Onu "başka bir güzel yüz" olarak görecekler dikkatli olsun.Nota: Se procura por outros topónimos com o nome Boa Vista, veja Boa Vista.
Genel görecelilik kuramı katı ve empirik kurallarla temellendirilmiyordu.O discurso dominante não está comprometido com uma verdade absoluta e universal.
Bu dönemde İngiltere'deki Yahudi nüfusu görece azdır.Há pouca evidência do uso do hebraico durante esse período.
Sonuç olarak, onların az ölçüde farklı göreceli hızları onları galaksi boyunca görülebilir yapmıştır.Finalmente, as suas diferentes velocidades relativas farão que se disseminem por toda a galáxia.
Gözleri ve kulakları görece küçüktür.Os olhos e as orelhas são de pequenas dimensões.
İşlerin nasıl şekilleneceğini göreceğiz.Vejamos como aconteceram os fatos.
Olumlu tepkilerin yanında, görece az sayıdaki incelemeden bazı olumsuz tepkiler de aldı.Mais tarde, sessões de testes também tiveram menos reações favoráveis.
Önümüzdeki süreçte oy alanımızı göreceğiz.”Estamos estudando nossa programação para o próximo ano").
Kültürel görecelik ve evrenselcilik üzerine olan hususları tartışır.São postos em questão os prejuízos culturais e o universalismo clássico.
Bunu sen de göreceksin.Você tem que ver isso.
Kuşkusuz, Filotilla'nın faaliyet dönemi içinde Çanakkale Savaşı, görece kısa bir dönemdi.A atividade mais lucrativa de Petiot durante a ocupação foi uma falsa rota de fuga.
Böylece logaritmadaki göreceli hata sadece %10 olur.A alfabetização em Achagua não passa de 5%.
Sadece Killadelphia DVD'i izleyin, neler olup bittiğini göreceksiniz.O Dalai High sai para ver o que aconteceu.
İleriki yıllarda gereken ilğiyi göreceğini ummaktayız.Esperamos gravar pelos próximos anos.
Bu uygulamalar risk ve getiri açısından görece düşük-orta düzeyde bulunmaktadır.Pela primeira vez os conceitos de risco e retorno são apresentados de forma precisa.
Eğer tüm hareketler göreceli ise ,nasıl bir cisim eylemsizliğini ölçeriz ?Sem essa ciência, como saberíamos sobre a erva-mate?
Bunu da ne kadar becerebildiğimizi hep birlikte izleyip göreceğiz."Vamos ver quantos ele consegue."
Yolculuk boyunca kimi zaman çeşitli anomaliler sebebiyle hayaller görecektir.Pessoas limerentes ocasionalmente têm fantasias em sonhos.
Oradaki jandarmadan yardım göreceğimi ummuştum.Nesse período, segundo afirmou, foi levada a procurar ajuda de um psiquiatra.
Doğuda yaz ile kış arasındaki ısı farkı, denize yakınlıktan dolayı görece düşüktür.O inverno é ameno devido à proximidade do mar.
Kekilli, ailesini "liberal" ve "görece modern Müslüman" olarak tanımlar.Embora muçulmano, seus amigos e vizinhos referem-se a ele como um "espírito livre".
Her şahıs, yaptığının karşılığını görecektir.Een ieder zal een beloning ontvangen naar zijn werken en verlangens op aarde.
Oradaki jandarmadan yardım göreceğimi ummuştum.Hierbij kreeg men hulp van de Nationale Garde.
Güzel Günler Göreceğiz 06.Het wordt geweldig 07.
İşlerin nasıl şekilleneceğini göreceğiz.Laat ons nauwgezet in het oog houden hoe de dingen evolueren.
Sonucu göreceğiz.Het resultaat mag gezien worden.
Bu durum Albert Einstein’in (1879-1955) özel görecelik yasasının bir sonucudur.Deze benadering kwam echter tot volledige rijping in het werk van Albert Einstein (1879-1955).
Ne kadar geliştirdiğimi göreceğiz...Veel verduidelijkt als...
Günümüzde göreceli ayrıntı ile incelenebilen en büyük yıldızdır.Deze ster is de zwaarste ster die tot in detail bestudeerd kan worden.
Çenesinin gücü büyük oranda görece büyük kafasından kaynaklanmaktadır.Het gewicht lijkt op zijn hoofd af te komen.
Bundan sonra olacakları ise hep birlikte göreceğiz.Waar dit alles terechtkwam, zou nog na te zien zijn.
Onu "başka bir güzel yüz" olarak görecekler dikkatli olsun.Haar uiterlijk wordt omschreven als “knap, maar op een gevaarlijke manier”.
Göreceksiniz ki, ortaya sağdaki kedi çıkacak!Aan de rechterkant zien we de zuidelijke gevel.
İbâdet etmedikleri için ayrıca ceza göreceklerdir.De wet stelt bovendien geen straffen voor het niet betalen.
Ahtapotlar çoğunlukla yumuşak doku içerdikleri için fosil kayıtları göreceli olarak nadirdir.Normaal gesproken fossiliseren de zachte weefsels van een organisme namelijk zelden.
El fenerini kapatsana, seni görecek.Doe je zaklamp uit, ze zal je zien.
O zaman İnsanoğlunun bulutta (görünmez şekilde), büyük güç ve ihtişamla geldiğini görecekler.Po drodze oglądają biedę i ciężkie życie przygodnie napotykanych ludzi.
"İnsanlar tüm dünyayı görecek.To powinien zobaczyć cały świat!
Chris, bir gün yine Sonic'i göreceğine inanır...Sonic mówił, że się jeszcze kiedyś zobaczą.
Venedikliler ile ilişkileri göreceli olarak daha iyiyidi.Stosunki z Republiką Wenecką były natomiast lepsze.
Bu görece önemsiz olay, daha sonraları iki şehri savaşın eşiğine getiren bir tehdide dönüşmeye başlamıştı.Przy okazji liczył, że obaj prędzej czy później staną się ofiarami tej wojny.
Göreceli olarak bakıldığında sonraki dönemde yeni petrol kuyularının açılmasıyla azalmıştır.Jego moment jest jednak trudny do przewidzenia, ponieważ nowe złoża ropy naftowej są wciąż odkrywane.
Bu söz konusu olay, görece bir geçekliğin başka görece olan bir gerçeklikle değişimidir.Z kolei warunkiem istnienia sztuki jest konfrontacja rzeczywistości z inną wersją tej samej rzeczywistości.
Pianissimo çalmak görece olarak daha zordur.Piano jest trudne do uzyskania.
Bu kayıpların görece kısa süreli bir deniz muharebesinde gerçekleşmesi pek olağan görülmemektedir.Wypadek ten często nie jest formalnie zaliczany do misji księżycowych.
"Çullu" varlıklı, "Görece" görünür, tepe üstünde anlamlarına gelir.Słowo „Har” oznacza górę, wysoką górę, szczyt widoczny z daleka.
Batı ve güneybatı bölgeler görece daha kurudur.Od strony południowej i wschodniej sytuacja jest bardziej skomplikowana.
Daha ideal durumlarda, göreceli daha hızlı büyüyebilirler.W razie bardzo pilnej potrzeby może to nastąpić szybciej.
Sonucu göreceğiz.Zobacz wyniki.
Her şahıs, yaptığının karşılığını görecektir.Därefter delas minnesgåvor ut till var och en som klarat bedriften.
Bazı filozoflar bu bağlam bağımlılığının, göreceliğe yol açabileceğini söylerler.Vissa filosofer påstår att detta sammanhangsberoende kan leda till relativism.
Bunu sen de göreceksin.De kommer att få se det.
Pek çok eski Mısır tapınağı, iç odaları Sirius'u görecek biçimde inşa edilmişti.Ett flertal tempel var ägnade åt Sirius.
Oradaki jandarmadan yardım göreceğimi ummuştum.På något sätt skulle deltagarna då försöka släppa förbi ambulansen.
'Nadir Nadi Beyi göreceğim,' dedim, mektubunu gösterdim."I familjekretsen sågo vi honom ej mycket" skrev dottern.
Göreceksiniz ki, ortaya sağdaki kedi çıkacak!Det är särskilt illa, om katten kommer från vänster.
Göreceli zamirler genel olarak aday ile aynı şekli alırlar.Ackusativen är alltid lika med nominativen.
Bizden daha iyi görecekler." diyerek bu konudaki fikrini açıkladı.Du förstår detta bättre än jag. - Du förstår detta bättre än vad jag gör.
"İnsanlar tüm dünyayı görecek.För andra betydelser, se Hela världen.
Uçarken görece kısa bacakları kuyruğun arkasına geçmez.I flykten sticker inte benen ut bakom stjärten.