gelişme ile cümle
gelişme kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
1721 de ise saatin gelişmesi için güzel şeyler oluyordu.Por volta de 1770, o local começou a progredir.
Bunun yanı sıra kivi yetiştiriciliği gelişmektedir.Consequentemente ocorre o crescimento celular.
Gelişmekte olan tecnolojiler arasında bir sıra vardır.Uma delas foi o desenvolvimento tecnológico a vários níveis.
Gelişmekte olan mine %30 proteinden oluşur ve bu proteinlerin % 90'ı amelogenindir.A composição química desses vírus é de 30% de ácido nucléico e 70% de proteína.
1996-1997 yıllarında Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak önemli gelişmeler meydana gelmiştir.De 1996 a 2004 houve um salto significativo no mercado da procura.
Bu gelişmeler 2009'un başında tamamlanacaktır.Parece que vai ser próximo ao final do ano de 2009.
Çezice (Tsezce), yazılı geleneği zayıf bir dildir ve yazı dili olarak gelişmemiştir.O tsez não possui uma tradição literária e está pobremente representado em quanto a suas formas escritas.
Yanıkların yaklaşık %90’ı gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir.Cerca de 90% das queimaduras ocorrem nos países em vias de desenvolvimento.
Almanya’da bilimsel araştırmaların gelişmesine katkıda bulundu.Contributo para o estudo das relações raciais em Angola.
Şehirde iç turizm gelişmektedir.O turismo religioso está em crescente na cidade.
Bir gelişmemiş hâli Koffing'tir.São como kobolds atualizados.
16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında İtalya ve Fransa'da büyük gelişme gösterdi.No início do século XIX existiu uma proeminente troca cultural entre o Japão e a Holanda.
Kumpanya, Türk Tiyatrosu'nun gelişmesinde önemli rol oynamıştır.As religiões desempenharam um importante papel no desenvolvimento da arte islâmica.
Bu ve benzeri gelişmeler Adıgeleri küstürdü.Essas e outras formas de pagamento eram compulsórias.
Roman, bilim ve teknolojideki gelişmeler ve nanoteknoloji hakkında eğitici bir öyküdür.Pode-se escrever um belo livro sobre a historia do desenvolvimento científico e tecnológico feito no Ipen.
Bu dönemde havacılık tarihindeki tek gelişme uzayda elde edilen bu başarı değildi elbette.No entanto, Perdidos no Espaço foi, sem dúvida, seu maior sucesso.
Dollond'un oğlu Peter, 1763 yılında akromat üzerinde bir gelişme olan apokromat icat etti.Dollonds zoon Peter vond in 1763 de apochromaat uit, die een verbetering van de achromaat was.
1990ların teknolojik gelişmeleri sebebi ile, Formula 1 de yarışmanın maliyeti önemli ölçüde yükseldi.Vanwege de technologische vooruitgang in de jaren negentig stegen de kosten van de Formule 1 snel.
Çağdaş Amerikan sanatının gelişmesine büyük bir katkı yaptı.Hij was zeer actief in het promoten van de moderne Amerikaanse kunst.
Darwin-Wallace Madalyası: Evrimsel biyolojideki önemli gelişmeler için verilir.De Darwin-Wallace Medal wordt toegekend vanwege vorderingen op het gebied van de evolutiebiologie.
1997 yılına kadar Asya, gelişmekte olan ülkelere akan sermayenin neredeyse yarısına yakınını çekmekteydi.Tot 1997 werd door Azië bijna de helft van de totale kapitaalinvoer van ontwikkelingslanden aangetrokken.
Bu gelişmeler ışığında, antlaşma Amerika Birleşik Devletleri Senatosu tarafından hiçbir zaman onaylanmadı.Daarom werd het verdrag nooit geratificeerd door de Amerikaanse Senaat.
Bütün bu gelişmelere rağmen İspanya kırsalında durum iç açıcı değildir.Ondanks deze maatregelen werd het niet veiliger in Zuid-Vietnam.
Dea Dia, Roma mitolojisinde büyüme, gelişmenin tanrıçasıdır.Dea Dia is in de Romeinse mythologie de godin van de groei.
Sonra İtalya Krallığı altında hızla gelişmeye başladı.In Italië werd de situatie verslechterde snel voor het Rijk.
Amcası Robert Bosch bujinin gelişmesine öncülük etmiştir.Hij was een neef van Robert Bosch die pionierde in de ontwikkeling van de bougie.
O tarafımız gelişmedi.Dit werd niet doorontwikkeld.
Doğu Roma’da ise buna benzer bir gelişme yaşandı.In het Oudnoords gebeurde er iets vergelijkbaars.
Bu gelişmelerin ardından FC Paços de Ferreira ile sözleşme imzaladı.Na vier jaar tekende hij een contract bij FC Paços de Ferreira.
Ancak adanın her bölgesinde turizm gelişmemiştir.Dit is echter niet op elk deel van het eiland correct.
Eğitim alanında gelişmeler görülür.Kwaliteitsontwikkeling in het onderwijs.
