Böylece Musa İsraillilere Fısıh kurbanını kesmelerini söyledi.Moses spoke to the children of Israel, that they should keep the Passover.
O zaman İsrailliler şu ezgiyi söylediler: ‹‹Suların fışkırsın, ey kuyu! Ezgi okuyun ona.Then sang Israel this song: "Spring up, well; sing to it:
‹‹ ‹RABbin Fısıh kurbanı birinci ayın on dördüncü günü kesilmelidir."'In the first month, on the fourteenth day of the month, is Yahweh's Passover.
‹‹Fısıh kurbanlarını Tanrınız RABbin size vereceği kentlerden birinde kesmeyeceksiniz;You may not sacrifice the Passover within any of your gates, which Yahweh your God gives you;
Burnundan duman yükseldi, Ağzından kavurucu ateş Ve korlar fışkırdı.Smoke went up out of his nostrils. Fire out of his mouth devoured. Coals were kindled by it.
Bu Fısıh Bayramı Yoşiyanın krallığının on sekizinci yılında kutlandı.In the eighteenth year of the reign of Josiah was this Passover kept.
Sürgünden dönenler birinci ayın on dördüncü günü Fısıh Bayramını kutladılar.The children of the captivity kept the Passover on the fourteenth day of the first month.
‹‹Bir söz gizlice erişti bana, Fısıltısı kulağıma ulaştı."Now a thing was secretly brought to me. My ear received a whisper of it.
Yıkımla Ölüm: ‹‹Kulaklarımız ancak fısıltısını duydu›› der.Destruction and Death say, 'We have heard a rumor of it with our ears.'
‹‹Denizin ardından kapıları kim kapadı, Ana rahminden fışkırdığı zaman;"Or who shut up the sea with doors, when it broke forth from the womb,
Ağzından alevler fışkırır, Kıvılcımlar saçılır.Out of his mouth go burning torches. Sparks of fire leap forth.
Benden nefret edenlerin hepsi Fısıldaşıyor aralarında bana karşı, Zararımı düşünüyorlar,All who hate me whisper together against me. They imagine the worst for me.
Kaynaklar, dereler fışkırttın, Sürekli akan ırmakları kuruttun.You opened up spring and stream. You dried up mighty rivers.
Kayadan akarsular fışkırtmış, Suları ırmak gibi akıtmıştı.He brought streams also out of the rock, and caused waters to run down like rivers.
Ve RAB iyi olan neyse, onu verecek, Toprağımızdan ürün fışkıracak.Yes, Yahweh will give that which is good. Our land will yield its increase.
Vadilerde fışkırttığın pınarlar, Dağların arasından akar.He sends forth springs into the valleys. They run among the mountains.
Kayayı yardı, sular fışkırdı, Çorak topraklarda bir ırmak gibi aktı.He opened the rock, and waters gushed out. They ran as a river in the dry places.
Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına, Susuz bahçeye döneceksiniz.For you shall be as an oak whose leaf fades, and as a garden that has no water.
Öğrenciler, İsanın buyruğunu yerine getirerek Fısıh yemeği için hazırlık yaptılar.The disciples did as Jesus commanded them, and they prepared the Passover.
Pilatus, her Fısıh Bayramında halkın istediği bir tutukluyu salıverirdi.Now at the feast he used to release to them one prisoner, whom they asked of him.
İsanın annesi babası her yıl Fısıh Bayramında Yeruşalime giderlerdi.His parents went every year to Jerusalem at the feast of the Passover.
Fısıh denilen Mayasız Ekmek Bayramı yaklaşmıştı.Now the feast of unleavened bread, which is called the Passover, drew near.
Fısıh kurbanının kesilmesi gereken Mayasız Ekmek Günü geldi.The day of unleavened bread came, on which the Passover must be sacrificed.
Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı. İsa da Yeruşalime gitti.The Passover of the Jews was at hand, and Jesus went up to Jerusalem.
