Deidara yarattığı sanattan çok gurur duyar.對自己製作的蛋糕十分自豪。
Gururu her şeyden önce geliyor.最早起源於說一切有部。
Kendisine kibir, gurur vermezdi.惜其齡促,志未可量。
Teklifi gururu kırılarak geri çevrilir.後被榮斗識穿後離去。
Gurur ve Önyargı (özgün adıyla Pride and Prejudice), İngiliz yazar Jane Austen'in ikinci romandır.《傲慢与偏见》(英语:Pride and Prejudice)是简·奥斯丁的小说。
Bu ailenin ferdi olmaktan gurur duyuyorum.对这次突破很自豪。
Kariyerindeki sayısız ödüllere rağmen, Hanna en çok bu Seçkin Eagle Scout Ödülü ile gurur duydu.虽然汉纳凭事业方面成就获得过许多奖项,但他最为自豪的还是这座杰出鹰级童军奖。
"Rekor ve gurur".参见懒惰和骄傲。
Von Braun normal insanların gurur duyabileceği ancak katkıda bulunamayacakları projeler ile oldukça meşguldü.沃納·馮·布勞恩推動普通人可以自豪,但不參加的方案。
Ben eğer bakkal yapıyorsam bununla gurur duyarım.若妳願照顧它,我會非常高興。
Kadından emir alınca bunu gurur meselesi yapanlar var.女方收下男方的聘礼后,视情形给一定回礼。
Babası onunla gurur duyar.父亲楊復榮。
Seninle gurur duyuyoruz!우리는 그대가 자랑스럽다!
Oğluyla gurur duyar.아들들을 자랑스럽게 생각한다.
Kendisine saygı duyuyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum.고백하건데 나는 나 자신을 자랑스럽게 생각한다.
Türkiye'de bu ortamı yakaladığım için ayrıca çok gururluyum.이 지진은 모스크바에서도 감지될 정도로 강력했다.
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.메트로 시티와 다르게 동양적이다.
Daha fazla gurur duyamazdım.더이상 울지 않게 되었다.
Bu benim için çok gurur vericiydi.그는 이것을 매우 자랑스러워했다.
Onunla gurur duyuyorum." dedi.이건 나에게 큰 영광이다"라고 말했다.
Yeni albümdeki aranjmalarla gurur duyuyoruz."“AOA, 6월 중순 새 앨범으로 컴백”.
Ayvacıkspor ilçenin gururudur.자존심 하나만은 엄청난 사나이.
Saçlarım benim gururumdu.털 바탕은 모두 희다.
Ödülü ona vereceğiz, büyüdüğünde babasıyla gurur duyacak" dedi.낳아주시고 키워주신 은혜에 감사한다."며 동생 최진영에게는 엄마를 잘모시라고 당부하였다.
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.그는 일본 편향의 자세를 가지고 있어, 한국에서는 친일파로 불린다.
Bu renk özellikle asalet gururunu temsil ediyordu.이 개념은 특히 후설의 저작권에 의해 퍼졌다.
Bana emanet etmiş olduğu şey için gurur duyuyorum." dedi."저는 그를 지도하게 되어 영광입니다."라고 표의했다.
Gururu her şeyden önce geliyor.황제는 이제 모든 것을 초월하는 존재였다.
Yaptığım işten gurur duyuyorum, keyfini çıkarın."결과적으로 완성도에 만족한다"고 뿌듯해했다.
Onunla gurur duyuyorum" diyerek duygularını dile getirdiler.라는 감각을 그리고 싶었다."라는 발언을 하였다.
Bellerophone canavarın cansız bedenine gururla bakmış.Bandersnatch 확 잡아채는 턱을 가진 몸짓이 재빠른 생물체.
Diğerlerinden biri değil bizden biri olduğunuz için gurur duyun.나는 나의 주님 외에 다른 사람이 있는 것을 기뻐하지 않습니다.
Ve yaptığım başka bir şeyden Evita kadar gurur duyamam.""나는 확실히 이전 사람만 못하므로 추궁할 만한 것이 없습니다."
Teklifi gururu kırılarak geri çevrilir.공손술이 망하면서 후한에 속했다.
Bu ailenin ferdi olmaktan gurur duyuyorum.이런 유사성이 바로 가족 유사성이다.
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.העיר עצמה כמטרופולין.
Gurur duydum onunla.אני גאה בה.
Felice Trapassi, çocuğunun iyi bir eğitim alma ve çevreyi tanıma şansı yakalayacağından dolayı gurur duydu.פליצ'ה טראפאסי היה מרוצה להעניק לבנו סיכוי לחינוך מעולה וכניסה לחברה.
Gururu her şeyden önce geliyor.המדינה קודמת לכל.
Polly Litvanyalıdır ve bununla gurur duyar.הוא ממוצא איטלקי וגאה בכך.
Arjuna yeğeniyle büyük gurur duyuyordu ve kalbi gururla dolmuştu.הוא נזכר ביופיה הרב ובאהבתה אליו, וליבו נתמלא געגוע.
Deidara yarattığı sanattan çok gurur duyar.הארמון עוטר ביצירות אמנות רבות שהזמין.
Bu nokta onun en büyük gururu ve ilk gafı idi.זו הייתה הצלחתה הראשונית וגם המשמעותית ביותר.
Bunu gururuna yediremeyen Lee, bir ninja olmak için çok çalışmıştır.מטרתו היא להוכיח שהוא מסוגל להפוך לנינג'ה חזקה גם בלי יכולת להשתמש בנינג'וטסו.
Babası onunla gurur duyar.אביו מתייחס אליו בבוז.
Babası ondan özür diler ve onunla gurur duyduğunu söyler.הוא מתנצל מעומק לבו והיא סולחת לו.
Bu yarışma vatandaşların gururunu açığa çıkarır ve denizkulağı ile derin bağlantısını.התבליט מפרט את ניצחונו הגדול של המלך על גויי הים ומזכיר במפורש את הת'כר.
Gor’lu bir kadın kendini gururla taşır.השפעתו של רבו רבי חסדאי קרשקש עליו גדולה מאוד.
Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır.Градът става важен метропол.
Seninle gurur duyuyoruz!Градът, с който се гордеем!
Willie İskoçyalı bir göçmendir, ülkesiyle oldukça gurur duymaktadır.Гръцката овчарка е много привързана към стопанина си, поради което е много послушна.
Gerçekten de Wolverine filmiyle gurur duydum'' dedi.Наистина ме разочаровахте тази вечер, Бруклин“.
Kendisine saygı duyuyorum ve kendisiyle gurur duyuyorum.Гордее се със себе си и с красотата си.
Hızlı ve Öfkeli'den bu yüzden gurur duyuyorum.Той е дълбоко огорчен и изумен от яростните нападки.
Adem yaptıkları ile gurur duymaktadır.Гордее се с постиженията си.
(Sizi seviyoruz ve gurur duyuyoruz) Rusya: Российский футбол, победа за нами.Топките на съдбата (на руски: Наша Russia.
Fakat, oldukça cesur ve gururludur.Той е много силен и смел.
Babası onunla gurur duyar.Баща му получава затова триумф.
Gururu her şeyden önce geliyor.Бог е начало на всичко.
Türkiye'de bu ortamı yakaladığım için ayrıca çok gururluyum.Освен това има много близки или съпричастни към дейността му СМО в Турция.