Bu arada Rourke, 1986'nın başlarında eroin kullandığı gerekçesiyle gruptan atılır.Rourke a fost dat afară la începutul lui 1986 datorită dependenței sale de heroină.
Gerekçeleri ise küçük bir çocuğa kim inansın dır.El le-a răspuns: "Din cauza puținei voastre credințe.
Poe şiiri Sartain's Union Magazine'e gönderdi ancak şiir çok yopun olduğu gerekçesiyle reddedildi.Poe a trimis poemul apoi revistei Sartain's Union Magazine, care l-a refuzat pe motiv că este prea stufos.
24 Eylül 2014 yılında Rose, boşanacakları ile ilgili bir açıklamada bulundu, gerekçesi 'şiddetli geçimsizlik'.Pe 24 septembrie 2014, s-a anunțat că Rose va divorța pe motiv de "diferențe ireconciliabile".
Avrupa'daki Yahudilere yönelik önyargının temel gerekçesi din kökenliydi.Motivul principal al prejudecăților împotriva evreilor în Europa a fost religios.
Le Commerce'ün editörüne, öyküyü La Quotidienne'den alıntıladığı gerekçesiyle dava açıldı.Editorul revistei Le Commerce a fost acuzat de a fi plagiat povestirea din La Quotidienne.
Mahkeme bu gerekçeyle davanın düşmesine karar verdi.Hotărârea a închis posibilitățile de recurs în acest caz.
Bu saldırının hiçbir gerekçesi olamaz."Violența nu ajută niciunul din aceste scopuri.”
Beraat kararı Yargıtay tarafından "eksik soruşturma" gerekçesi ile bozuldu.S-a pronunțat decizia de a se judeca cu ușile închise „întârziat”.
Gerekçesini de şöyle dile getirdi: ^Ca urmare el a menționat că: „...
Askerliğini sekiz gün eksik yaptığı gerekçesiyle 2,5 aylık hapis cezasına çarptırıldı.A executat doi ani și opt luni din pedeapsa de cinci ani de închisoare pentru abuz în serviciu.
Üçüncü gerekçe sağlıkla ilgilidir.Al treilea principiu este credibilitatea.
Üvey annemle hiç tartışmadım veya o bana gerekçeler vermedi.Nu m-am certat niciodată cu mama mea vitregă, și nici ea nu mi-a dat motive.
Yine 21 Eylül'deki Atlanta konserini benzer gerekçelerle rafa kaldırdı.További egészségügyi okokra hivatkozva szeptember 21-i atlantai koncertjét is lemondta.
10 Ekim'de Nemeth, WWE'nin Wellness Programı politikasını ihlal ettiği gerekçesiyle 30 gün askıya aldı.Október 10-én felfüggesztették 30 napra a "WWE Wellness Program" megsértése miatt.
Bu arada Rourke, 1986'nın başlarında eroin kullandığı gerekçesiyle gruptan atılır.Közben 1986 elején Rourke-nak kábítószer használat miatt kiadták az útját.
Fırat, sağlık durumunu gerekçe göstererek 8 Kasım 2008 tarihinde istifa etti.2008. január 7-én fia egészségi állapotának súlyosbodása miatt kénytelen volt lemondani.
Bir müddet sonra polisler, komşulardan şikayet olduğu gerekçesiyle eve gelir.Sietve átrohan a szomszéd házhoz, hogy panaszkodjon.
Tanrı’ya küfretme gerekçesiyle sekiz defa hapis cezası almıştır.Régebben 8. bűnként a hazugságot is említették.
Üçüncü gerekçe sağlıkla ilgilidir.A harmadik tényező a mentális alkalmasság.
Bunlar gerekçe gösterilmiş.Erre bizonyíték pl.
10 Mart - Amerika Birleşik Devletleri, terörizme destek olduğu gerekçesiyle Libya'ya petrol ambargosu koydu.10. maaliskuuta – Yhdysvallat asetti Libyan öljyn kauppasaartoon syyttäen sitä terrorismin tukemisesta.
