Ana içeriğe geç
Sözlük

felaket ile cümle

felaket kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Onlar kanlı bir felakettir" dedi.[2] [3]They are a bloody disaster".[13][14]
Linate Havaalanı felaketi, İtalyan tarihindeki en ölümcül hava felaketi olmaya devam ediyor.The Linate Airport disaster remains the deadliest air disaster in Italian history.
Bir madencilik felaketi, beş veya daha fazla ölümün gerçekleştiği maden kazalarıdır.[1]A mining disaster is an incident where there are five or more fatalities.[1]
Kendisi Çernobil felaketinin gazisidir.He is a veteran of the Chernobyl disaster.
Bu bir çevre felaketidir.Das ist eine Umweltkatastrophe.
Yakın felaketler ve yeni savaşlarla ortaya çıkan tehdit kokusu onu rahat bırakmamaktaydı.Das Gefühl der Bedrohung durch nahe Katastrophen und neue Kriege ließ ihn nicht los.
Felaketzedelere Marshall Planı'ndan yardım geldi.Es erhielt etwas Wirtschaftshilfe aus dem Marshallplan.
Ancak bu görev neredeyse bir felaketle sonuçlandı.Diese Aktion endete fast in einer Katastrophe.
Havacılık tarihinin en büyük felaketinde 583 kişi öldü.Bei diesem schwersten Unglück in der Luftfahrtgeschichte kommen 583 Menschen ums Leben.
Meydana gelen felaketlerden ötürü derinden üzüntü duyuyoruz." ifadeleri yer aldı.In fact we are the Shakers“, übersetzt: „Wir werden sie erschüttern.
Bu savaş Konfederasyon Devletleri Ordusu için en kötü felaketlerden biri oldu.Es war eins der verlustreichsten Gefechte der konföderierten Armee.
Bunun yanında 2015 yapımı felaket filmi San Andreas'ta Dwayne Johnson ile birlikte rol aldı.2015 drehte er den Katastrophenfilm San Andreas, wieder mit Dwayne Johnson in der Hauptrolle.
Bu dönemdeki felaketin sonuçları tam olarak bilinmiyor.Die Langzeitresultate dieses Verfahrens sind noch völlig unbekannt.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.Der Film wurde ein finanzieller Erfolg.
Filipinler tropik fırtına felaketi sonucunda olağanüstü hal ilan etti.Im Süden der Philippinen brachte der Sturm starke Niederschläge mit sich.
Köy 1968 yılında bir yangın felaketine uğramıştır.Das Dorf wurde im Jahr 1968 von einem Erdbeben zerstört.
Bu patlamaların etkileri bir felaketti.Die Auswirkungen dieser Eruptionen waren katastrophal.
Bu felaketi her taraf duydu...”Aber Schüsse hörten wir überall... ".
14 Mayıs 1509'da Venedik için bir felaket yenilgi olan Agnadello Savaşı'na katıldı.Die venezianische Armee erlitt in der Schlacht von Agnadello am 14. Mai 1509 eine vernichtende Niederlage.
Fakat onun yardımları genellikle felaketle sonuçlanır.Sein Eingreifen verursacht häufig Katastrophen.
Feynman Challenger felaketi'nde incelenen Rogers Komisyonunda büyük bir rol oynamıştır.Persönlicher Anhang von Feynman zum Bericht der Untersuchungskommission zur Challenger-Katastrophe.
Ancak felaket burada da peşlerine bırakacak gibi değildir.Dieser kann nicht abgewehrt werden, sondern ihm nur ausgewichen.
Bu yüzden yaşanan doğal felaketler ve saldırılar sonrasında yeniden iskan edilmeyip, terk edilmiştir.Selbst vor Raub und Mord schrecken sie dabei nicht zurück.
Ama bu planları uygulamak yapılan girişimler gerçekleşemeden bu kampanyalar birer felaket ile sona erdiler.Diese Pläne – so sie existiert haben – zerschlugen sich jedoch mit der Einstellung der Serie.
1986'daki Challenger felaketini araştıran Rogers komisyonunda yer aldı.Zudem thematisiert er die Challenger-Katastrophe aus dem Jahr 1986.
Bunlar 1986’da Ukraynada meydana gelen Çernobil nükleer felaketinin sonuçlarıydı.2001) ihr Werk über die Nuklearkatastrophe in der Ukraine unter dem Titel Tschernobyl.
Yapı tekrar 1966 yılındaki sel felaketinden sonra tekrar restore edildi.Sie wurde wiederum nach dem Schaden durch eine große Überschwemmung 1966 repariert.
