Ayrıca bazı kültürlerde zümrüt 55. evlilik yıl dönümü için geleneksel bir hediyedir.In sommige culturen is de smaragd het traditionele geschenk voor de 55e huwelijksverjaardag.
Onlar Potsdam garnizonunda geleneksel bir askeri düğün ile evlendiler.Zij trouwden op een traditionele militaire manier op het Potsdam garnizoen.
Yüzyıllar boyunca asimilasyona direndiler ve geleneksel yaşam tarzlarını korudular.Gedurende de eeuwen weerstonden ze assimilatie en behielden hun traditionele levenswijze.
Daha sonra Tu, geleneksel Çin tıbbında iki buçuk yıl eğitim aldı.Later kreeg ze een twee-en-halfjarige opleiding in de traditionele Chinese geneeskunde.
Tapınak ayrıca geleneksel Thai Masajı'nında doğduğu yer olarak da bilinmektedir.De tempel wordt ook wel gezien als de ontstaansplek van de traditionele Thaise massage.
2009'da Ponyo, 8. geleneksel Tokyo Anime Ödülleri'nden beş ödülle dönmüştür.In 2009 won Ponyo vijf prijzen tijdens de achtste jaarlijkse Tokyo Anime Award.
Mezun olduktan sonra Tu, Pekin'de Geleneksel Çin Tıbbı Akademisinde çalıştı.Na haar afstuderen ging ze werken voor de Academie van Traditionele Chinese Medicijnen in Beijing.
Avrupa geleneksel olarak Dünya'daki 7 kıtadan biri olarak düşünülmektedir.Europa wordt traditioneel gezien als een van de zeven continenten.
Piaget, geleneksel bir teknik sayesinde minyatür resim sanatını sürdürmektedir.Piaget houdt de miniatuurschilderkunst in ere door toepassing van een traditionele techniek.
Muti, Güney Afrika'da uygulanan geleneksel tıp biçimidir.Muti is een traditionele magische geneeskunst in zuidelijk Afrika.
Geleneksel Miskito toplumu iyi tanımlanmış politik yapısı ile yüksek derecede yapısaldır.De traditionele Miskito gemeenschap is zeer gestructureerd, ook politiek.
İspanya Bisiklet Turu geleneksel olarak İspanya'nın Madrid şehrinde biter.De ronde eindigde, zoals te doen gebruikelijk, in de Spaanse hoofdstad Madrid.
İrlanda step dansı, İrlanda'ya özgü geleneksel bir dans türüdür.Ierse stepdance is een dansvorm uit Ierland die afgeleid is van traditionele Ierse dansvormen.
Yeşil renk İslam'ın geleneksel rengi olarak görülmektedir.Groen is de traditionele kleur van de islam.
Kells kitabı daha önceki elyazmalarında görülen ikonografik ve stilistik geleneklerin birçoğunu izler.Het Book of Kells volgt veel van de iconografische en stilistische tradities van de eerdere manuscripten.
Çeşitli Hristiyan geleneklerine göre Thaddeus Edessa'da doğmuş bir Yahudi idi.Volgens een oude christelijke traditie was Theofilus een jood uit Alexandrië.
Tabi (足袋), geleneksel bir Japon çorabıdır.Tabi (足袋, Tabi) zijn traditionele Japanse sokken.
Çölün geleneksel sakinleri Nübyeliler'dir.De traditionele bewoners van de woestijn zijn de Beja.
Bu tatile pek çok gelenek eşlik etmektedir.Rondom deze dag bestonden vele tradities.
İsa hakkındaki geleneksel Yahudi bakış açısı hep olumsuz olmuştur.De christelijke visies op het jodendom zijn niet altijd in overeenstemming met de joodse geloofspraktijk.
Sadece geleneklere göre konuşacağım.Men spreekt dan van habituatie.
Eluveitie geleneksel Kelt müziği ezgileri ile Gothenburg-styled melodic death metal ile karıştırarak kullanır.Eluveitie combineert traditionele Keltische melodiën met Gothenburg-stijl melodieuze deathmetal.
Ancak geleneksel dinlere inananların azaldığı bilinmektedir.Het is gewijde personen verplicht herkenbaar te zijn voor gelovigen.
Bu geleneğin okulları geleneksel olarak 4 büyük ve 8 küçük olmak üzere 12 okula ayrılmıştır.De kagyütraditie is traditioneel onderverdeeld in vier grote en acht kleinere scholen.
Mısırda geleneksel bir enstrüman olarak kullanılır.In Egypte wordt normaalspoor gebruikt.
Kimono (Japonca: 着物 -(きもの), kiru ve mono, (birebir çevirisi "giyilen şey") Japonya'nın geleneksel giysisidir.Een kimono (Japans: 着物, letterlijk: hetgeen iemand draagt) is een traditioneel Japans kledingstuk.
Tabii ki her gelenekte farklıdır.Alle gevels zijn verschillend.
Nattō, Geleneksel bir Japon yemeği.Kimonos - Traditionele Japanse keuken.
