Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.Você sentia no ar uma tensão muito grande.
Bu zaman zaman Tuğçe ve Cem arasında gerginliğe yol açmaktadır.Pode amplificar tensão e corrente, até centenas de vezes.
Bir yıl sonra, toplumdaki gerginlikler azalmıştır.Um ano depois do ocorrido, as tensões já diminuíram.
Persler ve Yunanlar arasındaki gerginliklerden de söz etmiştir.Também é encontrado entre os fenícios e gregos.
İsrail’in Filistinliler ile olan gerginliği ise sürmektedir.Sua orientação teria causado a vitória de Israel sobre os filisteus.
Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü.Durante os meses que precederam as eleições, houve muita tensão.
Çok sinirli ve gergindir.É muito ciumenta e ansiosa.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Este anúncio causou a renovação das tensões entre os dois países.
Bu zaman zaman Tuğçe ve Cem arasında gerginliğe yol açmaktadır.Er ontstaat steeds meer jaloezie en spanningen tussen de drie.
Bu değişim sırasında yaşanan gerginlik, Yedi Yıl Savaşı olarak patladı.Hij was immens geschokt over hoe de wereld veranderd was tijdens die zeven jaren van opsluiting.
Hatlar gergin, şekiller güçlüdür.De vormen zijn eenvoudig en de lijnen strak.
Aralarındaki gerginlik artık sona ermiştir.Zo eindigde de vete tussen hen.
Hava gerginleşir ve birbirlerine girerler.De schubben zijn glanzend en overlappen elkaar.
İki Dünya savaşı arası dönemde, Finlandiya ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler gergindi.Tijdens zijn laatste periode als premier traden er spanningen op tussen Finland en de Sovjet-Unie.
Gerginlik tırmanmış ve çatışmalar şiddetlenmiştir.De spanningen bouwden op, het conflict bleef escaleren.
Bu dönemde yönetim ile toplum arasındaki ilişkiler oldukça gergin geçiyordu.De verhouding tussen de Republiek en Engeland was tijdens deze periode problematisch.
Bunu evliliklerindeki önemli gerginlikler takip etti.Dit voorval zorgt voor heel wat wrijvingen binnen hun huwelijk.
Bu olay, Lucas ve Haley'nin arasındaki arkadaşlıkta bazı gerginliklere neden olur.Ze beginnen een relatie, ondanks dat dit een negatief effect heeft op de vriendschap tussen Lucas en Haley.
Uyku bozukluğu, gerginlik gibi depresif sorunların giderilmesine katkı sağlar.Onthouding van slaap is echter ook toegepast als behandeling van depressies.
Genellikle bir kazanım veya yitirim söz konusu olan gergin durumlarda ortaya çıkarlar.Regelmatig eindigden uitvallen in schermutselingen of in hevige gevechten.
28 Kasım - Kıbrıs'ta gerginlik yeniden arttı.Vanaf eind september 1928 ontstonden wederom spanningen.
2011 sonlarından itibaren iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşti.Eind augustus 2004 kwam het tot een confrontatie als gevolg van twee gebeurtenissen.
Stresi ve gerginliği azaltır.Angsten, stress en dergelijke verminderen dan.
"Muamba'da gergin bekleyiş devam ediyor".'Moeilijke tijd helpt Nkoyi nu vooruit'.
1862 yılında politik durumların gerginliği sebebiyle askıya alınmıştır.Hij moest in 1864 aftreden door de politieke instabiliteit.
Tüm geceyi son derece gergin bir halde geçirdiler.De hele week werd geplaagd door hevige regenval.
Bu cevap iki ülke arasında gerginliğe yol açmıştır.Het asiel leidt tot spanningen tussen beide landen.
Bu vuruşta kol gergin bir şekilde geriye çekilir.Bij deze draai wordt het roer hard overgebracht.
Gergin görünüyorsun.Je ziet er gespannen uit.
Neden bu kadar gerginsin?Waarom ben je zo zenuwachtig?
Gergin misin?Ben je zenuwachtig?
Sence gergin mi?Vind je haar nerveus?
20 Aralık akşamı dönüşüyle, durum daha da gerginleşmişti.Do czasu jego powrotu, 20 grudnia 1989 roku, sytuacja stała się jeszcze bardziej napięta.
