Aralarındaki gerginlik artık sona ermiştir.На цьому ворожнеча між ними і закінчилася.
Stresi ve gerginliği azaltır.Процес розжовування знижує стрес i напруження.
Persler ve Yunanlar arasındaki gerginliklerden de söz etmiştir.Розпочався розбрат між юдеями та греками.
Eskişehir'de gerginlik ve yer yer polis müdahaleleri gerçekleşti.У різанині й грабежах брали активну участь поліція і аскери.
Bazı gergin diyaloglardan sonra çatışma başlar.Після обрання хранителів починаються декілька тактів обговорень.
20 Aralık akşamı dönüşüyle, durum daha da gerginleşmişti.Після 20 грудня все стало різко мінятися.
İsrail ve Hamas arasındaki gerginliği artıran birçok unsur vardı.Ескалація напруги між Ізраїлем і Єгиптом тривала.
Bu gerginliğin içinde birbirlerini vurup öldürürler.Під час бою з нею вони через суперечку вбивають один одного.
Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.Партії були дуже напружені.
Çok gerginim.Я сильно нервую.
Tom, aşırı gergin görünüyor.Том виглядає надзвичайно знервованим.
Tom çok gergin, değil mi?Том дуже напружений, чи не так?
Ben bütün sabah gerginim.Я цілий ранок напружений.
Bağdat'ta bekleyiş gergin ve zor geçti.Čekání v Bagdádu bylo velmi obtížným obdobím.
Bu gerginlik Gürcü milliyetçiler ve onların politik bağlantıları ile İskender’in arasını açmıştır.Obyvatelstvo bylo vývojem a napjatými vztahy s Ruskem šokováno.
1960’ların sonunda, Filistinliler ve Ürdün hükümeti arasında gerginlik arttı.Ke konci 60. let došlo ke značnému nárůstu napětí mezi palestinskými Araby a jordánskou vládou.
Bir yıl sonra, toplumdaki gerginlikler azalmıştır.V roce 2000 pokračoval mírně klesající trend úbytku obyvatelstva.
Filmdeki gergin olaylar Karabağ'da geçer.Ve filmu je zpracována Bitva u Poltavy.
Salma mutlaka iple, mümkünse gergin bir lastikle bağlanmalıdır.Pokud je kapalina zakalená, bude zataženo s možností srážek.
Ve bu sihir son derecede gergin, korkutucu bir sihirdi." açıklamasında bulunmuştur.Și, Dumnezeule, ce poezie adâncă și puternică descoperă el aici!"
Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.Situatia a fost foarte tensionata.
Bu tur sırasında müzisyenler ve grup yönetimi arasında gerginlik oluştu.O altă preocupare a sa a fost relația dintre muzician și public.
Albümlerin piyasa çıktığı dönemde ise Rose'un diğer grup üyeleri ile ilişkileri giderek gerginleşmeye başlar.Totuși, în momentul lansării, relațiile lui Rose cu colegii de trupă au devenit tensionate.
İki Dünya savaşı arası dönemde, Finlandiya ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler gergindi.Relațiile dintre Finlanda și Uniunea Sovietică au fost însă tensionate.
Lee ise bu olayın grup içerisinde yaşanan gerginliklerin bir sonucu olduğunu belirtti.Apoi, Lee a afirmat ca Ben a plecat din cauza tensiunii create în formație..
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Amikor ideges lett, vagy nagy nyomás nehezedett rá, tünetei csak romlottak.
Ama sonra aralarındaki gerginlik düzelir.Azután oldódik köztük a feszültség.
P2 ve P7 ayağının tepesinde de elektrikle çalışan gerginlik ölçen cihazlar bulunur.A P2 és P7 pillérek tágulását teljes hosszúságukon elektromosan működő extenzométerek ellenőrzik.
Kendi aralarında gerginlikler de yaşadıkları olur.Lehetnek köztünk feszültségek.
Bunu evliliklerindeki önemli gerginlikler takip etti.Ez az ideges állapot nagy gyűlöletet érlelt az internáltakban.
1955 yılı sonbaharında, şehirdeki gerginlik ve huzursuzluk iyice artmıştı.Az egyre emelkedő adók miatt már 1955 őszén elégedetlenségi hullám futott végig a város munkavállalói között.
Bu dönemde yönetim ile toplum arasındaki ilişkiler oldukça gergin geçiyordu.A király és az országgyűlés között gyakran feszült volt a viszony.