Kasetlerin içeriğinde Hannah, hayatına son vermesinin on üç gerekçesini anlatmaktadır.Kaseteilla Hannah kertoo kolmetoista syytä miksi hän riisti oman henkensä.
23 Nisan 1992 tarihinde, Saw Maung beklenmedik bir şekilde sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa etti.23. huhtikuuta 1992 Saw Maung yllättäen erosi terveydellisiin syihin vedoten.
Gerekçe olarak da sağlık problemleri gösterildi.Syyksi ilmoitettiin terveydelliset syyt.
Bunun bir gerekçesi olmalıdır.Tällä ajatuksella täytyy olla syy.
421 yılında Pulcheria'nın etkisiyle Theodosius Hristiyanlara zulmettikleri gerekçesiyle Perslere savaş açtı.Vuonna 421 Pulcheria sai veljensä hyökkäämään Persiaa vastaan, koska persialaiset vainosivat kristittyjä.
Evvela müstear kısaltılmıştı, bunu niçin ve hangi gerekçe ile yapmış olabilirdi?Kuka antoi käskyn kaivaa ja miksi?
16 Eylül 2013 tarihinde verilen kararla doping yaptığı gerekçesiyle 9 ay ceza aldı.Hän sai 11. syyskuuta 2003 yhdeksän kuukauden vankeustuomion kannabiksen hallussapidosta.
Gerekçe olarak, bazı çalışanların casusluk yaptıkları gösterilir.Mutta tämän myötä ilmenee, että joku keskuksen työntekijöistä on vakooja.
Gerekçeli kararını ise Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’ye dayandırdı.Tämän katsottiin olevan YK:n naisten syrjinnän poistamista koskevan yleissopimuksen vastaista.
2015 yılında tertiplenemiyor oluşunun gerekçesi olarak yaşanan terör olayları gösterilmiştir.Vuoden 2015 seurantaraportissa olojen todettiin parantuneen.
1890'larda Rus milliyetçilerin Finlandiya topraklarında Ruslaştırma için birçok gerekçeleri vardı.Vuodesta 1883 lähtien monet venäläislehdet alkoivat kritisoida Suomen erityisasemaa.
Gerekçesi de çok pahalı olması ve kraliyet deniz kuvvetlerinin paraya ihtiyacı olmasıydı.Tervakauppa oli tuottoisaa, ja suurvallaksi pyrkivän Ruotsin laivasto tarvitsi paljon tervaa.
16 Temmuz 1979'da, Bekr'in sağlık gerekçeleriyle istifası üzerine onun yerine geçti.16. heinäkuuta 1979 65-vuotias al-Bakr jätti presidentinviran terveyssyistä Saddamille.
Buna cevaben Warner da Maverick'in kendisine onlarca dolar kaybettirdiğini gerekçe göstererek karşı dava açtı.Σε αντάλλαγμα, η Warner ισχυρίστηκε ότι η Maverick είχε χάσει δεκάδες εκατομμύρια δολάρια από μόνη της.
Fakat Kepler daha sonra bu formülü kesin olmaması gerekçesiyle reddetti.Παρόλα αυτά, ο Κέπλερ αργότερα απέρριψε αυτόν τον τύπο επειδή δεν ήταν αρκετά ακριβής.
Aziz Nesin hiçbir gerekçe olmaksızın 9 ay cezaevinde yattı.Ο ιδρυτής του τιμωρήθηκε με φυλάκιση 9 μηνών.
Kurtuluş Savaşı'nın gerekçesi, amacı ve yöntemi belirlenmiştir.Αρχή της αναλογικότητας σκοπού και μέσου.
Hilekar şehir (6:9-16): Şehir, ticarette dürüst olmadığı gerekçesiyle azarlanmaktadır.Η αγία πόλη ως τόπος ανομίας (στ΄ 9-16): Η πόλη επιπλήττεται για τις ανήθικες εμπορικές πρακτικές της.
