Karşımıza kim çıkarsa çıksın tesirsiz hale getirmek şarttır.Όποιος στέκεται εμπόδιο στο δρόμο μας, πρέπει να εξαφανιστεί.
Fakat buradaki asıl amaç papirüsü eritmek değil yazıları okunmaz hale getirmektir.Για αυτή τη δωρεά δεν έχουμε άμεσες αναφορές σε έγγραφα αλλά μόνο έμμεσες.
Atina Parlamento Üyesi seçildi, ancak hizmetini yerine getirmek için zamanı yoktu.Εκλέχτηκε βουλευτής Αθηνών, δεν πρόλαβε όμως να εκπληρώσει την υπηρεσία του.
Satō Mançurya'nın statüsünü ve "Rusların getirmek istediği herhangi bir meseleyi" tartışabileceğini söyledi.Satō skulle diskutere Manchuriets status og "ethvert spørgsmål russerne måtte ønske at bringe på banen".
H.P. Lovecraft'tan çok etkilendiğini kendisi de dile getirmektedir.Mange tekster er desuden inspiret af forfatteren H.P. Lovecrafs værker.
Bu kayıtları en iyi şekilde yararlanılabilecek hale getirmek gerekir.Data skal vedligeholdes, hvor det gøres mest effektivt.
Başlangıçta yapmanız gereken en önemli şey görevleri yerine getirmektir.Det afgørende er, om vi har gjort vor pligt.
Aslen avda vurulan kuşları bulup getirmek için kullanılırlar.Hvilket betyder du skal skyde aberne ned.
Fakat bebeğini kendi başına dünyaya getirmek zorunda kaldığını söyler.Der er blevet sagt om hende, at hun beholdt barnet i sig hele livet.
Swan'ın rolü Savaşçıları Coney Adası'na geri getirmektir.I Heimskringla fortæller Snorre om angrebet på Konghelle.
Ritmi geri getirmek için kalp masajı uygulanmaya başlanır.Her giver man hjertet et stød, for at få det tilbage i rytme igen.
Polis arabası, polisler tarafından resmi görevlerini yerine getirmek amacıyla kullanılan taşıttır.En politibil er et køretøj som er speciel tilpasset for politiets gøremål.
Bu kararı yerine getirmek için özel bir komisyon kuruldu.Det ble opprettet en særdomstol for å gjøre dette.
İslam’a göre peygamberlere vahiy getirmek, Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melektir.Johansen så på seg selv som et sendebud fra Herren, og mente at synene han fikk var fra Gud.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Dermed får begivenhetene tale for seg.
Çalışanların yarısını hukukçu ve iktisatçılar meydana getirmektedir.Halvparten av de øvrige medlemmene skal være utdannet jurist.
Birliğe üye olan belediyeler yine birliğin belirlediği dokuz kriteri yerine getirmek zorundadırlar.Klubbens styre har ni medlemmer som forestår foreninges løpende drift.
Ama bu da ülkede durumu daha karmaşık hale getirmekten öteye gitmeyecektir.Med andre ord, gjør det ikke vanskeligere enn det er.
Etrafta gezinen diğer erkekler dişiyi tekrar çiftleşebilir hale getirmek için yavruları öldürebilirler.Kan hundene overleve lenge nok til at Jerry kan komme tilbake og hente dem?
Albüm, eski ve yeni jenerasyon sanatçıları bir araya getirmektedir.Albumet inneholder både gamle og nye julesanger.
Sigorta nedeniyle bazı firmalar asgari ve/veya maksimum yaş sınırı getirmektedir.Untuk alasan asuransi, beberapa perusahaan menetapkan usia sewa minimum dan/atau maksimum.
Satō Mançurya'nın statüsünü ve "Rusların getirmek istediği herhangi bir meseleyi" tartışabileceğini söyledi.Satō bermaksud membicarakan status Manchuria dan "masalah apa saja yang akan diangkat Rusia."
Bunu ilahe Ayıhıt insanlara getirmektedir (ulaştırmaktadır).Hal ini, menurut dia, dibuktikan dengan jiwa manusia yang bersifat kekal (immortal).
Bu ise, çok ince bir planlamayı ve yine de birçok güçlüğü beraberinde getirmekteydi.Melakoni usaha ini juga ada juga yang berhasil dan banyak pula yang bangkrut.
Arazinin çoğu dağlık olup cüzi bir kısmını yaylalar meydana getirmektedir.Kebanyakan tanahnya rendah dengan perbukitan yang condong landai.
Büronun direktörlüğünü Michael J. Sullivan, yardımcı direktörlüğünü Ronnie A. Carter yerine getirmektedir.Saat ini ATF dipimpin oleh Michael J. Sullivan dan wakilnya Ronnie A. Carter.
Başlangıçta yapmanız gereken en önemli şey görevleri yerine getirmektir.Menurutnya, yang penting adalah mengerjakan tugas yang diberikan sebaik-baiknya.
Muhtarımız tarafsız olarak görevini yerine getirmektedir.Mahkamah ini melakukan tugasnya secara independen.
Görünmez olabilme yetenekleri, onları iyice tehlikeli bir hale getirmektedir.Karena sifatnya yang tak terduga, membuatnya sangat berbahaya bagi manusia.