Ancak bu karşı karşıya kalınacak felaketlerin en küçüğü olacaktır.Diese Lösung habe die geringsten Nachteile.
Başlayan yağmurlar ise felaketi tamamladı.Als es zu regnen anfängt, bahnt sich eine Katastrophe an.
Rus ekonomisi bu sırada felakete doğru gidiyordu.Russlands Wirtschaft erlebte während dieser Periode einen Aufschwung.
Sippora, çabuk davranıp sünneti icra etti böylece felaketi önleyip Tanrı'nın hiddetinden Musa'yı korudu.Er ist Ahkunas treuer Freund, er bewahrt sie vor dem Tod und begleitet sie zu Hota auf den Berg.
İbrahim'in bilge siyaseti Şirvanı viran olmaktan ve felaketten kurtardı.İbrahim bevorzugt pastose und zugleich miteinander kontrahierende Farben.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.Le film fut un désastre financier.
Bu patlamaların etkileri bir felaketti.Les effets de ces éruptions furent désastreux.
Birçok Arap vatandaşı da, savaşa felaket olarak bakar.De nombreux Allemands se sentent coupables de la guerre.
Bu felaketi her taraf duydu...”La mauvaise volonté fut partout visible. ».
Ancak felaket burada da peşlerine bırakacak gibi değildir.Or ces défauts ne sont pas en lui (l'imam).
Başta her şey planlandığı gibi gittiyse de sonrası felaketle sonuçlandı.Lorsqu'ils ont commencé à écrire ensemble, quoi qu'il arrive, quelque chose se passa.
Her zaman felaketleri düşünmemek gerek.Ils n'évitent cependant pas toujours les accidents.
9 Eylül - Trakya ve İstanbul'da sel felaketinde 31 kişi öldü.Roumanie : les pluies torrentielles et inondations ont fait 31 morts depuis neuf jours.
Oluşan deniz kirliliği o zaman kadar görülmüş en büyük felaketti.Il s'agit de la plus grande catastrophe maritime jamais enregistrée à l'époque.
Felaketzedeler sığınacak bir barınak bulmaya çalışıyorlar.Les pauvres affluent, cherchant un refuge.
Yenilgilerin bir felaket olmadığına inanmaya çalıştılar.Ils ont affirmé leur conviction que la misère n’est pas fatale.
En çok bilinen hidrojen yangını LZ 129 Hindenburg felaketidir.C'est une référence au crash désastreux du Zeppelin LZ 129 Hindenburg.
Muharebenin sonu, Bizans ordusu için felaketti.La fin de la bataille est désastreuse pour l’armée byzantine.
Bu bir felaket filmi değil.Nous ne faisons pas un simple film d'horreur.
Bakınız Oksijen Felaketi.Histoire de l’oxygène.
Bu durum da felaketle sonuçlanan salgınların ortaya çıkmasına neden olmuştur.Celle-ci semble être à l'origine des faux signaux de détresse.
Mart 1989’da Exxon Valdez kazası ya da diğer bir deyişle petrol felaketi yaşandı.1989 : échouement du pétrolier Exxon Valdez, provoquant une importante marée noire.
"Fütürizm bir felaket değildi"."La romanisation n'est pas un événement heureux".
Konsolos bu şarkıya uymanın sonunda bir felaket getirebileceğini soyler.Ces contretemps, vont finalement, par un heureux hasard, permettre d'ajouter encore à la chanson.
Felakette 74 kişi öldü.L'accident fera 74 victimes.
Bunlar 1986’da Ukraynada meydana gelen Çernobil nükleer felaketinin sonuçlarıydı.1986 : catastrophe nucléaire de Tchernobyl.
Fakat onun yardımları genellikle felaketle sonuçlanır.Tout ce qu'ils font vire généralement à la catastrophe.
Bu liste felaket ve kıyamet filmleriyle ilgili filmleri içeren listedir.Cette liste est une ébauche concernant le cinéma et le temps.
Felaketzedelere Marshall Planı'ndan yardım geldi.La reconstruction est décidée dans le cadre du plan Marshall.
Bu dönemdeki felaketin sonuçları tam olarak bilinmiyor.Le bilan des morts de cette période reste donc mal connu.
Rus ekonomisi bu sırada felakete doğru gidiyordu.L’économie de la Russie à l’époque de turbulence.
Film bu felaketin tamamen harabeye çevirdiği İngiltere'de geçer.Cette crise que traverse le cinéaste va profondément le transformer.
Kent, 1681, 1727, 1822 ve 1827'de büyük yangın felaketleriyle boğuştu.Elle fut dévastée par des incendies en 1681, 1727, 1822 et 1827.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod