giderek ile cümle
giderek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Seyahatine Kutsal Topraklara hacca giderek başladı.Wiosną wypłynął do Ziemi Świętej.
Yani bir nevi zaman içinde geri giderek yanlış ayarları düzeltebilmeye imkân tanıması.Na szczęście szybko znajduje sposób, żeby naprawić swój błąd.
Batory'nin sağlığı hayatının son birkaç yılında giderek kötüleşmişti.Stan zdrowia Calment pogorszył się po jej ostatnich urodzinach.
Semptomlar birkaç gün içerisinde giderek şiddetlenir.Proces termogenezy gwałtownie spada po kilku tygodniach.
Tarım ve hayvancılığın ağırlığı ise giderek azalmaktadır.Natomiast znaczenie rolnictwa stale się zmniejsza.
Aynı zamanda üniversiteye giderek uzmanlaşabiliyorlardı.Automatycznie zostałem również relegowany z uczelni.
O zamandan beri, şirket giderek büyüdü.Od tego czasu kolekcja stopniowo się powiększała.
Genç subaylar savaş içinde giderek deneyim kazandılar.Oficerowie młodsi i starsi aktywnie wykorzystywali zgromadzone doświadczenie bojowe.
Bunun üzerine Ağa Muhammed Han güneye doğru giderek.Stamtąd Val d'Arolla biegnie na południe.
Nüfuzu giderek arttı.Ludzi coraz więcej.
Giderek daha az rastlanmaktadır.Rasa coraz rzadziej spotykana.
Bu bahsettiğim yerleri bundan 37 yıl önce bizzat giderek gördüm.Przeciwko temu ostatniemu protestował przez całe lata trzydzieste.
Gençler giderek daha modern giyinmektedirler.Strój jej jest z pewnością nowoczesny.
Bağlamcı görüşler felsefede giderek popüler bir hale gelmektedir.Zdrowy rozsądek stał się znowu kryterium filozofowania.
1959'da ABD'ye giderek başkan Eisenhower'la görüştü.Złożyła również wizytę prezydentowi Eisenhowerowi w 1955.
1980'lerde, kuruluşuna yönelik siyasi husumet giderek büyüdü nihayetinde 1992 yılında dağıldı.Polityczna niechęć do organizacji narastała, co w efekcie doprowadziło do jej rozwiązania w 1992 r.
Giderek yaşlanıyorum ve şu ana kadar hiçbir Grand Slam turnuvasını kazanamadım.Dotychczas nie zwyciężyła w żadnym turnieju rangi ITF.
Giderek daha da dindarlaşarak keşiş hayatı yaşamaya başladı.Kościuszko coraz częściej także myślał o wyjeździe.
Hatta iyice ileri giderek, kendinin superileri Nereus'lardan daha güzel olduğunu öne sürmüş.Pafos często chwaliła się, że jest ona piękniejsza od samej Afrodyty.
Teknolojik ilerlemeler giderek daha da önemli hale gelmeye başlamıştır.Rozbudowa sieci stawała się sprawą coraz bardziej pilną.
Jacques-Yves Cousteau ünü giderek yükseliyordu.Dwa lata później powstał Świat milczenia Jacques-Yves Cousteau.
Hemen hemen kütlenin tamamının toplandığı merkezin sıcaklığı, etrafındaki diske göre giderek daha da arttı.Centrum, gdzie zgromadziło się najwięcej masy, stawało się coraz cieplejsze.
Sürekli olarak oraya giderek Hitler'in dikkatini çekti.Zawsze wpadał w panikę, gdy był wzywany do Hitlera.
Yerel bir çiftliğe giderek orada bir domuz öldürürler.Po wygnaniu udaje się na wieś i pasie świnie.
Ancak son yıllarda yapılan çalışmalar sayesinde ulaşılan eser sayısı giderek artmaktadır.Podejmowane działania z biegiem lat przybierały coraz większą skalę.
DP meclis grubunda ekonomik gelişmeler nedeniyle huzursuzluk giderek artıyordu.Natomiast społeczność arabska pozostała z rosnącym uczuciem porażki.
O zamandan bu yana bilimadamları giderek daha isabetli hale gelen ölçümler yapışlardır.Od tego czasu drużyna notowała coraz gorsze wyniki.
Kahire'de kitle gösterileri ve şiddet eylemleri giderek sıklaştı.Tymczasem w Kairze w dalszym ciągu trwały zmasowane demonstracje.
Ayrıca subaylar arasında da giderek ciddi bir hoşnutsuzluk baş gösterdi.Między parą policjantów zaczyna się rodzić nieśmiałe uczucie.
Daha sonra grup elemanları isim değişikliğine giderek Stereopony adında karar kıldılar.Później członkowie zespołu zmienili nazwę na Stereophonics.
