O, bana niçin güldüğümü sordu.He asked me why I was laughing.
Onlar birbirlerine gülümsedi.They smiled at each other.
Gülmemek için kendini tutuyor.He's keeping a straight face.
Ona gülmekten kendini alamadı.He couldn't help laughing at it.
O, bir gülümseme ile omuzumu okşadı.He patted me on the shoulder with a smile.
O, güllerin bir resmini yaptı.He painted a picture of roses.
Nadiren, kırk yılda bir, güler.He seldom, if ever, laughs.
Herkes tarafından ona gülündü.He was laughed at by everybody.
Kendi esprilerine sık sık güler.He often laughs at his own jokes.
Ona hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordu.He was smiling as if nothing had happened to him.
O, gülmekten kırıldı.He burst into laughter.
O, çocukları güldürdü.He made the children laugh.
Bize gülümsedi ve trene bindi.He smiled at us and got on the train.
Bana gülümsedi ve trene bindi.He smiled at me and got on the train.
O, fikrime gülüp geçti.He laughed off my idea.
O, elini kaldırdı ve gülümsedi.He raised his hand and smiled.
Ona mevcut bütün insanlar tarafından gülündü.He was laughed at by all the people present.
Yapabileceği tek şey ısrarla gülmesiydi.All he could do was resist laughing.
Yapabileceği tek şey gülmemekti.It was all he could do not to laugh.
O güldü.He laughed.
Gülünmekten korkardı.He was afraid of being laughed at.
O gülümseyen bir yüz altındaki kötülüğünü gizler.He cloaks his wickedness under a smiling face.
O benim şakama güldü.He laughed at my joke.
Yürekten güldü.He laughed a hearty laugh.
O, geriye baktı ve bana gülümsedi.He looked back and smiled at me.
Herkesin önünde ona gülündü.He was laughed at in public.
Onunla tokalaştı ve gülümsedi.He shook hands with her and smiled.
O, onun gülümsemesinden etkilendi.He was attracted by her smile.
Onun esprilerine gülmekten kendini alamadı.He could not help laughing at her jokes.
Üzüntüsünü gülümsemeyle gizledi.He disguised his sorrow with a smile.
O, gülümsedi ve ayrıldı.He smiled and left.
O, gülümsedi ve hoşça kal dedi.He smiled and said goodbye.
Yüzünde güller açıyordu.He was all smiles.
Arkadaşları tarafından ona gülündü.He was laughed at by his friends.
Arkadaşları tarafından kahkahalarla gülünecek.He will be laughed at by his friends.
Onlar birbirlerine gülümsediler.They smiled at one another.
Onun arkasından ona gülerler.They laugh at him behind his back.
Onların hepsi onun şakalarına güldü.They all laughed at his jokes.
Gülmekten kırıldılar.They broke into laughter.
Onlar onların aptalca yanlış anlamalarına güldüler.They laughed over their silly misunderstanding.
Onlar spikeri gülerek susturdular.They laughed the speaker down.
Bu kadar cahil olmasına güldüler.He was laughed at for being so ignorant.
Çok cahil olduğu için ona gülündü.He was laughed at for being so ignorant.
Onlar onun hatasına güldüler.They laughed at his mistake.
Onlar ona güldü.They laughed at him.
Onlar benim fikrime güldü.They laughed at my idea.
Çocukluk fotoğrafıma güldüler.They laughed at the photograph of my boyhood.
Mutlu bir gülümseme ile onu çekelim.Let's receive him with a happy smile.
Onu gördüğümde gülmekten kendimi alamadım.I could not help laughing when I saw him.
Onu görür görmez gülmekten kırıldım.As soon as I saw him, I burst into laughter.
Bana gülümsedi.She smiled at me.
Onu bu gülleri ver, ve o mutlu olacaktır.Give her these roses, and she will be pleased.
Onun yüzünde bir gülümseme yayılıyordu.A smile spread across her face.
Onun çocuksu samimiyetine gülmekten kendimi alamadım.I couldn't help smiling at her childlike frankness.
Onun gülüş tarzını seviyorum.I like the way she smiles.
Onun gülümsemesi onun teşekkürlerini ifade etti.Her smile expressed her thanks.
Onun şakalarına gülmeden edemiyorum.I cannot help laughing at her jokes.
Onun şakaları hepimizi güldürdü.Her jokes made us all laugh.
Onun şakasına gülmemek elimde değil.I cannot help laughing at her joke.
Onun gözleri gülüyor.Her eyes are laughing.