fırsat ile cümle

fırsat kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
10
ORT. KELİME
Bu üçü içerisinde sadece Epir ve İznik Konstantinopolis'i tekrar ele geçirme fırsatları elde etti.Iš šių trijų tik Nikėja ir Epyras turėjo gerus šansus atgauti Konstantinopolį.
Fırsat buldukça ağaçlara tırmanır.Iškilus reikalui, jie gali laipioti medžiais.
İngiliz ve Amerikan okullarındaki eğitim sistemini inceleme fırsatı buldu.Studijavo vadybos ir informacijos mokslus universitetuose Rusijoje ir JAV.
Sovyet yayınları da ABD içerisinde okunma fırsatı buldu.Buvo visai tikėtina, kad A. Strong sovietams galėjo papasakoti, kas vyksta JAV.
Okul hayatı boyunca pek çok tarzda ressamı tanıma fırsatı buldu.Mokykla per savo ilgą gyvavimo laikotarpį sukūrė daug tradicijų.
Bu sayede Sovyet güçleri durumlarını pekiştirmeye fırsat bulabilmişlerdir.Sovietai susirūpino šios sistemos galimais padariniais.
2006 yılında bu tür firmalar 12.000 iş fırsatı oluşturdu.2006 m. įmonėje dirbo apie 600 darbuotojų.
Azerbaycan'ın dağlık arazisi, kayak ve dağcılk gibi spor dallarında büyük fırsatlar sunmaktadır.Armėnijos kalnuotas reljefas suteikia puikias galimybes slidinėjimui ir alpinizmui.
Moskova'da, Körler Spor Federasyonu'nun desteği ile bir Fırsat Eşitliği Turnuvası organize edildi.Moskvas korraldati pimedate spordiliidu toetusel nn Võrdsete võimaluste turniir.
Birbirlerine veda etme fırsatı bile bulamazlar.Hüvastijätukirja ei olnud.
Bununla beraber eşit fırsatlar ve yükümlülükleri de içerir, böylece toplumun bütününü kapsar.Võrdsus tähendab ka võrdseid võimalusi ja kohustusi, mis omakorda hõlmavad ühiskonna tervikuna.
Bu ona Tanzanya'nın kırsal bölge ve ilçelerinde halk tabanında çalışma fırsatı verdi.See andis talle võimaluse töötada rohujuuretasandil Tansaania maapiirkondades.
Bu fırsattan faydalanmak isteyen David de peşinden gelir.Kui David maksab, siis tal peab olema võimalus kasu saada.
Sezonun ilerleyen haftalarında daha sık oynama fırsatı buldu.Järgmistel hooaegadel sai ta järjest rohkem mänguaega.
Bu üçü içerisinde sadece Epir ve İznik Konstantinopolis'i tekrar ele geçirme fırsatları elde etti.Neist kolmest olid Epeirosel ja Nikaial parimad võimalused Konstantinoopolis võimu taastamiseks.
Bu arada birkaç opera besteledi; ama bunları sahnelemek için fırsat bulamadı.Ta kirjutas mitu näidendit, kuid need ei jõudnud lavale.
Böylece ortaya çıkabilecek bir kriz işletme açısından bir fırsata dönüştürülebilir.Vastasel juhul on oht konflikti tekkeks tegevuse jõustumisel.
Doktor, onu gezegenine götürüp, ona hayata yeniden başlaması için bir fırsat daha verecektir.Äio laseb inimese vabaks, annab talle võimaluse lennata.
Tuğluk için bulunmaz bir fırsat çıkmıştı.Külmtõvest lahtisaamiseks oli mitu võimalust.
Kadınlar için fırsatlar artmıştır.Mai on eesti naisenimi.
Gerçekten iyi bir söz yazarı bu yüzden onunla çalışma fırsatı yakaladım.Kiri oli tõesti Rebase mehe kirjutatud, selles oli hoiatusmärk talle.
Artık daha çok fikirlerini yazabilme fırsatı buldu.Kahjuks ei olnud tal enam piisavalt aega oma kõigi mõtete jäädvustamiseks.
Bu işinde, vaktinin çoğunu okuma ve yazmaya ayırma fırsatı buldu.See jättis talle aega, et rohkem lugeda, õppida ja kirjutada.
Burada üç buçuk sezon sıkça oynama fırsatı buldu.Ta mängis Den Haagis kokku kolm ja pool hooaega.
