gelişmek ile cümle

gelişmek kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
8
HARF
3
HECE
11
ORT. KELİME
Son zamanlarda ildeki turizm sektörü de gelişmektedir.V zadnjem času se je pričel razvijati tudi turizem.
Tohum ve fidan ticareti de giderek gelişmektedir.Tudi v marketingu je Vine vedno bolj v uporabi.
Arıcılık bölgede yavaş yavaş gelişmektedir.V gorati regiji napredujejo počasneje.
'Bagan Arkeoloji Bölgesi' ülkenin yeni gelişmekte bulunan turizm sektörünün temel hattını oluşturmaktadır.Arheološko območje Bagana je glavna privlačnost nastajajočega turizma v državi.
Temel olarak gelişmekte olan ülkelerde görülür.Onesnaževanje, ki se zgodi predvsem v razvijajočih se držav.
Siyasi kültür, zaman istemekle birlikte gelişmektedir.Kulturno društvo Leše skozi čas.
Bu büyüme, sadece gelişmekte olan bölgelerde değil, batı milletlerinde de görülmüştür.Vendar pa se je ta rast pojavila na obrobju in ne v samem mestu.
1997 yılına kadar Asya, gelişmekte olan ülkelere akan sermayenin neredeyse yarısına yakınını çekmekteydi.Iki 1997 metų Azija pritraukė kone pusę kapitalo srautų į besivystančias šalis.
2007'den beride seracılık hızla gelişmektedir.Jumpstyle populiarumas išaugo 2007 metais.
Şu anda yeni yapılan inşaatlar ile gelişmektedir.Pritaikant jau esamus statinius.
Son yıllarda meyvecilik hızlı bir şekilde gelişmektedir.Vaisiakūnis geromis sąlygomis greitai auga.
Şehirde iç turizm gelişmektedir.Mieste išvystytas turizmas.
Bu ölümlerin %90'ı gelişmekte olan ülkelerde gerçekleşti.Üle 90% neist surmajuhtumitest esineb arengumaades.
Oyun gelişmekte olduğu için bu sayı her an değişebilir.See järjekord võib iga kell muutuda sõltuvalt mängusituatsiooni muutumisest.
Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde sıklığı gelişmiş ülkelere göre daha düşüktür.Lisaks neile kategooriatele on meditsiiniturism levinud ka arenenud riikide vahel.
Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus, gelişmekte olan ülkelerde genç nüfusun fazlalığı sorun oluşturur.Tõsisemate probleemidega on silmitsi need riigid, kus eakate arvu tõusuga väheneb ka noorte arv.
Diyabet, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yaygındır.Säästev areng on oluline nii kõrgeltarenenud riikides kui ka arengumaades.
Köy sürekli göç almaktadır bu nedenle hızlı bir şekilde gelişmektedir.Kuid sellegi poolest on küla veel alles ja võiks isegi öelda, et kasvab tasapisi.
Mide iltihabı öncelikle çocukları ve gelişmekte olan ülkelerde yaşayanları etkilemektedir.Immigratsioonipoliitikas tuleb juhinduda eeskätt riigis juba elavate inimeste heaolust.
Gelişmekte olan bir ilçedir.Konflikt on võimalus arenguks.
24 saat içinde meydana gelen olaylar Macit Bey meselesi üzerinde/etrafında gelişmektedir.Järgmise 24 tunni jooksul tekib kujuneva platsenta ja areneva loote vahele sidekude.
Enfeksiyon gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülmektedir.Kopsuvähki põevad sagedamini arenenud riikide elanikud.
1929'da yeni gelişmekte olan tüketim toplumu durma noktasına geldi.V roce 1929 se rozvíjecí konzumní společnost musela zastavit.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.남아공의 인구는 4천5백만입니다. 경제적으로 새로 떠오르고 있지요. 남아공은 엄청난 성장을 이룩하기 시작했습니다.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.C'est un pays de 45 millions d'habitants. Une économie émergente. Et il commence à se développer rapidement.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.Es ist ein Land mit 45 Millionen Einwohnern. Es ist ein Schwellenland. Es fängt an, enorm zu wachsen.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.Es un país con 45 millones de personas. Es una economía emergente. Está comenzando a crecer tremendamente.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.E' un paese di 45 milioni di persone. E' un'economia emergente.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.Most alakítják ki az egyetemeken a szoftver oktatáshoz szükséges környezetet.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.В этой стране живёт 45 миллионов человек. Это развивающаяся страна. И развивается она чрезвычайно быстро.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.זאת מדינה עם 45 מיליון אנשים. זאת כלכלה מתעוררת. היא מתחילה לצמוח בצורה מדהימה.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.انها دولة ذات تعداد سكاني يقارب 45 مليون نسمة. انها ذات اقتصاد ناشئ انها بدأت تنمو بشكل هائل.