Ortaya çıkan gerginlik sonucu grup dağılır.Az egyenletek függőleges feszültség hatására kialakuló diszlokációt írnak le.
Seçimlerden sonra, siyasal ortamdaki gerginlik artarak devam etti.A választás után mégis feszült légkör ülte meg a várost.
İlişkileri hep gergin olarak devam etti.Heidän väliset suhteensa pysyivät kireinä.
Üyeler "Creep" başarısı, ve sonraki albüm üzerindeki beklentiler yüzünden gergindi.Paineet olivat kovat, koska ”Creepin” suosion takia albumilta odotettiin paljon.
Bunu evliliklerindeki önemli gerginlikler takip etti.Hänen tiedetään kärsineen vaikeista masennusoireista avioliiton kariuduttua.
Sömürge hükümeti tehcir yoluyla Çin göçünü kısıtlamaya çalışınca gerginlik arttı.Jännitteet kasvoivat kun siirtomaahallitus yritti rajoittaa kiinalaisten muuttoa karkotuksilla.
Her iki grup ve polis arasında gerginlik uzun süre devam etti.Kapinan seurauksena kalajokilaisten ja poliisiviranomaisten välit pysyivät pitkään jännittyneinä.
Çiftin arasındaki gerginlikten ötürü James, Kristen'e bir paket sigara almak için evden ayrılır.James lähtee tämän jälkeen hakemaan tupakkaa Kristenille kaupasta.
Soğuk Savaş´in gerginliği bu olayla daha da arttı.Kylmän sodan jännitteet olivat kiristymässä.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Sopimuksen tavoitteena oli lieventää maiden välisiä jännitteitä.
Bu iki takım arasındaki maçlar gergin geçmekte, ancak sertlik yaşanmamaktadır.Kilpailutilanne johti pelaajien kesken välillä sanaharkkoihin muttei pahempaan.
Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü.Kiertue jatkui myös vaalien jälkeen.
Bu olay üzerine, iki ülke arasındaki gergin olan ilişkiler daha da gerildi.Välikohtaus kuitenkin lisäsi edelleen suurvaltojen välisiä jännitteitä.
Sinirlendiğinde veya gergin olduğunda rahatsızlığının emareleri kötüleşiyordu.Αντίθετα, όταν ήταν νευριασμένος ή αγχωμένος τα συμπτώματα αδυναμίας του πολλαπλασιάζονταν.
Hava gerginleşir ve birbirlerine girerler.Αυτά τα ινίδια αλληλεπιδρούν και προσκολλούνται το ένα στο άλλο.
Stresi ve gerginliği azaltır.Το ψυχικό stress και το άγχος.
Aramalar uzadıkça taraflar arasında gerginlikler de artmaktadır.Σε κάθε επεισόδιο οι εντάσεις είναι όλο και περισσότερες.
İki takımın taraftarları arasında gerginlik bulunmaktadır.Υπήρχαν εντάσεις μεταξύ των δύο συνιστωσών.
Bir yıl sonra, toplumdaki gerginlikler azalmıştır.Efter krigen oplevede man en årrække nedgang i befolkningstallet.
İki Dünya savaşı arası dönemde, Finlandiya ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler gergindi.Forholdet mellem Sovjetunionen og Finland havde været anspændt.
Hatlar gergin, şekiller güçlüdür.Tænderne er kegleformede og biddet er kraftfuldt.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Den næste tid var præget af uro.
Batı ve İtalya ile Bizans arasındaki ilişkiler gerginleşmeye devam etti.Forholdet mellem London og Oslo blev med tiden dårligere.
Toplantı çok gergin ortamda, tartışmalarla geçti.Diskussionerne blev ført i en ophidset stemning.
Ancak uluslararası gerginlikler artmaya devam edince RAN modernize edilerek genişletilmeye başlandı.Tankerne om en genoprettelse af internationalen begyndte at modnes.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Det var et tiltag som medvirkede til at sænke spændingen mellem landene.
Bu olay üzerine, iki ülke arasındaki gergin olan ilişkiler daha da gerildi.På dette tidspunkt havde den Mexicanske revolution skabt voksende spænding mellem de to lande.
Üyeler "Creep" başarısı, ve sonraki albüm üzerindeki beklentiler yüzünden gergindi.Kesi og "Helwa", som ventes at være på det kommende album.