Sana gönderdiğim güller hoşuna gitti mi?Did you like the roses I sent you?
Odadaki herkes güldü.Everyone in the room laughed.
Tom Mary'nin fıkralarına gülen tek kişi.Tom is the only one who laughs at Mary's jokes.
Tom ona ne olduğundan bahsettiğimde güldü.Tom laughed when I told him about what happened.
Tom'un gülüp gülmediğini ya da ağlayıp ağlamadığını söylemek zor.It's hard to tell whether Tom is laughing or crying.
Hakkında gülmek için ne var?What's there to smile about?
Tom başarısızca gülümsemeye çabaladı.Tom tried, unsuccessfully, to smile.
Tom, gülümsemekten kendini alıkoyamadı.Tom couldn't wipe the smile off his face.
Hata yapan birine herkes güler.Everyone laughs at someone who makes a mistake.
Onlar bizi bir gülümsemeyle karşıladılar.They greeted us with a smile.
Gülleri kime gönderdin?Who did you send roses to?
Tom şimdi gülümsüyor.Tom is smiling now.
Sana o gülleri kim gönderdi?Who sent you those roses?
Gülleri sana kim gönderdi?Who sent you the roses?
Gülleri budaman gerekiyor.You need to prune the roses.
Sahilde herkes bana güldü.Everyone laughed at me on the beach.
Tom Mary için bir gül aldı.Tom bought a rose for Mary.
Tom May'nin gözlerine derinden baktı ve gülümsedi.Tom looked deeply into Mary's eyes and smiled.
İnsanlar yüzüne gözüne bulaştırdığında gülerim.I laugh when people mess up.
Kendini gülünç duruma düşürme.Don't make a fool of yourself!
Sen ona gülmeyeceksin, değil mi?You won't laugh at him, will you?
Seni ne gülümsetir?What makes you smile?
Ağlamam mı yoksa gülmem mi gerektiğini bilmiyorum.I don't know whether I should laugh or cry.
Ailen kendini gülünç duruma düşürdü.Your family has become a laughing stock.
O, bir gülümseme ile hayal kırıklığını gizledi.She covered up her disappointment with a smile.
Bu şarkıyı her duyduğumda, senin gülüşünü düşünürüm.Every time I hear this song, I think of your smile.
O, tamamen gülmeyen bir suratla fıkra anlattı.She told the joke with a completely straight face.
Bütün akşam yüzünde aptalca bir gülümseme vardı.He had a silly smile on his face the whole evening.
O, yüzünde bir gülümseme ile bize doğru yürüdü.She walked towards us with a smile on her face.
"Ne tür bir buket istersiniz?" "Ben bir demet gül istiyorum!""What kind of bouquet would you like?" "I would like a bunch of roses!"
Tom'un talihi yüzüne güldü.Tom got a lucky break.
Gülleri koklaman lâzım.You need to smell the roses.
Durup gülleri koklaman gerekir.You need to stop and smell the roses.
Gülmek senin için gerçekten yararlı.Laughing is really good for you.
Tom'un gülmekten gözlerine yaş geldi.Tom laughed so much tears ran down his cheeks.
Bu video beni gülmekten kopardı.This video gave me a great laugh.
Niçin güldüğümü bilmiyorum.I don't know why I'm laughing.
O bana bakıp güldü.He looked at me and laughed.
Çocuk güleceği yerde ağlıyor.The child cries instead of laughing.
O çok gülümser.She smiles a lot.
Tom ve Mary çok yüksek sesli gülmemeyi denedi.Tom and Mary tried not to laugh too loudly.
Biz cenazelerde fıkra anlatmayız ve gülmeyiz!At funerals we don't tell jokes, and we don't laugh!
Uluslararası oteldeki misafirler sık sık kafa sallar ve gülümser.The guests in the international hotel often nod and smile.
Bazen gülümsemek için bir çiçek yetmeli.Sometimes a flower should be enough to smile.
Gülmekten ölüyorum.I'm dying of laughter.
Bu kesinlikle gülünç.This is absolutely ridiculous.
Bu düpedüz gülünç.This is utterly ridiculous.
Bu kavram gülünç.This notion is ridiculous.
Bu hikaye gülünç.This story is ridiculous.
Bu gülünç ötesinde.This is beyond ludicrous.
O çok gülünç olurdu.That would be ridiculous.
Şarkı sözleri gülünçtü.The lyrics are humorous.
O fikir gülünç.That idea is ridiculous.
O neden gülünç?Why is that ridiculous?
Ne güldürücü bir tartışma!What a ludicrous argument!
Sınıfın arkasındaki birkaç öğrenci sessizce güldüler.Several students in the back of the classroom laughed quietly.
Tom sessizce kıkır kıkır güldü.Tom chuckled quietly.
Tom beni kıkır kıkır güldürdü.Tom made me chuckle.
Ne gülünç bir kavram!What a ridiculous concept!
Şans Tom'un yüzüne gülmedi.Tom got unlucky.