45 milyon nüfusluk bir ülke gelişmekte olan bir ekonomileri var. çok hızlı bir şekilde büyümeye başlıyor.大きな成長が始まりつつあります この国はネット接続のコストを 下げることを目指しています
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Aber wir haben den Entwicklungsländern die Technologien und die Denkweisen gegeben, die die Krise erzeugen.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Ale daliśmy krajom rozwijającym się technologie i sposoby myślenia, które tworzą ten kryzys.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Ale my jsme dávali a dáváme rozvojovým zemím technologie a takové způsoby myšlení, které tuto krizi vytvářejí.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik. Burası Bolivya.Mas demos aos países em desenvolvimento as tecnologias e a maneira de pensar que estão a criar a crise.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Dar le-am dat tarilor in dezvoltare tehnologia si modul de gandire care creeaza criza.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.그러나 우리는 이 위기를 초래한 기술과 사고 방식을 개발도상국에 전했습니다. 그것이 위기를 만들어내고 있습니다.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Men vi har gett u-länderna den teknik och de tankesätt som skapar krisen.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Mi adtuk a fejlődő országok kezébe a technológiát és azt a szemléletmódot ami a válságot okozza.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Mutta me olemme antaneet kehitysmaille teknologiat ja ajatusmallit, jotka aikaansaavat tämän kriisin.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.My sme však poskytli rozvojovým krajinám technológie a myslenie, ktoré túto krízu vytvára.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Namun kita telah memberikan negara-negara berkembang ini teknologi dan pola pikir yang menciptakan krisis ini.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Però abbiamo dato ai paesi in via di sviluppo le tecnologie e la forma mentis che stanno creando questa crisi.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Pero hemos dado a los países en vías de desarrollo
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Toda mi smo dali državam v razvoju tehnologije in način razmišljanja, ki sutvarjajo krizo.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Wij hebben de ontwikkelingslanden de technologieën en de denkwijzen gegeven die de crisis veroorzaken.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Όμως, έχουμε δώσει στις αναπτυσσόμενες χώρες τις τεχνολογίες και τον τρόπο σκέψης που δημιουργούν την κρίση.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Ми передаємо країнам, що розвиваються, технології та спосіб мислення, які породжують кризу.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Мы передаем развивающимся странам технологии и способ мышления, которые порождают кризис.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.Ние дадохме на развиващите се страни технологиите и начините на мислене които създават кризата.
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.אך אנחנו מסרנו לארצות המתפתחות את הטכנולוגיות ואת דרכי המחשבה
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.ولكننا أعطينا الدول النامية الوسائل التكنولوجية وطرق تفكير
Ama biz, gelişmekte olan ülkelere kriz oluşturan teknolojiler ve düşünme yolları verdik.この危機を現に生み出している 技術や考え方を伝えてきました。これはボリビアです
Ama buna karşılık, uzaklarda gelişmekte olan dünyada, ortalama bir ailenin amacı günlük yiyecek almaktı.Ale ako protiklad k tomuto, rozvojový svet, ďaleko, cieľom priemernej rodiny tu bolo mať v ten deň čo jesť.
Ama buna karşılık, uzaklarda gelişmekte olan dünyada, ortalama bir ailenin amacı günlük yiyecek almaktı.Ale na druhé straně, daleko odsud byli rozvojové země, kde průměrná rodina usilovala o jídlo na každý den.
Ama buna karşılık, uzaklarda gelişmekte olan dünyada, ortalama bir ailenin amacı günlük yiyecek almaktı.A v nasprotju s tem, v svetu razvoja, daleč stran, je bila glavna želja vsake družine, vsakdanji kruh.
Ama buna karşılık, uzaklarda gelişmekte olan dünyada, ortalama bir ailenin amacı günlük yiyecek almaktı.하지만 이것과 대조적으로 저 멀리 있던 개발 도상국들의 평범한 가정의 열망은
Ama buna karşılık, uzaklarda gelişmekte olan dünyada, ortalama bir ailenin amacı günlük yiyecek almaktı.Och i kontrast till det, i u-länderna, långt borta, strävade den genomsnittliga familjen efter mat för dagen.
İlgili Sayfalar