Çeşitli medeniyetlerin meydana gelmesini sağlayan düşünce, gelişmesini dile borçludur.Wanneer een beschaving antwoordt op uitdagingen, groeit ze.
Bu gelişmeler sonucunda Balkan devletleri arasında bir yakınlaşma meydana geldi.Door dit verdrag kwam het tot een toenadering tussen deze geïsoleerde staten.
Ancak bu gelişmeler konferansın kararlarını etkilemedi.Dit bericht was echter niet van invloed op de resultaten van de verkiezingen.
Bu sürecin hızlı gelişme göstermesi dış ortamın basıncına ve yoğunluğuna bağlıdır.De snelheid van deze expansie hangt af van de dichtheid en druk van het externe medium.
Petrol rafinerilerinin gelişmesi her geçen gün petrol üretimini artırmaktadır.Oil Refinery: verhoogt de olieproductie met 25 per keer.
Bu gelişmeler üzerine takımın teknik direktörü Fabio Capello istifa etti ve Real Madrid ile anlaştı.Trainer Fabio Capello nam ontslag en werd trainer van Real Madrid.
Roketin gelişmesiyle Dünya'dan ayrılma bölümü Marshall Uzay Uçuş Merkezi tarafından yapılmaktaydı.De raket en zijn EDS werden ontwikkeld door het Marshall Space Flight Center.
Aynı zamanda turizm ve bankacılık da gelişmeye başladı.Ook de financiële sector en het toerisme worden steeds belangrijker.
1920'li yıllar büyük bir gelişme dönemi oldu.De jaren twintig waren nog steeds een moeilijke tijd.
Ten (転): Üçüncü bölüm, öngörülemeyen bir gelişmenin yaşandığı doruk noktasıdır.Ten (転): het derde paneel is de climax van het verhaal, waarin een onverwacht iets gebeurt.
Bu yoldaki ilk gelişme transistörlerin gelişiyle başladı.Zijn pionierswerk op dit gebied zou uiteindelijk leiden tot de uitvinding van de transistor.
Bütün bu gelişmelerde tarım danışmanının önemli katkısı vardır.Het echtpaar Boer heeft hier een adviserende rol.
Bu gelişme, halk arasında ilgi uyanmasına ve fotoğrafın yaygınlaşmasına yarar.Dat kan storend werken en de aandacht van de foto afleiden.
Sosyalist gelişmelere destek verdi.Hij streefde naar een socialistische ontwikkeling.
Büyük Herod, kendini şehrin güzelleşip gelişmesine adadı.Solus ontwikkelde zich voortvarend en ontwikkelde zich tot een grote en welvarende stad.
Kendisi Emily Dickinson'ın yazınsal duyarlığının ve kültürünün gelişmesine katkıda bulunmuştur.Zelf had ze een tekst van Emily Dickinson.
Buna göre işçi sınıfı Çin'de gelişmediği için kısıtlı bir güce sahipti.Hij had dus niets aan de geringe opleiding, die hij in China had weten te bemachtigen.
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu'nun amacı gelişmekte olan ülkelerde kırsal alanda yoksulluğu azaltmaktır.Met het Cohesiefonds probeert de Europese Unie de economie van minder welvarende lidstaten op peil te brengen.
1721 de ise saatin gelişmesi için güzel şeyler oluyordu.In 1742 groeide het uit tot een meerdelig werk.
18 ayın sonunda hiçbir gelişme göstermedi.Na achttien maanden was er nog altijd geen vooruitgang.
Bu gelişmelerden sonra SR faaliyetlerinin merkezi de bu bölgeler olacaktır.Hij vertegenwoordigt dan voor zijn vakgebied het ministerie van EZ in die landen.
"Çok tehlikeli bir gelişme".Ze is heel gevaarlijk".
En iyi gelişmeyi drenajı kötü, taşmış, derin topraklarda yapar.Voelt zich het beste thuis in stevige, volle grond.
Doğu Avrupa’da Demir Çağı MÖ 1. bin başlarında gelişmeye başlamıştır.In noordelijk Europa begon de ijzertijd pas rond 800 v.Chr.
Flotasyon teknolojisindeki en önemli gelişme, şüphesiz ki kolon flotasyonudur.Zijn belangrijkste verwezenlijking is de technische vernieuwing van de Japanse vloot.
Bu gelişmeler neticesinde Talon 2012 yılında Fransa'ya kaçmıştır.In 2012 vluchtte Talon naar Frankrijk, in 2014 kreeg hij gratie.
Söz konusu kayırıcılığı demokrasinin gelişmesi olarak görüyordu.De vloek van het succes, over ontwikkeling van democratie.
Teknolojik gelişmenin önemli bir unsurudur.De implementatie hiervan is technisch een grote uitdaging.
Ve nihayet, evren bir bütün olarak iyi olmalı ya da yetkin bir iyilik haline doğru gelişmelidir.Tuchtigen (recht) of tochtigen is het geven van het recht van vruchtgebruik van een (land)goed.