1990'dan itibaren BTT çalışmalarında AAT'nin önemi giderek artmıştır.W połowie lat 90. pojawił się, trwający do dziś, gwałtowny wzrost zainteresowania badaniami BCI.
Ekmek makinelerının fiyatlarının düşmesinin bir etkisi olarak evde ekmek yapımı giderek yaygınlaşmıştır.Zniknięciu tak znacznych ilości zboża z rynku przypisywano podwyżki cen chleba w tym okresie. "
Tohum ve fidan ticareti de giderek gelişmektedir.Stopniowo rozwija się handel i przemysł.
Asistanlığının bitiminde Leipzig ve Halle’ye giderek bilgi ve birikimini arttırdı.Z biegiem czasu jest coraz bardziej lojalny Finchowi i Resse'owi.
Alman olmayan Baltık devletlerinin giderek güçlenmeleri de etkili oldu.Liczba użytkowników spoza państw niemieckojęzycznych stale rośnie.
KEİ'nin uluslararası kimliği de giderek ağırlık kazanmıştır.Zdecydowanie też zwiększył się udział ŻW w misjach zagranicznych.
Şehrin nüfusu 68.000 olup bu nüfus giderek azalmaktadır.Populacja liczy około 8800 ptaków, ale tendencja jest malejąca.
O zamandan beri yeni yerleşim mahallelerinin sayısı giderek artmıştır.Od tego czasu znaczenie tego ośrodka miejskiego wzrosło.
Coldplay ve U2 arasındaki karşılaştırmalar giderek yaygınlaştı.Jämförelser mellan Coldplay och U2 blev vanligare och vanligare.
1990’lardan beri Çin ve Rusya’da heteroseksüeller arasında giderek bir artış meydana gelmiştir.Antalet har ökat bland heterosexuella i Kina och Ryssland sedan 1990-talet.
Paulo, tuvalete giderek elmasları alır ve iç çamaşırına saklar.Paulo återvänder då till toaletten för att återta diamanterna och gömmer dem i sina underkläder.
1943'te ABD'ye giderek Brown Üniversitesi'nde yüksek mekanik alanında çalışmalar yaptı.1943 reste han till USA för att studera avancerad mekanik vid Brown University.
Nüfus yoğunluğu giderek azalmıştır.Förmågan att fokusera försämras.
Giderek artan bir gerçekçiliğin ortaya çıktığı görülmektedir.Och att det därför är en idé som ständigt tycks återkomma.
Verdiği cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu.Försökspersonen trodde att varje felaktigt svar ledde till att eleven fick kraftiga elektriska stötar.
İlk aşamada Kur’an eğitimi almak için okula giderek okuma yazma öğrenmiştir.I skolan lär vi oss att känna igen till exempel bokstäver.
Teknolojik ilerlemeler giderek daha da önemli hale gelmeye başlamıştır.Även teknikutvecklingen bidrar till det ökande intresset.
Buradan da kuzeye giderek Şanghay yakınlarındaki Hangzhou'ya ulaştı.Därifrån reste han norrut till Hangzhou, inte långt från dagens Shanghai.
Hayranların sayısı giderek artıyordu.Antalet åskådare ökade stadigt.
Yahudi nüfus ise İsrail'in kuruluşundan sonra giderek azalmıştır.Stadens judiska befolkning har till följd av invandring ständigt ökat därefter.
Gençler giderek daha modern giyinmektedirler.Det unga paret får moderna kläder.
Turizm giderek önem kazanmaktadır.Senare blev turismen allt mer betydelsefull.
Daha sonra bu “İyon” adı giderek yayılmaya başladı.Men under tiden blir "Izzy" mer och mer.
Giderek yaşlanıyorum ve şu ana kadar hiçbir Grand Slam turnuvasını kazanamadım.Harada nådde aldrig final i någon av Grand Slam-turneringarna.
Bu durum, senatör aristokrasisinden saygınlığını zorla aldı ve onları giderek daha da kendisine boyun eğdirdi.Senaten blev alltmer oroad över Caesars stora framgångar och motarbetade honom i allt högre grad.
Bara giderek eşinin nerede olduğunu sorar.Hon frågar bartendern var han är.
Jacques-Yves Cousteau ünü giderek yükseliyordu.Som första ordförande valdes Jacques-Yves Cousteau.
Sonra Amerika’ya giderek, başkan Franklin D. Roosevelt’le görüştü.Han besökte också USA:s president Franklin D. Roosevelt.
Kahire'de kitle gösterileri ve şiddet eylemleri giderek sıklaştı.Slumpvisa attacker mot homosexuella ökade i Castro.
Herkes karşılıklı birbirinin evine giderek "Lokma"sını yer.Varje land skulle spela hemma- och bortamöten mot varandra.