Bu doktrin sadece Doğu Bloğu ile değil, aynı zamanda Asya'daki komünist devletlerle de gerginliği arttırdı.Doktryna zwiększyła napięcie nie tylko w bloku wschodnim ale także pośród azjatyckich państw socjalistycznych.
Bir süre gerginlik yaşanmıştır.Czy czuliśmy jakąś presję?
Ama ben doğuştan çok olağandışı derecede hassas ve gerginim.Lecz z natury jestem wrażliwy... nerwowy w bardzo nietypowym stopniu.
20 Aralık akşamı Ceauşescu'nun dönüşüne rağmen durum daha da gerginleşti.20 grudnia Ceaușescu wrócił do kraju, by stwierdzić że sytuacja znacznie się pogorszyła.
Çekimler, Coppola ile Paramount Pictures arasındaki gerginlikle başladı.W czasie kręcenia filmu narastał spór pomiędzy wytwórnią Paramount Pictures a Coppolą.
Olayları savaşa götüren son gerginlik 1918'in Ocak ayının ilk günlerinde başladı.Do ostatecznej eskalacji wojny doszło na początku stycznia 1918 roku.
Bu arada İstanbul'daki durum da son derece gergindir.Mimo to sytuacja w Danii nadal była napięta.
Boykot 382 gün sürdü ve durum o kadar gerginleşti ki King'in evi bombalandı.Trwał on 382 dni, a przewodził mu King.
Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi.Teren znajdował się w depresji.
İsrail ve Hamas arasındaki gerginliği artıran birçok unsur vardı.Napięcia narastały między Izraelem i Syrią.
Azerbaycan ve Ermenistan'ın 1918'de bağımsızlık ilan etmesi durumu daha da gerginleştirdi.1918 – Armenia i Azerbejdżan proklamowały niepodległość.
Dış tentenin gergi ipleri de gergin tutulur ama, belirli bir esneme sağlamalıdır.Jądro zewnętrzne powoduje silne ugięcie fali, ale może się ona w nim rozchodzić.
La Rochelle Kuşatması Fransa'da Katolikler ile Protestanlar arasındaki gerginliğin doruk noktası olmuştur.Upadek La Rochelle było głównym ciosem wymierzonym w protestantów.
Siyasî gerginlik, 1973'te Vali Sir Richard Sharples'in öldürülmesiyle doruğa çıktı.W 1973 zajął miejsce zamordowanego sir Richarda Sharplesa na stanowisku gubernatora generalnego Bermudów.
Bu gerginliğin en büyük nedenlerinden biri, İngiliz yönetiminin Yahudi göçmenlere olan tavrıydı.Zła sytuacja materialna była jedną z najważniejszych przyczyn migracji Żydów greckich do USA.
Ancak Çin'le olan ilişkiler gerginliğini korudu.Napięte pozostawały jedynie stosunki z Kamerunem.
Stresi ve gerginliği azaltır.W chwilach stresu i napięcia unikają ludzi.
Ancak, Margaret Thatcher iktidarı döneminde biraz gergin ilişkileri bulunmaktaydı.Margaret Thatcher, däremot, vann en storseger på grund av sitt resoluta ingripande.
1980'lerin başında parti-ordu ilişkileri silahlı kuvvetlere kaynak ayrımı konusu nedeniyle gerginleşmiştir.I slutet av 1980-talet växte motståndet mot honom från flera olika väpnade grupper.
Ortaya çıkan gerginlik sonucu grup dağılır.Alla noterar spänningen som sänker sig.
Persler ve Yunanlar arasındaki gerginliklerden de söz etmiştir.Den berättar om krig mellan ostrogoter och hunner.
Eskişehir'de gerginlik ve yer yer polis müdahaleleri gerçekleşti.Cypern: Demonstrationer och sammanstötningar med polis ägde även rum i Cypern.
Balo gecesinde Carrie gergin ve utangaç davranmaya başlar fakat Tommy onu rahatlatır.На випускному вечорі, Керрі нервує і соромиться, але Томмі люб'язно заспокоює її.
Sezonun gerisi de gergin geçti.Проте, решта сезону була досить напруженою.
Hava gerginleşir ve birbirlerine girerler.Уламки зближуються і заходять один на інший.
Bu gerginlik dönemine Soğuk Savaş adı verilmektedir.Цей час отримав назву "Холодна війна".
Dizginler ne gevşek ne de gergin olmalıdır.Для бездоріжжя занадто слизькі і неміцні.