Kişi, başarı sonrası bundan büyük gurur duyar."Từ đấy về sau rất lấy làm tôn kính Bị."
Daima gideceği yolu kendisi seçmiştir ve çok gururlu bir kral olmuştur.Nahapana sau đó đã lên kế vị ông, và trở thành một vị vua rất hùng mạnh.
Her ikisi de oğullarıyla gurur duymaktadırlar.Cô rất quan tâm đến cả hai đứa con.
Bunu Gurur ve Önyargı (1813), Mansfield Parkı (1814) ve Emma (1816) takip etmiştir.Thêm truyện Trang Viên Mansfield (Mansfield Park) được xuất bản năm 1814, và Emma năm 1816.
Gor’lu bir kadın kendini gururla taşır.Đỗ Hữu Phương có người vợ rất đảm đang họ Trần.
Birbirimizin başarılarıyla gurur duyarız."Tôi tự hào về các cầu thủ của mình."
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.Đô thị này có cự ly km so với Tarragona.
Seninle gurur duyuyoruz!Rất tự hào về bạn."
Colin Firth bu sahneyi Aşk ve Gurur’un 1995 yılındaki BBC versiyonunda canlandırmıştır.Colin Firth bắt đầu sự nghiệp của mình trong serie phim truyền hình Pride and Prejudice (1995) của kênh BBC.
"Ben gurura kapılmıyorum, kendimi büyük görmüyorum, gerçeği söylüyorum.Tôi như 'Tôi không phải là tinh ranh, tôi sẽ nói sự thật.
Filmi yetişkin olarak tekrar izlediğinde oynadığı rolden gurur duyar.Khi đã là người lớn và xem lại tác phẩm điện ảnh, cô tỏ ra tự hào với vai diễn mình thể hiện.
Yalnızca Ryazan ve Pskov, gurur kırıcı biçimde Moskova'ya boyun eğerek bağımsızlıklarını koruyabildiler.Chỉ có lãnh địa Pskov và Ryazan giữ được độc lập về hình thức.
Kız bu teklifleri kabul etmeyince bunu gurur meselesi sayarak yorumlar üretmeye başlarlar.Nếu bạn chưa biết gì về bài hát này, hãy mở trình duyệt của bạn ngay.
Bellerophone canavarın cansız bedenine gururla bakmış.Trogoderma ballfinchae là một loài bọ cánh cứng trong họ Dermestidae.
Fakat ben yine de atlayabildiğimiz için gururluyum.Nhưng thậm chí là như thế, em vẫn rất vui khi được về nhà!
Sizler Çöplü olmakla ne kadar gurur duysanız azdır.Vua đối với ông càng hậu thì ông càng khiêm nhường.
Ben eğer bakkal yapıyorsam bununla gurur duyarım.Tôi là một người đồng tính và tôi tự hào về điều đó.
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.都になるとメトロポリスになる。
Ailesi onunla hep gurur duyduğunu belirtiyor.母はそのことを常に誇りにしていたという。
Michael gibi hayatımın en önemli idollerinden biri ile çalışma şansına eriştiğim için çok gurur duyuyorum."自分は人生で最も崇拝する人物のマイケルと仕事することが出来たことを本当に心から誇りに思う。
Altızlardan biri olmaktan gurur duyuyor.死六臣の一人となった。
Böyle bir kulüpte oynayabilmek benim için gururdu.彼と同じクラブでプレーできて、とてもうれしいよ。
Gurur duyduk.誇り高い。
Bu gün bile bu karşılaşmadan gurur duyduğunu belirtmiştir .このときも、あいに悩みを持っていると指摘された。
Elime böyle bir fırsat geçtiği için çok gururluyum açıklamalarında bulundu.こうした経緯から受かった時には非常に喜んだという。
