Parti tamamen bir felaketti.La fiesta fue un desastre total.
Başım felaket ağrıyor.Me duele muchísimo la cabeza.
Britanya basını, buna rağmen, Jameson'u bir felaketin ortasındaki kahraman olarak göstermiştir.La prensa británica, sin embargo, retrató a Jameson como un héroe en medio del desastre.
Hindistan'da Bhopal felaketi meydana geldi.Un ejemplo es el Desastre de Bhopal.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.La película fue un total desastre financiero.
Bu bir felaket filmi değil.No es una película sobre un desastre.
Zafer bir felakete dönüştü ve savaşı ve inisiyatifini kaybeden Antonius geri çekilmek zorunda kaldı.La victoria se tornó en desastre, Antonio retrocedió, perdiendo la iniciativa y la batalla.
Astronotlar güçlükle Dünya'ya geri dönebildiler ve böylece bir felaket atlatılmış oldu.Cuando los astronautas presuntamente debían retornar a la Tierra algo sale mal.
Bir yıl sonrası tam bir felaket oldu.El año siguiente, en cambio, debió ser un año triste.
Meydana gelen felaketlerden ötürü derinden üzüntü duyuyoruz." ifadeleri yer aldı.Hemos declarado, y declaramos, que está mal, que su perspectiva es incorrecta."
Bu felaketin ardından lejyonlar için XVII, XVIII, XIX numaraları asla bir daha kullanılmadı.Los números de estas tres legiones, la XVII, la XVIII y la XIX legión, nunca fueron utilizados de nuevo.
Bunlar 1986’da Ukraynada meydana gelen Çernobil nükleer felaketinin sonuçlarıydı.1986: Desastre nuclear de Chernóbil.
"Birçok felaketimiz var ama bin yıldır da bir aradayız"."Tenemos que continuar aunque nos tome cien años."
Ancak bu görev neredeyse bir felaketle sonuçlandı.Esta dificultad hizo la tarea casi un ritual.
1348'de Kara veba ve diğer felaketler, önceki felsefi ve bilimsel gelişim dönemine ani bir son vermiştir.La Peste negra de 1348 produjo el fin del periodo previo de masivos cambios científicos.
Doğal kaynaklı felaketlere ise doğal felaketler denir.Llamamos desastres naturales a los fenómenos naturales peligrosos para la especie humana.
Asurlular felakete uğrayacak, İsrail'in cezalandırılması diğer ulusların cezalandırılmasına sebep olacak.Como en el caso de las naciones vecinas, estará para castigar a Israel.
(2007) 2000'ler dünya tarihinde yıkıcı felaketler yaşanan bir onyıl olmuştur.2007, Diez días que estremecieron al mundo.
Beta kobrası: Sklansky felaketinden sonra varlığına dair hiçbir kanıt bulunamamıştır.Hoy ninguna crítica responsable disputa su origen paulino.
Polonya'nın sınır savunması planı tam bir felaketti.La ocupación Nazi de Polonia fue desastrosa para el país.
Hacıömeroğlu mahallesi, tarihinde iki büyük sel felaketi yaşamıştır.El aeropuerto de Schönefeld ha sufrido dos accidentes fatales en su historia.
Yeryüzünde felaketlere neden olur.En el juego los desastres ocasionan destrucción de la ciudad.
Toplumsal ve ekonomik sorunlar daha büyük felaketleri tetiklemekte gecikmeyecektir.La crisis económica y espiritual tarda más en afectarle.
Her zaman felaketleri düşünmemek gerek.No hay que pensar siempre en un carácter militar.
Felaket bir ona gider, bir buna.Es una catástrofe para él.
Ancak 1556 Şensi Depremi, Çin tarihinin en kötü felaketi değildir.Il terremoto del 1556 non fu il peggior disastro della storia cinese.
İbrahim'in bilge siyaseti Şirvanı viran olmaktan ve felaketten kurtardı.Abraham è risoluto nel voler proseguire, scatenando un'accessa discussione e zuffa.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.Il film però si rivelò un disastro finanziario.
Doğal felaketler de hayalet kasaba oluşumunda etkilidir.Anche disastri naturali possono creare città fantasma.
Sürekli birlikte gittikleri her yere felaket getirmişlerdir.Esse causarono grandi distruzioni ovunque andavano.
