fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
9
ORT. KELİME
Savaş Masseria için kötüye gidiyordu, ve Luciano savaş sürerken taraf değiştirmek için bir fırsat buldu.這場戰爭對馬塞里亞而言一直很糟糕,盧西安諾則看到了改變效忠的機會。
Bu diğer tanrıların onu çekip çıkarması için iyi bir fırsattır.另外部分敌人也需要用到此笔神击退。
Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu.由於當時他們曾吃掉九尾內臟,擁有化身為九尾之能力。
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.만났을 때뿐만 아니라 작별할 때도 사용한다.
Sonuç olarak güneydoğu yönünde çekilerek tehlikeli bir kuşatmadan kaçınma fırsatı elden kaçırılmış oldu.이 결과, 남동 방향의 후퇴로 포위 위험을 막을 수 있는 기회를 놓치게 되었다.
Bu yapılan ekonomik her seçimin bir fırsat maliyeti vardır.모든 선택에는 대가가 있다.
Katip'in hapisten çıkma fırsatı vardır.출소(出所)는 죄수가 교도소에서 복역을 마치고 나오는 일이다.
Kısa zaman sonra ara sıra oynama fırsatı bulmaya başladı.하지만 그는 때때로 적절한 단어를 찾는 데 애를 먹었다.
Anna ile konuşabilme fırsatını yakalayan Will, kızkardeşi Honey'nin doğumgününe Anna'yı davet eder.윌리엄은 애나와 대화를 나누게되고, 여동생 허니의 생일파티에 안나를 초대한다.
Hükümetin genel amacı, bunu mümkün olan her fırsatta tekrarlamaktı.어떤 사건의 발생 확률은 그것이 일어날 수 있는 경우의 수 대 가능한 모든 경우의 수의 비이다.
Bu savaş tankları denemek için iyi birer fırsat oldu.이 전투에서 막대한 전리품을 획득하였다.
Fırsattan istifade diğer tatlısu balıkları da yakalanır.다랑어속 외에도 고등어과의 다른 물고기도 다랑어라 불린다.
Böyle bir fırsat kolay kolay ele geçmezdi.להחמיץ את ההזדמנות הזאת זה היה פשוט בלתי אפשרי.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.במוסקבה, בתמיכת פדרציית הספורט לעיוורים, נערך טורניר שוויון הזדמנויות.
Şarap temel bir içecek sayıldığından her öğünde ve fırsatta büyün sınıflarca tüketiliyordu ve oldukça ucuzdu.היין נחשב למרכיב שתייה מרכזי, נצרך בכל ארוחה או הזדמנות בידי כל המעמדות ומחירו נחשב לזול.
"Türkiye 'Ege Adaları' fırsatını nasıl kaçırdı?"."ולמה הוא נסע לטורקיה לצלם מצבות?"
Bu aynı zamanda o zamanki toplumun kabuklarının değişmesi için de çok önemli bir fırsattı.באותה התקופה גם חל שינוי מהותי בתפיסת הלוחמה המודרנית.
Fırsat mı, Tehdit mi?אלו צרכים היא עונה?
2006 yılında bu tür firmalar 12.000 iş fırsatı oluşturdu.בשנת 2012 הועסקו בפארק כ-12,000 עובדים.
Berghof'u ziyarete gelen İki konuk Hitler'i öldürmek için bir fırsat planladı.Двама гости планират да използват визита в Бергхоф като възможност да убият Хитлер.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Тази възможност не му се отдала.
Forbes dergisi Khan'ı kapağına koymuştur ve "Bir Trilyonluk Fırsat" başlığında hikâyesini anlatmıştır.Списание „Форбс“ поставя Салман Кан на корицата си със заглавие "Историята на „$ 1 трилион възможност“.
Bu fırsatı ona “Paradise” verecekti.Мястото тогава им дава впечатление за обещания „рай“.
Fırsat buldukça ben gidiyorum.Ще дойда, при условие че ме поканят.
Çünkü fırsat sosyal olarak yapılandırılmıştır.Те са построени в цивилни варианти.
Engelli kişiler eşit fırsatlar derneğinin ilk önceliktir.Основен въпрос са здравните неравнопоставени възможности.
Ve bu harika bir zamanlama, harika fırsatlar.Местността е изключително красива с прекрасни възможности за разходки.
Önceki mağlubiyetlerden morali bozulan askerler ilk fırsatta safları terk etmeye hazırlanır konumdadır.Но ако ли обезумели войска изпратят срещу нас, най-първо стари генерали да чакат смъртния си час!
Ayrıca Kontesa da bir ekstra eğlenti fırsatı sağladığını açıklar.Осигурена е възможност да се монтира допълнително сглобяема сцена.
Bu yöntem farklı seçeneklere mal olan fırsatları göz önünde bulundurmayı içerebilir.Намерете по колко различни начина може да стане този избор.
Ancak bu durum da hastalığın tanınması için fırsat yarattı.Тази проява е причина за това заболяването да се нарича сечене.
Bu rolü ile Yunanistan'da tanınma fırsatı buldu ve olumlu tepkiler aldı.В Русия търси подкрепа за евентуално въстание, но получава хладни отговори.
Fakat bu fırsattan yararlanılmadı.Unatoč tome, mi nismo iskoristili priliku.
Lucas bu fırsatı kullanarak filmde birkaç küçük değişiklik yaptı.Lucas je iskoristio ovu priliku za ubacivanje sitnih promjena u sam film.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.U Rusiji je organiziran Turnir jednakih mogućnosti, i to uz podršku Športskog saveza slijepih.
Oyun, oyunculara çeşitli gerçek savaş silahlarını kullanma fırsatı verir.Tijekom igre, igraču je na raspolaganju raznovrstan asortiman oružja.
İlk plancılarla çalışma fırsatı buldu.Nekoć je čak mogla razgovarati s biljkama.
Bu fırsat da 1623 yılında ortaya çıktı.Kiparstvo u 1623. godini.
Zeminde veya suda yavaş adımlarla besin ararlar ya da pusuda av yakalama fırsatı beklerler.Hranu traže polako hodajući po tlu ili vodi i vrebajući čekaju priliku da ulove plijen.
Reagan'ın seçilmesi seçkin sağcılar için bunları geri alma fırsatı olmuştu.Reagan ih je nosio kao poklon stranim državnicima.
Yine II. Dünya Savaşı sona erdikten sonra ilk fırsatta hacca gitmiştir.Nakon završetka prvog svjetskog rata moralo se krenuti iz početka.
Eragon sonunda dinlenme fırsatı bulur ama yeni bir saldırı yakındır.Orgon ostaje šokiran, a ujedno se javlja i novi problem.
Başkaldırıdan duygulananlar harekete geçme fırsatını hissedip örgütsel toplantılara katıldılar.Mnogi su nazočili organizacijskim sastancima, osjetivši priliku da se uključe u akciju.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.V Moskve bol s podporou športovej federácie nevidiacich zorganizovaný turnaj rovnakých príležitostí.
Aslında modernize etmek için gerçek bir fırsat vardı.Vláda však skutočne k modernizácii pristupovala.
Her fırsatta Squidward'ü ezer.Ku kaste Startroopers sa dá pridať kedykoľvek.
Bir fırsatını bulup kapatıldığı evden kaçan Lilya bir otoyol köprüsünden kendini aşağıya atar.Libia odtiaľ ujde zúfalá a spácha samovraždu skokom z mosta.
Ancak, dosyası temyizdeyken kaçma fırsatı buldu.Dalo sa jej však uniknúť keď odpočívala.
Kısa zaman sonra ara sıra oynama fırsatı bulmaya başladı.Kvôli tomu všetkému načas prestala hrať.
Richard Castle her fırsatta aile yapılarının farklı olduğunu iddia etmektedir.Príbehy o Robinovi Hoodovi sú rozličné v každom období svojej histórie.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.V Moskvi je ob podpori Zveze za šport slepih organiziran Turnir enakih možnosti.
Bu durum ayrıca çoğunlukla etkin şekilde Çin felsefesinin gelişiminde katkıda bulunma fırsatını sağlardı.Ta položaj je tudi večinoma dovoljeval aktiven doprinos k razvoju kitajske filozofije.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Dobival je pokojnino, ki mu je zagotavljala finančno neodvisnost.
Buldukları her fırsatta oyunun provasını yapmaktadırlar.Izrabijo vsako priložnost za zabavo, ki se jim ponudi.
Ve bu harika bir zamanlama, harika fırsatlar.Prelepih, fantastičnih trenutkov.
Bununla ilgili araştırma yapma fırsatı bulamadık.Nimaš možnosti spraševati o tem.
Bu sayede çocuklarının gelişimini ve sınıf içinde neler olduğunu yakından takip etme fırsatını yakalarlar.To mu omogoča, da lahko spremlja osebnostni in učni razvoj posameznikov v razredu.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Maskvoje kartu su Aklųjų sporto federacija buvo suorganizuotas lygių galimybių turnyras.
Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız.Atsirado galimybė turėti energetinę nepriklausomybę.
Senato, Caligula'ın ölümünü cumhuriyetin yeniden inşası için bir fırsat olarak gördü.Po Kaligulos mirties Senatas ketino atkurti Respubliką.
İlgili Sayfalar