Frigg sırları konusunda Fulla'ya güvenmektedir.Wspomniano również, że Frigg zwierza się służce ze swoich tajemnic.
Bu durumda ele geçek ikmal malzemesine güvenmek zorundaydı.Oznaczało to, że jego transakcja musiała zostać przeprowadzona potajemnie.
İnsan akla ve bilime güvenmelidir.Człowiek posiada rozum i wolność.
Belki bu kadar güvenmeseler daha iyi olur.Powinna być pełna ufności.
Bu olay aynı zamanda kendine daha fazla güvenmesini de sağladı.W tym czasie zbliżył się też do wiary.
Ayrıca orduya da güvenmezler.Być może nie ufał swoim wojskom.
Sana güvenmekle aptallık ettim.Byłem głupi ufając ci.
Ancak Voldemort kendisine tam anlamıyla güvenmemektedir.Martinsson har allt svårare att lita på honom.
Amy, ona güvenmez.Alex tror dock inte på det.
Ruhu ise yıldıza ve yıldızın onları yönlendirdiği yere güvenmez.Його душа, тим не менш, не вірить зірці і шляхам, по яких вона їх веде.
Wi-Fi Sense WiFi noktalarına güvenmek için otomatik olarak Windows Telefonlarında olur.Wi-Fi Sense автоматично під'єднує Windows Phone з Wi-Fi точкою доступу, якій Ви довіряєте.
Bu olay aynı zamanda kendine daha fazla güvenmesini de sağladı.Трохи збільшилась і його впевненість у собі.
İnsan akla ve bilime güvenmelidir.Людина наділена розумом і свободою.
Muhafazakarlar bu karara güvenmediler.Держдума таке рішення не підтримала.
Ayrıca orduya da güvenmezler.До армії теж не хотілося.
Belki bu kadar güvenmeseler daha iyi olur.Краще довіряти людям, ніж сумніватися у них.
Windows Small Business Server başka etki alanına güvenmez.Windows Small Business Server не є однією з редакцій Windows Server.
Ona güvenmeye başladığında ise bu ilgiye kayıtsız kalamaz.За його власним визнанням, це робить його невпевненим у собі.
Onlara güvenmeyin.Не розраховуй на них.
Amy, ona güvenmez.Henry mu nevěří.
İyice yakınlık peyda etmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme.Neberte si jako důvěrníky nikoho kromě lidí z vás!
Bu savaş Amerika Birleşik Devletleri'ne atom silahların gücüne güvenmemeyi öğretti.Prohlásil také, že americká média přehlížejí ty, kteří nevěří v americkou zbraňovou nadvládu.
Ona güvenme.Nevěř mu.
Ruhu ise yıldıza ve yıldızın onları yönlendirdiği yere güvenmez.Sufletul său, cu toate acestea, nu are încredere în stea și în locul unde îl duce ea.
Belki bu kadar güvenmeseler daha iyi olur.Ele îi acordă mai multă încredere.
Amy, ona güvenmez.Tina nem hisz neki.
Sextus Pompeius'a asla güvenmemişti.Sextus Pompeiusszal nem lehetett nem számolni.
Roberts "bir yılana asla güvenme" dedi Warrior'a.Roberts sanoi sitten: "Älä koskaan luota käärmeeseen."
Muhafazakarlar bu karara güvenmediler.Oikeisto ei uskonut vakuutteluja.
Bugünden sonra, Devlet can güvenliğimizi sağlar diye güvenmeyin" dedi."Ilman epäilystäkään voitte auttaa maan tilannetta.
Bana güvenmeliydin.Έπρεπε να μου εμπιστευτείς.
Size neden güvenmeliyim?Γιατί πρέπει να σας εμπιστευτώ;
Yabancılara güvenme.Μην εμπιστεύεσαι τους ξένους.
Luftwaffe'nin şefi Hermann Göring, söz konusu rakamlara güvenmedi ve kontrol edilmesini emretti.Hermann Göring, lederen af Luftwaffe troede ikke på tallene og beordrede dem kontrolleret.
