Kentler bir felakete uğramayacaklardı ve her şey eskisi gibi olacaktı.Minulost se ale napraví a vše je jako dříve.
Alman basını uğranılan felaketi ancak Ocak ayı sonunda duyurdu.Washington totiž o dění na Kubě dostal informace až koncem srpna.
Birçok Arap vatandaşı da, savaşa felaket olarak bakar.Sovětští občané velmi dobře vědí, jak strašná věc je válka.
Bir felaketin yaklaştığını mürettebata bildirmek için TARDIS'te bulunan ağır bir kilise çanı şeklindeki alarm.Na věž kostela byla umístěna poplašná siréna, která by upozorňovala obyvatele na blížící se nebezpečí.
Felaketzedelere Marshall Planı'ndan yardım geldi.Tento projekt financovala z Marshallova plánu.
Ama bu planları uygulamak yapılan girişimler gerçekleşemeden bu kampanyalar birer felaket ile sona erdiler.Ať již tímto svým činem zamýšlel cokoliv, jeho plány rychle ztroskotaly.
1800'lü yıllarda kasabayı iki büyük felaket etkiledi.Na počátku 18. století postihlo město několik nešťastných událostí.
Homer hemen Springfield halkını yaklaşan felaket hakkında uyarmaya gider.Homer se s rodinou chystá na rekonstrukci Springfieldské občanské války.
Yeryüzünde felaketlere neden olur.Na Zemi však nastávají komplikace.
1986'daki Challenger felaketini araştıran Rogers komisyonunda yer aldı.Byl také členem komise vyšetřující havárii raketoplánu Challenger v roce 1986.
Köy 1968 yılında bir yangın felaketine uğramıştır.V roce 1965 obec postihla povodeň.
Günümüze kadar sel felaketiyle birçok insan mahsur kalmıştır.Dodnes po mnohých z nich zbyly jezy.
Sürekli birlikte gittikleri her yere felaket getirmişlerdir.Všude a vždy chodily spolu.
Doğal kaynaklı felaketlere ise doğal felaketler denir.Také přivolat přírodní katastrofy.
Bu felaketin ardından açılan dava da ancak 7 Haziran 2010 tarihinde sonuçlandı.Pohroma, jakou dosud nezažil, přišla 6. června ráno.
Birliklerimi 5 Aralık'ta durdurdum, aksi halde bir felaket kaçınılmaz olacaktı." diye yazmaktadır.Din fericire, mi-am oprit trupele pe 5 decembrie, altfel catastrofa ar fi fost de neevitat. "
Bu bir felaket filmi değil.Nu este un film cu dezastre.
Tüm işaretler gelecekte gerçekleşecek korkunç felaketin belirtileridir.Toate semnele prevestesc dezastrul teribil care stă să vină.
Polonya'nın sınır savunması planı tam bir felaketti.Planul polonez al apărării la graniță s-a dovedit un eșec de proporții.
Lightoller felaketten kurtulan en yüksek rütbeli subaydı.Lightoller era cel mai în vârstă ofițer care a supraviețuit dezastrului.
Gemide geçirdiği zamanı anlatır ve Jack'ten felaketten beridir ilk kez bahseder.Ea își spune povestea de pe pachebot, menționându-l pe Jack pentru prima oară de la scufundare.
Edward Fletcher, Altıncı Subay James Moody rolünde: Felakette ölen tek düşük rütbeli subay.Edward Fletcher în rolul Ofițerului James Moody: Singurul ofițer junior al vasului care a murit la scufundare.
Her zaman felaketleri düşünmemek gerek.Nu totdeauna se obțin imagini.
Yenilgilerin bir felaket olmadığına inanmaya çalıştılar.Și-au arătat convingerea că mizeria nu este fatală.
İlk birkaç hafta içindeki Sovyet savunmasındaki taktik hatalar bir felakete neden oldu.Erorile tactice inițiale ale sovieticilor s-au dovedit catastrofale în primele săptămâni ale atacului german.
Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu."Inundațiile catastrofale au cauzat decesul a aproape 11.000 de persoane.
Bakınız Oksijen Felaketi.Numărul atomic al oxigenului.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.Filmul s-a dovedit a fi un succes financiar.
2012, Roland Emmerich tarafından yönetilen 2009 ABD yapımı bir felaket filmidir.2012 este un film SF american din 2009 regizat de Roland Emmerich.
1871 - Tarihe "Büyük Chicago Yangını" olarak geçen felakette, şehrin tamamına yakını yandı.1871: A fost declanșat cel mai mare incendiu care a cuprins vreodată orașul Chicago.
Ağabeyim filmi önceden görmüştü, yemekte bize öyle bir anlattı ki, ben de görmek için felaket sabırsızlandım.Și el, și mama mea m-au înțeles foarte bine atunci când, foarte de timpuriu, am optat pentru Arte.
