güçlük ile cümle

güçlük kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Tom öfkesini güçlükle kontrol altına alabildi.Tom could barely contain his anger.
Tom gülümsemesini güçlükle gizleyebildi.Tom could barely hide his smile.
Tom Fransızca olarak güçlükle meramını anlatabildi.Tom could hardly make himself understood in French.
Tom öyle travma geçirmiş ki güçlükle konuşuyordu.Tom was so traumatized he could barely speak.
Onu güçlükle tanıyorum.I hardly know her.
Uyumakta güçlük çekiyorum.I've been having difficulty sleeping.
Tom dikkatini vermede güçlük çekiyordu.Tom had difficulty paying attention.
Yaza kadar güçlükle bekleyebilirim.I can hardly wait until summer.
Onu güçlükle görebiliyorum.I can hardly see him.
Güçlükle nefes alıyordu ama o bilinçliydi.He was breathing with difficulty, but he was conscious.
Tom gerçekten kötü. Onun nabzını güçlükle hissedebiliyorum.Tom's really bad. I can barely feel his pulse.
O kelimeyi telaffuz etmede her zaman güçlük yaşıyorum.I always have trouble pronouncing that word.
Tom yemeğine güçlükle dokundu.Tom has barely touched his food.
Tom buna güçlükle inanabildi.Tom could scarcely believe it.
Tom güçlükle Mary'ye ayak uydurabildi.Tom could barely keep up with Mary.
Güçlük yaratan biri terk etmeli.Anyone who creates hassle should leave.
Tom güçlükle uyanık kalabildi.Tom is barely able to stay awake.
O güçlükle bir seçenek.That's hardly an option.
Güçlükle ayağa kalkabilirim.I can barely stand up.
O güçlüklerle karşılaştığında, ebeveynlerinden yardım istedi.When he ran into difficulties, he asked his parents for help.
Ben güçlükle onları hatırlıyorum.I hardly remember them.
Onları güçlükle tanıdım.I hardly recognized them.
Tom'un güçlükle trafiğe çıkabilecek ikici el bir arabası vardı.Tom had a second-hand car which was barely roadworthy.
Çok yorgunum, gözlerimi güçlükle açık tutabiliyorum.I'm so tired, I can hardly keep my eyes open.
Tom güçlükle kaçtı.Tom barely escaped.
Valizi güçlükle kapatabildim.I could hardly close the suitcase.
Güçlükle topladık.We got scraped up.
O büyük bir güçlüktü.It was a big hassle.
Bunun bir güçlük olduğunu biliyoruz.We know it's a hassle.
Ben güçlük çekiyorum.I'm having difficulties.
Proje sadece güçlükle başlayabilir.The project can get underway only with difficulty.
Burnundan nefes almakta güçlük çekiyor musun?Are you having any difficulty breathing through your nose?
O güçlüklerle nasıl başa çıkıyorsun?How do you deal with those challenges?
Bazen şeyleri hatırlamakta güçlük çekiyorum.I sometimes have trouble remembering things.
Merdivenlerden yukarı çıkmakta güçlük çekiyorum.I have trouble walking up stairs.
Leyla ve Sami açıkça ciddi evlilik güçlükleri yaşıyorlardı.Layla and Sami was clearly having serious marital difficulties.
Tom öfkesini kontrol etmekte güçlük çekiyor.Tom has difficulty controlling his anger.
Tom Mary'nin yerini bulmakta güçlük çekti.Tom had difficulty locating Mary.
Tom Mary'yi bulmakta güçlük çekiyordu.Tom had difficulty finding Mary.
Kadınların veya bebeklerin size ne söylediklerini anlamada güçlük çekiyor musunuz?Do you have trouble understanding what women or babies say to you?
Seni artık tanımakta güçlük çekiyorum.It's hard for me to know who you are anymore.
Kazadan sonra tekrar yürümekte güçlük çekti.She struggled to walk again after the accident.
Yutkunmakta güçlük çekiyorum.I have trouble swallowing.
Bina 1987'de açıldığında, Silverstein kiracı bulmakta güçlük çekti.When the building opened in 1987, Silverstein had difficulties attracting tenants.
Solunum güçlükleri c.Respiratory difficulties c.
Özellikle göçmen ailelerin çocukları bu konuda büyük güçlüklerle karşılaşmaktadırlar.Children of immigrant families face special challenges.
Üstünlük Yasası (Supremmacy Law) bir güçlükle karşılaşılmadan kabul edildi.The Act of Supremacy was passed without difficulty.
Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez.But it is not God's will.
Fakat buda güçlüklerin sona ermesi demek değildi.The Bangor diversion did not end the difficulties for Hampden.
İkinci güçlük ise nedensellik ilkesinin uygulanabilirliği konusundadır.The second issue they discuss is that of risk perception.
Dini bağlılık, uzaydayken uygulayıcılar için benzersiz güçlükler ve fırsatlar ortaya koymaktadır.Religious adherence in outer space poses unique challenges and opportunities for practitioners.
27 Mayıs'ta İngiliz kuvvetleri güçlükle Dunkerque çevresine çekilir.On 27 May, the British fought back to the Dunkirk perimeter line.
Çeşitli güçlükler ve tehlikelerle dolu bir yaşam geçirdi.It was a life of great hardships and dangers.
Hacer Allah'nın yardımıyla güçlüklere göğüs gererek oğlunu yetiştirir.To follow His command, "When God's children are in need, you be the one to help them out."
Nefesi güçlükle çıkarak: “Allah sizleri affetsin… Ben affettim.The response was short: "God forgive you, and we do."
Şehrin kenarındaki bu karanlık oda Şairin binbir güçlükte dolu hayatını simgelemektedir.This dark secret appears to be tied up in the bad vibes concerning the house.
Bunun yanı sıra güçlükle, akılcı, bilişsel bir bilgi teorisi oluşturmak söz konusu olmuştur.And it did strike me as being a rather typical, university intellectual joke.
Görev iptal edildiğinde uzayaracı, Salyut 1 istasyonundan ayrılmakta güçlük çekti.During the course of the conversion, Detachment 1 at Tyndall was discontinued.
Kısa sürede ciddi değişimler yaşayan bu karakterler olayları yönlendirmede güçlük çekmektedirler.These changing attitudes on immediate exclusion appear to be affecting public policy.
Çevresindeki binalar sebebiyle cadde üzerinde olmasına rağmen güçlükle fark edilir.Finding your way around the outdoors is still very important.

İlgili Sayfalar