Belki bu kadar güvenmeseler daha iyi olur.Det er formodentlig troværdigt nok.
Açıkçası, donanma ithal akaryakıt stoklarına güvenmekteydi.Okkupasjonsmakten hadde bruk for verftet til skipsreparasjoner.
Gabi'den huy kapmıştır ve ona güvenmez.Gibbs anser ham som svært farlig og stoler ikke på han.
Britanya artık Japonya'ya ortak olarak güvenmemeye başladı.Inggris telah terhina dan tidak lagi percaya pada Jepang sebagai mitra.
Bazıları ise tam tersine bu kaynaklara aşırı güvenmektedir ve doğruluğundan şüphe duymamaktadırlar.Banyak yang tidak mempunyai sumber yang layak dipercaya dan tidak ada bukti tentang otentisitasnya.
Windows Small Business Server başka etki alanına güvenmez.Windows Small Business Server 2003 tidak dapat menerima trust dari domain lainnya.
Kendini beğenmiş, dik başlı, kimseye kolay kolay güvenmeyen biridir.Berkebalikan dengan adiknya, ia orang yang dingin dan tidak mudah mempercayai seseorang.
Belki bu kadar güvenmeseler daha iyi olur.Informasi ini mungkin tidak cukup dapat dipercaya.
Bu olay aynı zamanda kendine daha fazla güvenmesini de sağladı.Hal tersebut tentu saja semakin meningkatkan kepercayaan diri mereka.
Takım arkadaşı olmayan Orton ve Sheamus, sonunda Big Show'un teklifini ona güvenmedikleri hâlde kabul etti.Orton và Sheamus cuối cùng chấp nhận Show vào nhóm mặc dù họ không tin tưởng ông.
Chihuahua savunma için keskin dişlerine güvenmek zorundadır.Chihuahua có hàm răng rất sắc như là vũ khí để tự vệ.
Kimseye güvenmez ve yardım etmezdi.Nó không bắt buộc ai và cũng không bảo đảm cho ai cả.
Ayrıca orduya da güvenmezler.軍隊への徴兵も認めない。
Mağdur olmamak için bu tip sitelere güvenmeyiniz.犠牲者にならないように気をつけます。
Kimseye güvenmez ve yardım etmezdi.防ぐこともできず、助けるものも誰もいない。
Curley'nin karısı: Curley'nin, güvenmediği genç ve güzel karısıdır.カーリーの妻 (Curley's wife) 若く美しく、そして魅力的であり、物語に登場する唯一の女性。
Beni sevmelerinden ve bana güvenmelerinden tatsız bir olay olmamıştı.愛していた家族を失った私を顧みてくれる人なんていなかった。
Curley'nin karısı: Curley'nin, güvenmediği genç ve güzel karısıdır.科里的妻子 (Curley's wife): 年轻漂亮,不被丈夫信任。
Beni sevmelerinden ve bana güvenmelerinden tatsız bir olay olmamıştı.我从来没有和一个人相处得那么愉快,我也希望他喜欢我。
Amy, ona güvenmez.그는 그들을 신뢰하지 않는다.
Windows Small Business Server başka etki alanına güvenmez.윈도우 서버 2003 스몰 비즈니스 서버는 다른 도메인을 신뢰할 수 없다.
Mağdur olmamak için bu tip sitelere güvenmeyiniz.저런 머저리들의 쓰레기 따위 절대 돕지 않을 거야.
Babası ona çok güvenmekle birlikte ilerde yerini oğluna bırakmayı düşünmektedir.그는 자신의 아들에게도 천국에서 함께 만날 것을 다짐하였다.
Ayrıca orduya da güvenmezler.그러나 이는 가군에 대하여 성립하지 않는다.
Richard Cromwell'in temel eksikliği orduya güvenmemesiydi.החולשה העיקרית של ריצ'רד קרומוול הייתה שלא היה לו את אמונו של הצבא.
Kolombiya Ordusuna güvenmedikleri için teslim olmazlar.שלא כמו אחרים הם לא נכנעו בקלות לשליט הקולוניאלי.