Hukuk alanında ise edim borçlu kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimidir.Принципът е, че задължен да извърши изпълнението е длъжникът.
Gölün baraj haline getirmek için DSİ çalışmalara başlamış, fakat göl kuruduğu için sonuca ulaşamamıştır.Научават за него от местните племена, но не стигат до самото езеро.
İki manastır hizmetlisi manastırın dışında erzak getirmek için gelmişlerdir.В тези два pudrideros се допускат само монаси от манастира.
Hydria, çeşmeden su getirmek için kullanılırdı.Баба ми Джамиле отишла до чешмата да напълни вода.
Genellikle, modeli daha doğru hale getirmek için olabildiğince fazla ön bilgi kullanmanız tercih edilir.Obično je poželjno koristiti što više a priori informacija kako bi model bio točniji.
1973'te Chapecó şehrine futbolu geri getirmek amacıyla kuruldu.Chapecoense je osnovan 1973. radi povratka nogometa u grad Chapecó.
Muhtarımız tarafsız olarak görevini yerine getirmektedir.Svoje zadatke mora obavljati neovisno.
Buzuk sonrası esneme hareketleri litosferde yükselme meydana getirmektedir.To će dovesti i do ograničavanja njihove uloge u liturgiji.
Söz konusu eyaletler bugün Pakistan'ı meydana getirmektedir.Od tih teritorija nastala je današnja Libija.
Fakat buradaki asıl amaç papirüsü eritmek değil yazıları okunmaz hale getirmektir.Vi znate, gospodo, da se o zapisniku ne glasa, nego da se samo stavljaju primjedbe na zapisnik.
Yani, pop bağlamında, saf biçimciliği toplum tarafından kabul edilebilir hale getirmektir.Djelo postoji kao folklorno tek u obliku u kojem ga zajednica prihvati.
Muhtarımız tarafsız olarak görevini yerine getirmektedir.Ombudsman vykonáva svoju funkciu celkom nezávisle.
En bütük arzusu son dönem İtalyan mimari akımları ile Moskova Baroğu stillerinin bir araya getirmek idi.Vo svojich stavbách kombinoval posledné trendy talianskeho baroka s tradičným moskovským štýlom.
Oyundaki amaç düşman askerlerini yok etmek ve verilmiş olan görevleri yerine getirmektir.Tieto sa získavajú porazením nepriateľov alebo splnením úloh.
Teşhis yöntemlerini gerektiği kadar standart hale getirmek.Súčiastka sa vyberá tak, aby sa jej normalizovaná hodnota čo najviac priblížila vypočítanej hodnote.
Kılcal damarlar, venöz sisteme kan getirmek için birleşir.Kapilare se združijo in prenesejo kri v venski sistem.
İlerleyen Rus kışı da ayrıca güçlükler getirmektedir.Ruska zima je huda tudi za tiste, ki so ustrezno opremljeni.
Bu bileşik canlı organizma üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir.Povzroča negativen vpliv na ostale organizme.
Buna geviş getirmek denir.To naj bi bil orko.
Kadınlar yalnızca eş ve çocuklarına yemek getirmek için uğrarlardı.Prebivalci mesta so ven poslali svoje žene in otroke, da bi prihranili hrano za vojake.
Siyasi görüşünde sosyal ve ekonomik olarak liberalleşme dile getirmektedir.Zavzemal se je za gospodarsko in politično liberalizacijo oziroma t. i. socializem s človeškim obrazom.
Ama I. Mahmut, onu sadarete getirmek istemekteydi.Ludvik I. ga ukaže obglaviti.
Macarların şafak Tanrıçası Hajnal Anyácska’yı akla getirmektedir.Vzhodna zora Morje Oče naš Prihod Hrvatov ...
Ve çevremde beni popüler bir şişe haline getirmek için pazarlama dolapları dönüyordu.Tone je moral zaradi neprestanega popivanja prodajati dele domačije.
Gerilmeye hazır hale getirmek için bu sefer boylamasına kesilir.Spet je bil izveden natečaj, tokrat za obnovo zgradbe.
Şu anda turizme elverişli hale getirmek için çalışmalar sürmektedir.Danes pa se trudijo za ponovno oživitev zaradi turizma.
En bütük arzusu son dönem İtalyan mimari akımları ile Moskova Baroğu stillerinin bir araya getirmek idi.Jis troško naujausias italų architektūros tradicijas suderinti su maskvietiško baroko stiliumi.
Hikâye, ailesini tekrar bir araya getirmek isteyen bir çocuğu anlatıyor.Filmas pasakoja apie šeimą siekiančią atgauti pagrobtą sūnų.
Bu düzenlemenin nedeni, Mart ekinoksunu 21 Mart tarihine mümkün olduğunca yakın denk getirmektir.Grigaliaus kalendorius siekia, kad pavasario lygiadienis būtų kuo artimesnis kovo 12 dienai.