İki sezon boyunca bazı karşılaşmalarda sonradan oyuna girerek oynama fırsatı buldu.Tänu sellisele edule pakuti talle varsti kahel matšil osalemise võimalust.
23 yaşındaki Amokachi de bu fırsatla Uche Okechukwu ve Emmanuel Amuneke ile birlikte kadroda yer aldı."Kolmekümne seitsme aastaselt lahkusid ka Puškin, Apollinaire ja Majakovski.
1,000 kilo çilek üretimi için fırsat maliyeti tam burada olacak.A koszt alternatywny wyprodukowania tysiąca funtów jagód znajduje się tutaj.
1,000 kilo çilek üretimi için fırsat maliyeti tam burada olacak.Тож витрати для них на вироблення тисячі фунтів буде тут.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.2000-ben lehetőségem volt Dél-Afrikába menni és egy új opera társulatot alapítani.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.지난 2000년, 전 남아프리카 공화국에 가서 새로운 오페라단을 만들 기회를 얻었었습니다
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.En 2000, j'ai eu la possibilité d'aller en Afrique du Sud former une nouvelle compagnie d'opéra.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.En el 2000 tuve la oportunidad de ir a Sudáfrica a formar una nueva compañía de ópera.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.În 2000, am avut şansa să merg în Africa de Sud, pentru a forma o nouă companie de operă.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.In 2000 had ik de kans om naar Zuid-Afrika te gaan om een nieuw operagezelschap op te richten.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.Nel 2000 ebbi l'opportunità di recarmi in Sud Africa per formare una nuova compagnia operatica.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.Pada tahun 2000, saya mendapat kesempatan pergi ke Afrika Selatan untuk mendirikan perusahaan opera baru.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.V roce 2000, jsem dostal příležitost jet do Jižní Afriky dát dohromady nový operní sbor.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.W roku 2000, miałem okazję pojechać do RPA, by założyć nową operę.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.В 2000 году у меня появилась возможность поехать в Южную Африку организовать новую оперную труппу.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.През 2000 година, имах възможността да отида в Южна Африка и да формирам нова оперна компания.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.Ще в 2000 році, я мав можливість поїхати до Південної Африки для формування нової опери.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.בשנת 2000, הייתה לי הזדמנות לנסוע לדרום אפריקה כדי לגבש להקת אופרה חדשה.
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.مرة أخرى في عام 2000، أتيحت لي الفرصة للذهاب الى جنوب افريقيا لتأسيس شركة جديدة للأوبرا
2000 yılında, Güney Afrika'ya yeni bir opera topluluğu kurmak için gitme fırsatım oldu.取り組む機会がありました 現地に赴き 主に国内あちこちの
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.이것은 21세기의 가장 큰 경제적 기회가 될 수 있습니다.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Cela pourrait être la plus grande occasion économique du 21e siècle.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Das könnte die größte wirtschaftliche Gelegenheit des 21. Jahrhunderts sein.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Ésto podría ser la oportunidad económica del siglo 21.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Het kan de grootste economische kans zijn voor de 21ste eeuw.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Poate fi cea mai importantă oportunitate economică a secolului 21.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Potrebbe essere la migliore opportunità economica del 21esimo secolo.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.To może być największa ekonomiczna okazja 21 wieku.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Това може да бъде икономическия потенциал на 21 век.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.Это, возможно, крупнейшая экономическая возможность в 21 веке.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.זה יותר גדול מהאינטרנט. ייתכן שזו ההזדמנות הכלכלית הגדולה ביותר של המאה ה-21.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.قد تكون هي أكبر فرصة اقتصادية للقرن ال 21.
21. yüzyılın en büyük ekonomik fırsatı olabilir.更に、もし成功すれば地球上の生物にとって
50 lerin ve 60 ların kısıtlı fırsatları, kızların sahip olamadıkları.여성들은 가지지 못했던 흔치 않은 기회의 산물입니다.
50 lerin ve 60 ların kısıtlı fırsatları, kızların sahip olamadıkları.הזדמנויות נדירות של שנות ה-50 וה-60, שבנות אחרות לא זכו להן.
50 lerin ve 60 ların kısıtlı fırsatları, kızların sahip olamadıkları.فرص نادرة في الخمسينات و الستينات ، لم تكن لتحصل للفتيات.
İlgili Sayfalar