Sonra da Midia ikizlerin annesin getirmek bahanesi ile oradan ayrılır.Akibatnya, pemerintah akan menyediakan pertolongan untuk ibu kembar tiga.
Göç birçok sorunu da beraberinde getirmektedir."Kedewasaan membawa banyak hal.
Bunun aksine Anatman (Sanskritçe) ya da Anatta (Pali dilinde) hakkında görüşlerini dile getirmekteydi.Al-Din (Semit) berarti undang-undang atau hukum.
Çok işlemcili sistemler bu sorunu daha da beter hale getirmektedir.Tiga lembaga penilaian terbesar turut memperburuk masalah ini.
Tabi bu tarz bir yaklaşım, aynı zamanda büyük eleştirileri de getirmektedir.Namun, gaya ini juga menuai kritik.
Buna örnek ise, metin tabanlı kelime işlemcisini güncelleştirerek resimleri gösterebilir hale getirmektir.Contohnya, tidak dapat menyebutkan kata "meja" untuk gambar meja yang ditunjukkan.
Bu emri yerine getirmek için her türlü silahı kullanmak zorundadırlar.Peraturan khusus yang dibuat untuk setiap senjata mesti diikuti.
İnkârcılar, elçileri, kendilerine uğursuzluk getirmekle suçladılar.Demikianlah Allah telah melindungi rasul-Nya dari perbuatan jahat hamba-hamba-Nya yang kafir.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Dan anda dapat memulai percakapan.
Geleneksel olarak, düğün pastası tüm konuklara ve çifte iyi şanslar getirmek için yapılmıştır.Theo truyền thống, bánh cưới mang may mắn cho toàn bộ khách khứa tham dự và cặp đôi cô dâu chú rể.
H.P. Lovecraft'tan çok etkilendiğini kendisi de dile getirmektedir.Nó lấy cảm hứng từ Cthulhu Mythos của H. P. Lovecraft.
Strabo da her iki tezi dile getirmektedir.Stubb nói cả hai ngôn ngữ ở nhà.
Mısırlı ebeler, bu emri yerine getirmekten korkarlar.Ở Ai Cập cổ đại, người ta dùng từ Ḥaty-a để chỉ chức danh này.
Kadınlar yalnızca eş ve çocuklarına yemek getirmek için uğrarlardı.Thốc Phát Nục Đàn đã cho đưa vợ và các con trai của ông đến chỗ ông.
Antlaşma ayrıca Bulgaristan ordusunun 20 bin kişiyi aşamayacağı hükmü getirmektedir.Bulgaria đồng thời phải cắt giảm lực lượng vũ trang xuống còn không quá 20000 người.
Toplam kalite yönetimi bir sorumluluk anlayışını da beraberinde getirmektedir.Hội đồng nảy do Hương cả phụ trách chung.
Babası vefat eden Oğuz onun ölmeden önceki son arzusunu yerine getirmek istemektedir.Cha anh đã muốn anh được sinh ra ở đó vì những lý do tốt đẹp sau cái chết sớm của người anh trai.
O halde, konuşmak meydana getirmektir.Điều đó khiến Anh phải can thiệp.
İnkârcılar, elçileri, kendilerine uğursuzluk getirmekle suçladılar.影の使者に襲われた者も影の使者になってしまうという。
Yeryüzündeki doğal karbonun yaklaşık 1.1%'ini meydana getirmektedir.地球上の全炭素の約1.1%を占める。
Malaki bunun ardından hemen halkın sadık olmadığını dile getirmektedir.その軽い人柄故か、庵に話(主に警察官であること等)をまったく信じてもらえずにいた。
Ritmi geri getirmek için kalp masajı uygulanmaya başlanır.義太夫のリズムを動きにいかす心が大切です。
(Örneğin: Getirmek= Getümek, Getirdim= Getüdüm; Götürmek= Götümek, Götürdüm= Götüdüm).依頼:「~らっせ」「~さっせ」「~(して)くろ・~(して)くれろ」がある。
Bu kararı yerine getirmek için özel bir komisyon kuruldu.これを解決するため、再び公会議が行われた。
Belirli bir ortamda (örneğin ofis) insanları bir araya getirmek ve bağlamak için eşanlamlıdır.仲人(なこうど)は、日本において、人同士の間に入り、人間関係を仲立ちする役割の人。
Sonrakine hazırlama (SH): Nesneyi bir sonraki işleme hazır hale getirmek, konumlandırmak, yönlendirmek.先行(せんこう)とは、他に先んじること、先を行くこと、先に行うこと。
Bileşeni arızaya-dayanıklı hale getirmek ne kadar maliyetli?構造化の度合い モジュール分割の大きさは適切か?
Bu oran, açık arayla en yüksek sayıyı meydana getirmektedir.これに大(great)をつけることで固有名詞としたものである。
Farkındalık yaratmak ve toplum hizmetinde sosyal görevi yerine getirmek için Yönetişim Merkezi.治理センターは意識を高め、社会サービスの中で社会役割を実行します。
Bu ateşkes anlaşması İngiltere için çok ağır şartlar getirmekte idi.この鉄道建設は、イギリスに大きな衝撃を与えた。
Toplam kalite yönetimi bir sorumluluk anlayışını da beraberinde getirmektedir.頼場も失意を抱えながら責任をもって指揮を退任する。