Söz konusu koşucu, yardım getirmek için Sparta'ya da koşturulmuştu.Todėl Amintas į pagalbą pasikvietė Spartą.
Siyasi görüşünde sosyal ve ekonomik olarak liberalleşme dile getirmektedir.Pasisakė už socialinę ir ekonominę lygybę.
Gürültüyü kontrol etmenin bir yolu, gürültü kaynağını daha sessiz hale getirmektir.Triukšmas atrodo silpnesnis, kai girdintysis gali lokalizuoti triukšmo šaltinį.
Artık İphigeneia, kurban etme görevini yerine getirmek zorundadır.LRTK savo funkcijas atlikti padeda administracija.
Hukuk alanında ise edim borçlu kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimidir.Tokio reikalavimo pagrindu kreditorius turi teisę reikalauti iš skolininko įvykdyti prievolę.
Polis arabası, polisler tarafından resmi görevlerini yerine getirmek amacıyla kullanılan taşıttır.Policijos automobilis yra automobilis, kurį naudoja policijos pajėgos.
Herkül'ün 12 görevinden biri de Hesperidlerin altın elmalarını getirmektir.Tai gali būti susiję su vienu iš 12 Herkulio žygių – obuolių pavogimu iš Hesperidžių sodo.
1973'te Chapecó şehrine futbolu geri getirmek amacıyla kuruldu.Klubi asutati 1973. aastal eesmärgiga taastada Chapecó linnas jalgpallitraditsioone.
Görevi onun bencilce isteklerini yerine getirmektir.Seejuures on tähtis ületada oma egoistlikud instinktid.
Bu sırada Varbel de gelir ve gayet kötü bir haber getirmektedir.Niisugune järjend moodustab bittide jada ja kannab edasi informatsiooni.
Güzelgöz, kütüphaneyi sosyalleşme merkezi olarak köy kahvesine bir seçenek haline getirmek istemektedir.Tarvastu raamatukogu on raamatukogu Viljandi maakonnas Viljandi vallas Tarvastu külas.
Gruplararası İşbirliği: Her iki grup da hedefleri yerine getirmek için işbirliği halinde çalışmalıdır.Koostöö – inimesed soovivad keskenduda mõlema poole huvide maksimeerimisele.
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Näitusekülastaja kohtub uute ja vanade igapäevaste asjadega.
Bu maksatları yerine getirmek için buhar kapanları kullanılır.Nende uste tegemiseks kasutatakse õõnsaid terasetükke.
Kızları ile birlikte ailesini diğer aileler arasında daha güçlü hale getirmek için çabalamıştır.Tema isa töötas aktiivselt selle nimel, et tütar saaks kontakti teiste inimestega.
Tavşanlı'yı bir “numune köy” haline getirmek istiyorlardı.Viljaraagu vilja osana nimetatakse ka viljavarreks.
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Apa yang kita bisa lakukan untuk meningkatkan K-12 pendidikan di Amerika?
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Co możemy zrobić, by poprawić edukację w Ameryce?
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Cosa potremmo fare per migliorare l'educazione elementare e superiore in America al meglio?
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Wat zouden wij kunnen doen om het basisonderwijs in Amerika het beste te verbeteren?
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Какво можем да направим, за да подобрим образованието в Америка?
12 senelik temel eğitimi Amerikada en iyi hale getirmek için ne yapılabilir?Що ми можемо зробити для того, щоб значно покращити початкову та середню освіту в Америці?
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.20 ezernél is több közgazdász, akinek ez az elsődleges feladata, sem képes előre látni, mi fog történni.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.다투어 가며 경제위기를 예측했어야 할 2만명의 경제전문가들도 무슨일이 벌어지고 있는지 전혀 몰랐지요.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.2万人以上のエコノミストたちも 何が起きているのかわかりませんでした グローバリゼーションはますます複雑になり、
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.Ponad 20 tys. ekonomistów, do których zadań to należy, nie widziało, co nadchodzi.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.Yli 20 000 taloustieteilijää, joiden tehtävänä on hoitaa kilpailukykyä, eivät nähneet mitä oli tapahtumassa.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.Над 20 000 икономисти, чиято колективна работа не можа да предвиди какво ще се случи.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.יותר מ- 20,000 כלכלנים, שזה תפקידם, מאוד קשה להתקבל, לא הבינו מה קורה.
20,000'in üzerinde iktisatçı, ki onların işi bu, rekabet girişini getirmek ne olacağını göremedi.أكثر من 20 ألف إقتصادي الذين ينحصر عملهم في ، المنافسة للدخول الى هناك ، لم يستطيعوا معرفة ماذا يحدث .
2030'a kadar robotlar bize bira getirmekle kalmayıp bir de içecekler.¿El 2030? En el 2030, los robots no solo nos servirán Guinness sino que lo beberán.