Bunlar 1986’da Ukraynada meydana gelen Çernobil nükleer felaketinin sonuçlarıydı.Nivelul 7 a fost și nivelul declarat la accidentul nuclear da la Cernobîl în 1986.
Bu nedenle onların yok edilmesi büyük ekolojik felaketlere yol açabilir.Dacă această aliniere ar avea loc, există posibilitatea producerii unor dezastre naturale majore.
1800'lü yıllarda kasabayı iki büyük felaket etkiledi.Az 1800-as években két katasztrófa is sújtotta a várost.
Edward Fletcher, Altıncı Subay James Moody rolünde: Felakette ölen tek düşük rütbeli subay.James Moody hatodik tiszt (Edward Fletcher): A tiszt életét vesztette a katasztrófában.
Hernán Cortés'e karşı çıktığı 1520 Meksika seferi ve felaketle sonuçlanan 1527 Florida seferi.Az 1520-as, Hernán Cortés-ellenes mexikói, illetve 1527-es katasztrofális floridai expedíciójáról ismert.
Cenazede büyükbaba bir felaket senaryosu haykırır fakat sadece Marge dinler.A banda temetésén a templomban Nagypapára látomás tör rá, de csupán Marge tulajdonít neki jelentőséget.
1986'daki Challenger felaketini araştıran Rogers komisyonunda yer aldı.Részt vett a Challenger űrrepülő 1986-os katasztrófáját vizsgáló bizottság munkájában.
Feynman Challenger felaketi'nde incelenen Rogers Komisyonunda büyük bir rol oynamıştır.Feynman a Challenger katasztrófa idején már komoly betegséggel küzdött.
Felaketzedelere Marshall Planı'ndan yardım geldi.A háborút követően a károk rendezésére az ország részt vett a Marshall-terv segélyprogramjában.
Mart 1989’da Exxon Valdez kazası ya da diğer bir deyişle petrol felaketi yaşandı.1989. március 24.: az Exxon Valdez katasztrófája.
14 Mayıs 1509'da Venedik için bir felaket yenilgi olan Agnadello Savaşı'na katıldı.1509. május 14-én harcolt a jelentős francia győzelmet hozó agnadellói csatában.
Ayrıca 1996 yılında felaket filmi Daylight'da babası ile ikinci kez sinema filminde rol aldı.Pár évvel később szintén apja mellett szerepelt a Daylight – Alagút a halálba című 1996-os filmben.
Nureddin'e dışarı çıkarsa bir felakete uğrayacağını söyler.Mikor Nurabad távozik, megjelenik Nadir.
Her zaman felaketleri düşünmemek gerek.Hallucinációk nem mindig jelentkeznek.
Film neredeyse mali bir felaket oldu.A film anyagilag bukás volt.
Bu nedenle onların yok edilmesi büyük ekolojik felaketlere yol açabilir.Kipusztításuk rendkívül szerteágazó ökológiai hatásokat vonhat maga után.
Birçok Arap vatandaşı da, savaşa felaket olarak bakar.A szovjet nép nagyon jól tudja, milyen borzalmas dolog a háború.
Alsat-1B, tarımsal ve felaket izleme için tasarlanmış bir uydu.A TRAPPIST-1 d azonban elég vizet őrizhetett meg az élet fenntartásához.
Ülke, ekonomik olarak tam bir felaketin eşiğine geldi.De összességében az ország a gazdasági hanyatlástól szenvedett.
Bu felaketi her taraf duydu...”Ez utóbbit azonban mindannyian elvetettük..."
Yeryüzünde felaketlere neden olur.A földeken károkat okoznak.
Polonya'nın sınır savunması planı tam bir felaketti.A lengyel hadsereg légelhárítása erőtlen volt.
Dharanilerin kendilerini zikreden kişileri kötü etkiler ve felaketlerden koruduğu kabul edilir.A dharma gyakorlói megtanulják felismerni és elkerülni a negatív gondolatokat és cselekedeteket.
Resmi makamlar felaketin sorumlusu olarak plansız yapılaşan halkı gösterdi.Igazi műfaja az életigazságokat póztalanul ábrázoló népi figurák életre keltése volt.
Bu dönemdeki felaketin sonuçları tam olarak bilinmiyor.Ezen események hosszú távú következményei jelenleg nem ismertek.
Bu felaketten kurtulanlar, bağışlarıyla mucizevi kaçışlarından ötürü kilise inşasına destek olmuşlardır.Az árvíz túlélői fogadalmi adományokkal támogatták, hogy csodálatos megmenekülésük helyszínén templom épüljön.
Fakat onun yardımları genellikle felaketle sonuçlanır.Hänen läsnäolonsa saa tavallisesti aikaan katastrofeja.
Rus ekonomisi bu sırada felakete doğru gidiyordu.Tänä aikana Venäjän talous ajautui suureen kriisin.
Oluşan deniz kirliliği o zaman kadar görülmüş en büyük felaketti.Haaksirikko oli siihen asti suurin merellä tapahtunut öljyonnettomuus.