Plaza Mayor’u saran revakların altında birçok geleneksel ve eski mağaza ve kafe yer almaktadır.Het Plaza Mayor heeft een cirkel oude en traditionele winkels en cafés onder de galerijen.
"Mezarlığı zeytinliğe dönüştüren 600 yıllık gelenek".'100 jaar zinkproductie in Nederland'.
Geleneksel Sünni fıkıhçılara göre Müslümanlar'a günlük olarak beş vakit namaz farzdır.Vanaf dat moment zouden moslims verplicht zijn vijfmaal per dag de salat te verrichten.
Geleneksel Çin tıbbında da kullanılır.Het wordt gebruikt in traditionele Chinese medicijnen.
Geleneksel Japon baskı sanatının da Bilibin'in üzerinde büyük etkisi oldu.Ook Japanse traditionele prenten hadden een grote invloed op hem.
Tuina Geleneksel Çin Tıbbının bütünleyici bir parçasıdır.Tui Na behoort tot de traditionele Chinese geneeskunde.
Tur, Giriş etabı ile Londra'da başladı ve geleneksel olarak Paris'te bitti.De Tour ging van start in de Nederlandse stad Utrecht en eindigde traditiegetrouw in Parijs.
Gueuze geleneksel olarak 375 ile 750 mililitrelik şampanya bardağıyla servis edilir.Traditioneel worden daarom champagneflessen van 75 of 37,5 cl gebruikt.
Kara kuvvetleri geleneksel olarak en eski branş olup birçok ülkede en büyük branştır.De landmacht leger is van oudsher de oudste en in veel landen het grootste deel van de strijdmacht.
Bu gelenek sayesinde köylüler arasında sıcak, samimi bir ortam oluşmaktadır.Het ligt tussen de dorpen Heeze en Sterksel.
İnsanlar geleneklerine sahiptirler.De mensen volharden in hun traditie.
Ancak bu kentte ölmekte olan bir gelenek olup, günümüzde sadece Sofia Nilsson bu sanatı sürdürmektedir.Er is tegenwoordig nog maar een fabrikant van deze fluitjes: Sofia Nilsson.
Bu geleneklerle şekillenmiş ve gelişmiştir.Ze evolueert en wordt gehistoriseerd.
Kabala, İbranicede "gelenek görenek" anlamına gelir.Masorti betekent 'traditioneel' in het Hebreeuws.
İnfazların sabah yapılması da bir gelenektir.Het meest gebruikelijk is een ochtenddienst.
Romanesk stil İngiltere'de daha geleneksel olarak Norman mimarisi olarak ifade edilir.In Engeland wordt de romaanse bouwstijl meestal de Normandische stijl genoemd.
Bu gelenek 8. yüzyıl Budizm yazıtlarının Sanskritçeden Tibetçeye olan ilk çeviri aşamaları ile oluşur.Dit werd de periode van zeer grote vertaalprojecten vanuit het Sanskriet naar het Tibetaans.
O zamanlar bir gelenek vardı.Er ontstond een traditie.
Bu konuda geleneksel kuralları hiçe saydı.Hij hield daarmee vast aan traditionele beginselen.
Başka bir gelenek ise bütün çocukları okumaya çağırmaktır.Hij is onervaren en laat zich telkens de les lezen door de kinderen.
Geleneklere göre Melchtal bu festivale katılan bütün çiftleri kutsulamaktadır.Volgens de gewoonte zegent Melchtal de stelletjes bij de viering.
İki gelenekçi responsa da kabul edildi.Beide stijlen van schikken werden geaccepteerd.
Bu, geleneksel Yahudi ibadetlerinin yasaklanması anlamına geliyordu.Dat thema zou kunnen steunen op prechristelijke joodse tradities.
Enstitü kendisini geleneksel bir think tank kuruluşu olarak görmemektedir.De organisatie is wel omschreven als denktank en als niet-gouvernementele organisatie.
Fakat bu gelenek 1980'li yıllardan itibaren uygulanmamaktadır.Deze wet werd echter pas vanaf de jaren '80 in de praktijk toegepast.
Gelenek, ilk olarak Heian döneminde (794-1185) ortaya çıkmıştır.Deze traditie werd nog voortgezet in de Heian-periode (794-1185).
Geleneklerine oldukça sahiptirler.Vaak hadden ze dorpse gewoontes.
Geleneksel olarak hotemal-qeré carseme-newemarte bayramına önem verilir.Traditioneel vindt op carnavalszondag een optocht plaats.
Sai (釵), Okinawa'da kullanılan geleneksel delici bir yakın dövüş silahıdır.De sai (釵) is een oud Japans gevechtswapen afkomstig van Okinawa.
Her yıl geleneksel olarak şehrin yaş günü kutlaması yapılmaktadır.Daarom wordt 's avonds oudjaar gevierd.
Geleneksel olarak Harmandalı oynanır.In plaats daarvan spelen ze traditionele spelletjes.
Diğer gelenekler sözlü olarak gerçekleşmiştir.Andere reguliere obediënties volgden.