Yahudilerin Fısıh Bayramı yakındı.Now the Passover, the feast of the Jews, was at hand.
Günah fısıldar kötü insana, Yüreğinin dibinden: Tanrı korkusu yoktur onda.The transgression of the wicked saith within my heart, that there is no fear of God before his eyes.
Her Fısıh Bayramında vali, halkın istediği bir tutukluyu salıvermeyi adet edinmişti.Now at that feast the governor was wont to release unto the people a prisoner, whom they would.
Dediler ki: "Yerden bize bir göze fışkırtmadıkça sana inanmayız!"And say: "We will not believe you until you make a spring of water gush forth from the earth for us;
İkisinde de fışkıran iki kaynak var.With two fountains gushing constantly, --
Fışkıran sular,Gushing water,
Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:So they departed, talking in low voices:
Bir kaynak ki Allah'ın kulları ondan içerler, (istedikleri yere de) fışkırtarak akıtırlar.From a spring of which the votaries of God will drink and make it flow in abundance.
Denizler fışkırtıldığı zaman,When the oceans begin to flow,
O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler) fısıldar.Who suggests evil thoughts to the hearts of men --
(Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için fısk (zulüm ve günah)tır. Allah'tan sakının.If he is, it would surely be sinful on your part.
Bunlar fısktır (günahla yoldan sapmadır.)All this is sinful.
Ayetlerimizi yalanlayanlara, fıska sapmalarından dolayı azap dokunacaktır.But those who deny Our messages will be seized by nemesis for being disobedient.
İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.We tried them in this way, for they were disobedient.
Şüphesiz, münafıklar fıska sapanlardır.The hypocrites are indeed transgressors.
Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız."And say: "We will not believe you until you make a spring of water gush forth from the earth for us;
(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.Whispering to one another: "You have tarried but ten days."
Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık:We have laid out gardens of dates and grapes upon it, and made springs of water flow,
İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır.With two fountains gushing constantly, --
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp-gittiler:So they departed, talking in low voices:
Allah'ın kullarının kendisinden içtikleri bir kaynak; onu fışkırttıkça fışkırtıp akıtırlar.From a spring of which the votaries of God will drink and make it flow in abundance.
Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman,When the oceans begin to flow,
Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);Who suggests evil thoughts to the hearts of men --
Şöyle söylediler: "Bize, yerden kaynaklar fışkırtmadıkça sana inanmayacağız",And say: "We will not believe you until you make a spring of water gush forth from the earth for us;
Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.We have laid out gardens of dates and grapes upon it, and made springs of water flow,
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık; her iki su, takdir edilen bir ölçüye göre birleşti.And We opened up the springs of the earth; and the waters met for a decreed end.
İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır.With two fountains gushing constantly, --
Ve yerden de sular fışkırttık, derken sular, mukadder bir emre göre birleşti.And We opened up the springs of the earth; and the waters met for a decreed end.
İkisinde de iki pınar var, fışkırıp çıkar da akar.With two fountains gushing constantly, --
Dediler ki: "Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadığın sürece sana asla inanmayacağız!"And say: "We will not believe you until you make a spring of water gush forth from the earth for us;
Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik. Onu, fısıldaşan kimse kadar yaklaştırdık.We called him from the right side of the Mount, and brought him close for communion;
Bunun üzerine işlerini aralarında tartıştılar, fısıltıyı koyulaştırdılar.So they discussed their strategy among themselves and conferred privately,
Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: "Ancak on gün filan kaldınız."Whispering to one another: "You have tarried but ten days."
Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten.Do they not see the earth, how We grow all kinds of noble things upon it?
Onda hurmalardan, üzümlerden bahçeler oluşturduk, ondan pınarlar fışkırttık;We have laid out gardens of dates and grapes upon it, and made springs of water flow,
Yoksa onların sırlarını, fısıltılarını duymadığımızı mı sanıyorlar?Or do they think We do not hear their secrecies and stealthy consultations?