Ancak felaket burada da peşlerine bırakacak gibi değildir.Non è il dolore che infastidisce, è l'ottusità persistente".
İnsanlar bu büyük felaketin gerçeklerini öğrenmek zorunda."La gente sembra dimenticare questa semplice realtà della vita".
Bu bir felaket filmi değil.Non è solo un film.
Homo erectus'un Toba felaketi sonucu yok olduğu düşünülmektedir.Estinzione di Homo erectus, forse dovuta alla catastrofe di Toba.
1866'da siyasetten emekliye ayrıldı, iş hayatına başladı ve felaket sonuçlarla karşılaştı.Nel 1866 decise di ritirarsi dalla vita politica e di darsi agli affari con risultati non molto positivi.
Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu."Si sono dimenticati di ciò che è successo ai 44 caduti.»
Bu savaş Konfederasyon Devletleri Ordusu için en kötü felaketlerden biri oldu.Fu una delle peggiori disfatte dell'esercito confederato.
Havacılık tarihinin en büyük felaketinde 583 kişi öldü.Ci furono 583 morti ed è il peggior disastro aereo della storia dell'aviazione.
Ülke, ekonomik olarak tam bir felaketin eşiğine geldi.Dal punto di vista finanziario, come al solito, fu un vero disastro.
Bu felaketten dolayı bir milyondan fazla insan ölmüştür.Più di un milione di persone hanno sofferto la fame a causa di questa situazione.
Ancak sefer Romalılar açısından felaketle sonuçlandı.A quel punto un conflitto con i Romani apparve inevitabile.
Meydana gelen felaketlerden ötürü derinden üzüntü duyuyoruz." ifadeleri yer aldı.Aisna: “La scrittura ci fa orrore, così come ci fa orrore la morte.
Kentler bir felakete uğramayacaklardı ve her şey eskisi gibi olacaktı.Poi la magia sparirà e tutto tornerà come prima.
Tüm bunlar, ekonomik bir felaket olan Dördüncü Haçlı Seferi'nin gelişiyle birlikte değişti.Anche in questa versione il cambio usufruì della quarta marcia.
Yenilgilerin bir felaket olmadığına inanmaya çalıştılar.Hanno sostenuto di essere convinti che la miseria non è fatale.
Felaketzedelere Marshall Planı'ndan yardım geldi.Questo problema in seguito si risolse grazie agli aiuti provenienti dal piano Marshall.
Paraguay,yüz yıldan beri bu felaketin izlerini silmeye çalışıyor.Amburgo è alla ricerca delle sue radici da secoli.
Tom'un dış görünüşü felaket.Том в ужасной форме.
Baptistler Büyük Felaket'tan önce İsa'nın dünyaya inip takipçilerini cennete götüreceğine inanırlar.Баптисты верят в восхищение Церкви до начала Великой Скорби.
Baptistler Büyük Felaket öncesinde kilisenin taşınacağına inanırlar.Баптисты верят в восхищение Церкви до начала Великой Скорби.
İbrahim'in bilge siyaseti Şirvanı viran olmaktan ve felaketten kurtardı.Убит Ибрагим был позже, после мятежа янычар и свержения.
Bu felaketten sadece dümenci kurtulur.Их спасает лишь дальнейшее разрушение автомата.
Dharanilerin kendilerini zikreden kişileri kötü etkiler ve felaketlerden koruduğu kabul edilir.Дхарани также считаются защищающими того, кто повторяет их, от дурных влияний и бедствий.
1800'lü yıllarda kasabayı iki büyük felaket etkiledi.В течение 1800-х годов город пережил две катастрофы.
Bu kuruluşlar felaketlerle mücadele faaliyetleri yürütmektedir.Власти пытаются вести с этим явлением борьбу.
"Fütürizm bir felaket değildi".«Бедность не порок».
Meydana gelen felaketlerden ötürü derinden üzüntü duyuyoruz." ifadeleri yer aldı.Прости ему все оскорбления, что сошли с его уст!»
Ancak felaket burada da peşlerine bırakacak gibi değildir.Зло будет побеждено уже не в этом мире, но после его конца.
Doğal kaynaklı felaketlere ise doğal felaketler denir.Причиной смерти назывались естественные причины.
Bu bir felaket filmi değil.Это не плохой фильм.