Ancak hazırlandıktan sonra, çok karanlık ve epik oldukları gerekçesiyle geri çevrildi.Σύντομα όμως τους διέψευσε, γιατί αποδείχθηκε υπερβολικά ισχυρογνώμων και φιλόδοξος.
Film birçok ülkede pornografik olduğu gerekçesi ile yasaklanmıştı.Η διανομή της ταινίας απαγορεύτηκε σε αρκετές χώρες.
Amerika Birleşik Devletleri tarafından 11 Eylül saldırıları gerekçesi ile yapılmıştır.Θεωρούσε αμερικανική προβοκάτσια τις επιθέσεις της 11ης Σεπτεμβρίου 2001.
Yani paylaşımın gerekçelere göre yapılması ve şeffaf olunmasını ifade eder.Παρατηρούμε ότι δεδομένου των συναρτήσεων ημίτονο και συνημίτονο.
Bu karşı teklif ABD tarafından yetersiz olduğu gerekçesiyle hemen reddedildi.Dette tilbud blev øjeblikkelig afslået af USA som utilstrækkeligt.
Kasetlerin içeriğinde Hannah, hayatına son vermesinin on üç gerekçesini anlatmaktadır.I disse bånd forklarer Hannah de 13 grunde til at hun dræbte sig selv.
Fakat Kepler daha sonra bu formülü kesin olmaması gerekçesiyle reddetti.Kepler afviste dog senere denne formel, fordi den ikke var præcis nok.
Ekim 1952 yılında bozulan sağlığı gerekçesiyle serbest bırakıldı.I oktober 1952 blev Kesselring løsladt fra fængslet på grund af dårligt helbred.
1963 - Martin Luther King, Alabama'da sivil haklar yürüyüşüne öncülük ettiği gerekçesiyle tutuklandı.1965 - Martin Luther King begynder borgerretsmarchen i Alabama.
"Dershaneleri kapatma gerekçeleri inandırıcı değil".Et forbud mod at offentliggøre optagelsesceremonier er utænkeligt idag."
E 1948'de 42 km. dar hat Bursa-Mudanya Demiryolu ekonomik olmadığı gerekçesiyle kapatıldı.Men allerede i 1934 blev den fjerde linje til Lyskborg igen lukket på grund af manglende rentabilitet.
Bunun bir gerekçesi olmalıdır.Dette giver en point.
Ayrıca devlet yetkilileri güvenlik gerekçesiyle projeyi geçici olarak durdurmuştur.Statlige tjenestemenn stanset også midlertidig prosjektet på grunn av sikkerhetshensyn.
Gloria Macapagal Arroyo, 18 Kasım 2011 tarihinde, seçimlerde hile yapıldığı gerekçesiyle tutuklandı.Gloria Macapagal-Arroyo ble arrestert for valgfusk i november 2011.
1963 - Martin Luther King, Alabama'da sivil haklar yürüyüşüne öncülük ettiği gerekçesiyle tutuklandı.1965 – Martin Luther King begynner borgerrettsmarsjen i Alabama.
Üçüncü gerekçe sağlıkla ilgilidir.Den tredje årsaken var spørsmålet om ære.
Bu saldırının hiçbir gerekçesi olamaz."Disse spørsmålene kan ikke stå ubesvarte».
Mahkeme bu gerekçeyle davanın düşmesine karar verdi.Med dette unngikk de at saken havnet i retten.
Askeri açıdan savunulamaz olduğu gerekçesiyle Trajan'ın Mezopotamya'daki fetihlerinden feragât etti.Han overga Trajans erobringer i Mesopotamia, som han mente var umulig å forsvare.
Kohlberg'in teorisine göre katılımcının gerekçesi önemlidir.En del forskning støtter Kohlbergs teorier.