Daha fazla gurur duyamazdım.叙勲されることはなかった。
Babası onunla gurur duyar.父親を誇りに思っている。
Fakat ben yine de atlayabildiğimiz için gururluyum.あんたを蹴れるなんて誇りに思うぜ。
Seninle gurur duyuyoruz!君たちは我々の誇りである。
Aşkın bakışlarından, gururun gözlerinden.愛の寓意を表し、プロビデンスの目を掲げている。
Adem yaptıkları ile gurur duymaktadır.熱血漢で自分の仕事に誇りを持っている。
Gerçekten de Wolverine filmiyle gurur duydum'' dedi.見物人のいるロケ撮影ではすっごく恥ずかしかった」と話している。
Ödülü ona vereceğiz, büyüdüğünde babasıyla gurur duyacak" dedi.お父さんに感謝しないとね」と激賞され、父親を許す気持ちが生まれる。
Ben eğer bakkal yapıyorsam bununla gurur duyarım.お坊ちゃま育ちでプライドが高い。
Gurur duydum onunla.我为他而骄傲。
Filmi yetişkin olarak tekrar izlediğinde oynadığı rolden gurur duyar.映画では本人たちも大人になった姿で本人役として出演。
Gururu her şeyden önce geliyor.自信はすべてに優先する。
Lincoln Michael'a bakım gururla gülümser.最愛の妻マリオンにだけ笑顔を見せる。
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.樺太犬は日本固有種であり、きわめて飼い主に忠実である。
Her ikisi de oğullarıyla gurur duymaktadırlar.息子たちを誇りに思っている。
Bu ailenin ferdi olmaktan gurur duyuyorum.武家としての平家に誇りを持っている。
Onunla gurur duyuyorum ve bulunduğum yolda onun hatırası, cömertliği ve tutkusuyla ilerliyorum.そんな母の目の高さで今を、そして未来を見つめ母のような優しさ、力強さ、謙虚さで事業展開していく。
Kişi, başarı sonrası bundan büyük gurur duyar."それから後躯の発達が非常によかった」と述べている。
Gurur ve Önyargı (özgün adıyla Pride and Prejudice), İngiliz yazar Jane Austen'in ikinci romandır.『高慢と偏見』(こうまんとへんけん、Pride and Prejudice)は、ジェーン・オースティンの長編小説。
Milli gururun şahlanışı yıllar sürerken, Elizabeth’in efsanesi ölümünden sonra da devam etti .イングランドでは数年にわたり国威が高揚し、エリザベス伝説は彼女の死後も長く生き残り、そして成長した。
Yaptığım işten gurur duyuyorum, keyfini çıkarın."』と喜んでいただける仕事をする。
Onların gülmeleri gururunu incitmiştir ve bir gün geri dönmek üzere intihar eder.本人は殺害を否定しており、いつか脱出すると心に誓っている。
Perón hükümetine olan muhalefeti gözönüne alındığında bundan gurur duyardı.統治会への反抗を宣言したテスラに興味を持ち彼に接触する。
Çok inatçıdır.Ve çok gururludur.非常に好戦的で、プライドが高い。
Kendisine saygı duyuyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum.自らの家名に誇りを持っておりプライドが高い。
Türkiye'yi dünyanın en büyük şarkı yarışmasında temsil etmek benim için çok büyük bir gururdur" dedi.世界最高の声のひとりに自分の曲を歌ってもらえて、とても名誉に思っている」と感謝の意を述べている。
Hikayenin parçasını mutlulukla ve gururla aldım ve doğrudan senaristle çalışmaya başladım.ピアノを弾き始めた沙絵と偶然再会し、仕事に利用しようとする。
Gurur duyduk.有些驕傲。
"Lazlar büyük ve gururlu bir halktır ve onlar, oldukça önemli başka kavimlere hükmetmektedirler.驕傲且高貴,對自己和別人都相當嚴厲。
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.威利野生的特質,是來自他非常自豪的家鄉蘇格蘭。
Bu benim için çok gurur vericiydi.我以为这是值得我们骄傲的。
Altızlardan biri olmaktan gurur duyuyor.嘉定六君子之一。
Ayvacıkspor ilçenin gururudur.以人氣最高的成員自豪。
Kendisine saygı duyuyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum.她让你对自己感到骄傲。
Tevazu içinde derin bir gururu vardı.私底下有著傲嬌的一面。