaz.De obicei, acestea au rolul de a ușura durerea.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Ässien alkutaival ei yhdistymisen jälkeen sujunut aivan ongelmitta.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Η πρώτη προσπάθειά τους ήταν άκαρπη.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Den første opsætning var en total fiasko.
Fakat zaman da bu acıyı hafifletmede yeterli olamaz.Tidens gang ser ut til å lindre lidelsen.
Gizlilik koşulları müşterilerin korkularını hafifletmek için Microsoft tarafından hızla güncellendi.Các điều khoản riêng tư nhanh chóng được Microsoft cập nhật để làm dịu đi sự lo sợ của người dùng.
Genelde nefes darlığını hafifletmek için evde oksijen tedavisi uygulanır.Oxy thường được dùng để giải quyết tình trạng khó thở.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.整備不良で当初は全く動かなかった。
Genelde nefes darlığını hafifletmek için evde oksijen tedavisi uygulanır.通常は呼吸器系から吸入されるため、ガスマスクにて防護を行う。
Gizlilik koşulları müşterilerin korkularını hafifletmek için Microsoft tarafından hızla güncellendi.顧客の不安を和らげるため、プライバシーの規約はすぐにマイクロソフトにより更新された。
Bu eylemler hükümeti cezaları ömür boyu hapis olarak hafifletmeye zorladı.最终,当地法院判处弗兰克终身监禁。
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.하지만 첫 음반을 내는 과정은 순탄하지 않았다.
İlk hafifletme çabaları, tamamen kazasız değildi.Jeho literárne začiatky neboli nijako jednoduché.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Acesta este scopul principal al demersurilor UE în vederea reducerii la minimum a efectelor.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Detta är huvudmålet för EU:s insatser för att bromsa klimatförändringen.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Dette er det vigtigste mål for EU's "afhjælpnings"-bestræbelser.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Dies ist das wichtigste Ziel der Anstrengungen der EU zur Eindämmung des Klimawandels.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Dit is het hoofddoel van de inspanningen van de EU om klimaatverandering tegen te gaan.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Este é o objectivo principal da UE para os esforços de redução.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Ez tehát az EU „mérséklési” erőfeszítéseinek fő célja.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Ilmastonmuutoksen vaikutusten hillitseminen ja ilmastonmuutokseen sopeutuminen liittyvät toisiinsa kiinteästi.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Łagodzenie zmian klimatycznych i przystosowanie się do nich są ze sobą ściśle związane.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.La mitigación y adaptación al cambio climático están estrechamente relacionadas.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.L'atténuation du changement climatique et l'adaptation sont étroitement liés.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Questo è l’obiettivo principale dello sforzo di “attenuazione” dell’UE.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.So zvyšovaním teplôt budú v južnej Európe klesať zásoby vody.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.To je hlavním cílem úsilí EU o zmírnění.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.To je poglavitni cilj prizadevanj EU za „ublažitev″.
AB’nin ‘hafifletme’ çalışmalarının başlıca amacı budur.Αυτός είναι ο κύριος στόχος της προσπάθειας «μετριασμού» της κλιματικής αλλαγής από μέρους της ΕΕ.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Ale jeśli myślałem o niej jak o części otaczającego świata, łatwiej udawało mi się stępić ból.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Jos ajattelin sitä osana maailman virtaa- -suruni helpottui hieman.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Mas se eu pensasse nisso como parte de um mundo maior, ajudaria a aliviar, de alguma maneira, o sofrimento.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Men da jeg tænkte på det som en del af den større verdens stemme, - - så lindrede det sorgen lidt.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Men när jag tänkte på det som en del av den större världens flöde- -så lindrade det sorgen lite.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Pero si pensaba en ello como parte del flujo del mundo, me ayudaba a aliviar el dolor.
Ama bunu hayatın akışının bir parçası olarak düşünmek, acımı biraz hafifletmeye yardım etti.Αλλά όταν το έβλεπα σαν μέρος της ροής του κόσμου, ο πόνος μετριαζόταν κάπως.
Ama suçumu hafifletmek istedim.그냥 내 잘못 잊으려고 내 맘 편해지고 싶어서
Ama suçumu hafifletmek istedim.Mas eu queria me sentir menos culpado...
Ama suçumu hafifletmek istedim.Tapi aku ingin merasa sedikit bersalah
Ama suçumu hafifletmek istedim.لكنني اردت أن أخفف على نفسي الشعور بالذنب
"Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki-- Dedim ki:Derek nie mógł tachać wszędzie lustra, by łagodzić ból,
"Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki-- Dedim ki:"Hele, Dereku" -- v prvé řadě ten chlapík nemůže chodit a nosit zrcadlo, aby necítil bolest --
"Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki--"Derek" — ele não pode andar por aí com um espelho para aliviar a dor —
"Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki--"Слухай, Дерек, - ну, по-перше, хлопець не може всюди носитися з дзеркалом, щоб позбутися свого болю -
"Bak Derek" -- --öncelikle, ağrısını hafifletmek için yanında ayna taşıyarak dolaşamaz tabii ki--"Смотри, Дерек", — ведь, во-первых, парень не может просто ходить всюду с зеркалом, чтобы облегчить боль —
Başkan Park Dong Jae'nin suçluluk duygusunu hafifletmek için bir plan.Le projet de rédemption du président Park Dong Jae.
Başkan Park Dong Jae'nin suçluluk duygusunu hafifletmek için bir plan.Park Dong Jae elnök úr bűnbocsánat projektje.
Başkan Park Dong Jae'nin suçluluk duygusunu hafifletmek için bir plan.مشروع لمحو عقدت الذنب التي يشعر بها الرئيس بارك دون جاي
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.Acest lucru se datorează, parţial, măsurilor de atenuare.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.) Comprend les superficies terrestres et marines.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.Częściowo spowodowane jest to podjętymi działaniami na rzecz łagodzenia zmian klimatu.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.Dat komt deels door bestrijdingsmaatregelen.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.Detta beror delvis på riskreducerande åtgärder.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.Tämä johtuu osittain hillintätoimista.
Bunun bir nedeni, hafifletme önlemleridir.To je částečně způsobené opatřeními na snížení emisí.